banner17

Yabancı dil nasıl öğrenilir?

Abdüssamed Bilgili Manchester'a giden hocasını rahat bırakmadı, bol tebessümlü konuşturdu…

Yabancı dil nasıl öğrenilir?

Mücahit Kaçar, İstanbul Üniversitesi’nde Türkoloji okuyan öğrencilerin sevdiği bir araştırma görevlisiydi. Katü’den gelmiş ve doktora çalışmasını burada sürdürüyordu. Sonra ansızın İngiltere’ye gidiverdi. Kendisiyle bir söyleşi yaptık. Baştan aşağı bol tebessümlü bir söyleşi oldu. Tebessüm ederek okuyacaksınız…

Mücahit Kaçar
(+)

Selamlar hocam, nasılsınız?

Teşekkürler, iyiyim hamdolsun. Siz nasılsınız?

İyiyiz, derslik 328 ile anfi 10 arasında gidip geliyoruz… Doktora çalışmasını İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yapıyordunuz. Doktora çalışmanız ne durumda?

Doktora tezimin büyük kısmını buraya gelmeden önce bitirmiştim. Eksik kalan bir-iki bölümü de burada hazır hale getirme ve tezin önceki kısımlarını okuma ve düzeltme işiyle uğraşıyorum. Kısmet olursa, haziran sonunda Türkiye’ye döndüğümde orada da bir ay falan çalışıp teze son şeklini vermeye ve ağustos ayında sunmaya niyetliyim. Tabi takdir tedbiri bozmazsa. Burada bir beyit geldi aklıma, yazmazsam ölürüm:

“Tîz olma teemmül kıl her hâle tahammül kıl

Allâha tevekkül kıl tedbîri bozar takdîr”          (Kemal Paşazade)

Yurt dışındasınız, nerdesiniz şu an?

Manchester’dayım şu an.

Sanırım yabancı dilinizi ilerletmek için…

YÖK’ün araştırma görevlilerine tezleriyle ilgili araştırma yapma ve yabancı kaynakları da inceleme amacıyla sağladığı bir bursla geldim.  Buradan da anlaşılacağı üzere aslında yabancı dilimi geliştirmek amacıyla gönderilmedim. Fakat hepimizin bildiği üzere, bir yabancı dilden geçmiş olmak –özellikle Türkiye’de - o dili bildiğiniz anlamına gelmiyor. Ben de akademik kariyer için gerekli puanı almış olmama rağmen konuşmakla ilgili büyük problemler yaşıyordum. Benim buraya gelmekteki öncelikli amacım soruda da belirtildiği üzere yabancı dilimi konuşmada pratiklik anlamında ilerletmek. Ama gönderilme amacıma da uymaya, tezimle ilgili yabancı makaleleri ve çalışmaları incelemeye gayret ediyorum.

Orada havalar nasıl, İstanbul ve soğuk yağmurlu bu günlerde?

Manchester, gün içinde dört mevsimi aynı anda yaşayabileceğiniz enstantanelere sahip olmakla birlikte, genelde yağmurlu bir havaya sahip. Yağmur dediysem ahmakıslatan cinsinden. Yani hafifçe yağar, iki dakika şiddetlenir ve tekrar nazlı nazlı yağmaya başlar. Ben lisans ve yüksek lisansımı yaptığım Trabzon’da bu tür havalara alışık olduğum ve az buçuk da romantik bir yapıya sahip olduğum için seviyorum bu havaları. Ama geceleri çok soğuktur. Bu anlamda İstanbul’u özlüyorum.

Günleriniz nasıl geçiyor?

“Günlerimiz çok hızlı geçiyor” deyip geçmek istemiyorum.

Geçmeyin tabi uzun uzun anlatın hatta…

İlk geldiğim aylarda İngilizce konuşulanları anlama ve derdini anlatabilme problemini aşmak için biraz gayret sarf ettim. Bu anlamda Manchester Üniversitesi’nden lisans seviyesinde Türk edebiyatı derslerini takip ettim, bir iki Türkçe meraklısı arkadaşa Türkçe anlatıp karşılığında İngilizce pratik yaptım ve en son olarak İngiliz bir çiftle Pazar günleri köpeklerini gezdirdim,  yani baya bir pratik yaptım. Sonuç mu? Bakkala gittiğimde Rıza usta iki ekmek bir süt diyebiliyorum. Daha fazlası yok şimdilik. Buna da şükür.

Şimdi…

Şimdi biraz daha rahatım derdimi anlatma konusunda. Gün içinde İngilizce televizyon izlemeye çalışıyorum. Burada programların %95’i (nasıl ölçtüysem artık) İngilizce altyazılı. Tabi Türkçe olsaydı daha güzel olurdu ama buna da şükür. Bu sayede biraz biraz anlayarak televizyon izleyebiliyorum. Tabi çok entel dantel programlar ağır geliyor. Şimdilik en sevdiğim programlar Türkiye’deki Var mısın Yok musun’un İngiliz versiyonu olan “Deal or No Deal”. Bir de akşamları güzel filimler veriyorlar. Memleketimde izlediğim ve sevdiğim filimleri İngilizce alt yazılı bulmuşken hanımla birlikte izliyoruz. Tabi açıkçası izlediğim bazı filimleri bilmiyormuş numarası yapıp, sonra da “bak gördün mü benim tahmin ettiğim gibi bitti” çakallığını da yapmıyor değilim. Ama olsun, arada karizma yapmak gerekiyor, bulaşık yıka yıka nereye kadar karizmayı çizdireceğiz değil mi? Buradan da anlaşılacağı üzere, günün bir bölümü de bulaşık ve yemeğe yardım etmekle geçiyor. Bu kısmı biraz hızlı geçmek istiyor ve konuyu kapatıyorum.

