Yaşayan İnsan Hazinesi: Hayri Dev

Bir Fransız vatandaşının keşfedip ülkemizin ve dünyanın gündemine taşıdığı Hayri Dev, 2008 yılında UNESCO 'Yaşayan İnsan Hazinesi Kültürel Miras Taşıyıcı' listesine girmiş. Bütün bu olan bitene rağmen o yine köyünde mütevazı yaşantısını sürdürüyor. Muaz Ergü yazdı.

Yaşayan İnsan Hazinesi: Hayri Dev

Anadolu’nun türkülerini, türkülere ses olan yüreklerini anma, anlama, anlatma gayretindeyiz. Türküleri, avazları, göğe bıraktıkları çığlıkları kulaklarımızda, zihnimizde çınlayan ama kendileri unutulan yüce gönüllü insanlarımız… Benliklerinden, nefislerinden geriye hiçbir emare bırakmayan söz mimarlarımız… Bu sefer de yolumuz Denizli’nin Çameli ilçesinin Gökçeyaka köyüne düştü. Rüzgârın çam yapraklarıyla eşiz musikisinin gökyüzünü kapladığı bir Anadolu köyü. Saf, tertemiz, hileyle hurdayla kirlenmemiş, doğayla insanın muhteşem terkibi… Gökçeyaka’da bir usta… Üç telli saz ve çam dalından yapılmış bir düdük… “Koca usta” diyorlar ona… O, Hayri Dev… Çoban, çobanlık yapmış yıllarca… Elinde üç telli bağlamasıyla hasreti, sevdayı, hüznü paylaşmış uzun dağ gecelerinde, ayın altında, parmaklarını uzatsa handiyse dokunabileceği yıldızların yârenliğinde…

Bir havada çam kokusu olmadan bir de müzik olmadan yaşayamam” diyor Hayri Dev. Müzikten kastı kulaklarımızı sağır eden, bizi uyuşturan tekno müzik değil tabiî ki. Nameleri insanı eşsiz bir sükûta, dinginliğe çağıran… Kendi içimize doğru yöneldiğimiz bir büyük yolculuk. Tellerinden gurbet havalarının göğe karıştığı, oradan ruhumuza gurbet olan bedenimize çarparak içimizi yakan ezgiler... 

Kendi otantik değerimizin farkına bir yabancı dolayısıyla varmak

Hayri Dev, 1933 yılında Gökçeyaka’da doğuyor. Her çocuk gibi yürümeye başladığında bütün varlıkları olan üç beş koyunun, keçinin arkasında çobanlık yapıyor. Okula gitmiyor. Okuma yazmayı sonraları kendi gayretiyle bir arkadaşından öğreniyor. Büyüklerinden duyduğu türkülere, dinlediği üç telli bağlamaya gönülden bağlanıyor. Koyunlarının, keçilerinin arkasında dağları ve gökleri türkülerle, ağıtlarla, sevda nameleriyle çınlatıyor. Birkaç kez görüp âşık olduğu ve evlenemediği “Birgül”ün hayaliyle türküler söylüyor, ağıtlar yakıyor. Dağları, taşları hasret ateşinin harıyla yakıp kavuruyor. Koyunların, keçilerin ardındaki çocuk, zamanla yörenin bütün müziklerini ustalıkla çalan bir dev oluyor. Özellikle Masıt Kırığı denilen mahalli ezgiyi çalmada üzerine yok. Evet, kendi yaptığı çam düdüğü ve üç telli bağlama ile insanın ruhunu somut zamandan alıp bütün zamanlarda dolaştırıp geri getiriyor.

Kendi yağıyla kavrulan, belki de şimdilerde kimsenin hatırlamayacağı Hayri Dev’in gündeme gelmesi ne yazık ki Fransa’da müzik öğretmenliği yapan ve tatil için geldiği Türkiye’de, daha önce İspanya’da dinlediği bağlamanın izini süren araştırmacı Jerome Cler dolayısıyla gerçekleşir. Evet, bu Fransız araştırmacı ve müzik öğretmeni olmasaydı biz bu müziği duymaktan ve bilmekten mahrum kalacaktık. Kendi otantik değerimizin farkına bir yabancı dolayısıyla varmak!

Elin Fransız’ı, bir bağlamanın tınısının peşine düşerek binlerce kilometre öteden geliyor

Cler, 1992’de taa Hayri Dev’in köyüne kadar gidiyor. Günlerce araştırma yapıyor, daha sonra belgesel çekiliyor. Hatta 300 sayfanın üzerinde bir tez hazırlayarak Sorbon Üniversitesi’nde doçent oluyor. Cler, bir söyleşisinde şunları söylüyor: “Üsluptaki samimiyetti beni çarpan. Sanatçıyı sordum. Hayri Dev, dediler. Tanışmak istediğimi söyleyince köyüne gittik. Çameli dağlarını, köyünü gördüm. Misafiri oldum. Hayri Dev bilge kişilikli, doğayı çok iyi tanıyan, çok neşeli, nüktedan biridir. Öylesine dost olduk ki, her yıl ziyaretine gelmeye başladım." Öyle ki Fransa’dan bir müzik heyeti gelerek köyde bu müziğimiz üzerine araştırma yapıyorlar. Hayri Dev defaatle Fransa’ya çağrılıyor, Sorbon’da ders veriyor, ayrıca konser programları da düzenleniyor.

Hayri Dev, 2008 yılında UNESCO “Yaşayan İnsan Hazinesi Kültürel Miras Taşıyıcı” listesine giriyor. Bütün bu olan bitene rağmen o yine köyünde mütevazı yaşantısını sürdürür. Müziği ya da yaptığı işi ödül ya da başka bir beklenti dolayısıyla yapmıyor. Bizzat yaşam şekli bu… Maddi yokluğa, yoksulluğa takılmadan gönül zenginliği, ruh dinginliği peşinde olmak… Zaten gönül zenginliğiyle maddi zenginlik birbiriyle ters orantılı değil mi?

Bu toprakların yabancısıyız

Hayri Dev… Bir yanda dağların serin rüzgârı, bir yanda çam kokuları, bir yanda toprağın mütevazılığı, samimiyeti…

Maalesef Hayri Dev gibi büyük değerleri kültür politikalarımızın yokluğu ya da yozluğu dolayısıyla bilmiyoruz, tanımıyoruz. Belediyeler mahalli günlerde, bayramlarda festivaller, konserler düzenliyor. Avuç dolusu paralar harcanıyor. Ne yazık ki hiçbir belediye kendi mahalli sanatçılarının, kültür adamlarının farkında değil. Gerçek sanatkârlar yokluğa, yoksunluğa, unutulmaya mahkûm edilirken sanat ve sanatçı demeye bin şahit isteyen değersizlikler millete pazarlanıyor. Elin Fransız’ı, bir bağlamanın tınısının peşine düşerek binlerce kilometre öteden geliyor. Biz burada, bu toprakların yabancısıyız. Saflığı, samimiyeti unuttuk ne yazık ki!... Sanatımız da kültürümüz de piyasaya endeksli. Reklamlara… Kendimizi ifade edecek, kendimizi bulacak bir musikimiz bile kalmadı. Anadolu’nun renkleri birer birer soluyor. Bize dehşet bir yozluk kalıyor. Korkunç bir yozlaşma…

Muaz Ergü

Yayın Tarihi: 24 Ocak 2017 Salı 15:19 Güncelleme Tarihi: 20 Şubat 2020, 17:36
YORUM EKLE
YORUMLAR
hkaraduman
hkaraduman - 4 yıl Önce

https://youtu.be/zVns1kD270I

banner19

banner36