Mücahit Kaçar“Hani tez ve makale okuyordunuz” dersen, açıkçası ben de şimdi fark ettim ki okumuyormuşum. Şaka şaka sabah erken kalkıp biraz tez ve makale çalışması yapıyorum. Gece de yatmadan önce muhakkak biraz çalışıyorum. Zira ÖSS’ye hazırlanırken öğrendiğim bir şey vardı: yatmadan önce ne çalışırsan, uyuduğunda zihnin onu tekrarlar, sabah kalktığında öğrenmiş olduğunu fark edersin. Şu ana dek faydasını görmedim ama olsun, ben gene de yatmadan önce üç beş cümle İngilizce metin okuyorum.

Her gün değil ama iki haftada bir üniversiteden danışman hocamla, önceden hazırlandığım bir İngilizce metni tartışmaya, metin üzerinde konuşmaya gidiyorum. Hocam Türk ve konuşma da Türkçe. Ama okuduğum metni anlamış olsam bile, konuşma anında makalenin satırları arasında slalom yapmak biraz vakit alıyor. Halbuki hocam ne güzel ezbere cümle okuyor, bahsettiği şeyi pat diye buluyor. Buradan da anlaşılacağı üzere ben genelde hocanın fikirlerine katılan bir tartışmacı vaziyetindeyim şu an.

Ve yine haftada bir-iki defa olmak üzere, burada edindiğim arkadaşlarla İngilizce pratik ve muhabbet yapmak üzere buluşuyoruz. Velhasılı kelam burada günler başta da dediğim gibi biraz hızlı geçiyor.

“Diyar-ı küfrü gezdim beldeler keşaneler gördüm

Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm”

Siz de Ziya Paşa gibi mi düşünüyorsunuz?

Ziya Paşa’ya şu anlamda katılıyorum: Modern bina sayısı çok az zira eski binaları restore ederek gayet de güzel kullanıyorlar. Caddelerde yol boyunca iki tarafta tarihî binaları görünce adamları takdir etmemek mümkün değil. Bizde Ziya Paşa zamanında nasıldı bilemiyorum ama günümüzde tarihî eserlerin viranelere döndüğü hepimizin malumu. Avrupa’nın diğer şehirlerini bilemiyorum, karşılaştırmayı bütün bir diyar-ı küfrü gezenler çok daha iyi yapar. Ama İngiltere için söyleyebileceğim tek şey var: Bu insanların tarihî mirasa ve geleneklerine sahip çıkmakta gösterdikleri hassasiyete şapka çıkartmak ve haklarını teslim etmek gerekiyor. İngilizler, büyük bir imparatorluğun varisi olduklarını gözümüze gözümüze sokmayı çok iyi başarıyorlar.

Ziya Paşa acaba sadece binalarını, köşklerini mi kastetti. Bence de sizce de tabiî ki hayır! Tarihî binalarını falan bir kenara bırakırsak şöyle de bir karşılaştırma yapılabilir: Burada insana verilen değer gerçekten çok dikkat çekici. Kurallara uymak bir kültür/yaşam biçimi haline gelmiş adeta. Kuralsız hiçbir iş olmaması, karşıdakinin hakkına saygıya dikkat edilmesinden kaynaklanan düzen hemen fark ediliyor. Buranın vatandaşı olmamama rağmen ücretsiz sağlık hizmeti alabilmem ve bunun da Türkiye’deki özel hastanelerden çok daha fazla güler yüzle yapılması; üniversitelerde tek bir kontrol bile yapılmaması; bir yabancı olarak elini kolunu sallayarak üniversiteye girip çıkabilmen gibi ayrıntılara bakılırsa diyar-ı küfürden bir memleket olan İngiltere’de bunları görmek Ziya Paşa’ya hak vermemi sağlıyor. Bu konu çok can yakıcı, kısa geçsek iyi olacak.

Bunları çabucak geçelim o halde… Bu söylediklerinizden sonra nasıl soracağım bilmiyorum ama burada  en çok neyi özlediniz? Ya da özlemediniz mi? Burnunuzda bir memleket özlemi tütüyor mu?

Şimdi açık konuşmak gerekirse, oraları özleyecek fırsatım olmadı. Şaka bir tarafa da, haberi olmayanlar için söyleyeyim, babam beyin tümöründen ocak ayında vefat etti. Cenaze için gelmiştim Türkiye’ye. Babamın ardından amcakızı da vefat etti. Allah’tan ikisine de bu vesileyle rahmet diliyorum tekrar. Cennetinde buluştursun bizi inşallah. Bu sebepten ocak ayı boyunca Türkiye’deydim. Çok da güzel hatıralarla dönmedim buraya. Çok yoruldum ve yıprandım açıkçası. Tabi insan kendi memleketinden uzun süre ayrı kalınca özlüyor bir şeyleri ama ne yalan söyleyeyim sevdiklerimle, dostlarla muhabbet dışında sırf oralara ait olan herhangi bir şeyi özlemedim şu an.

İlginç…

Burada benim biraz garipsenen bir özelliğim ortaya çıkıyor: Yeni durumlara ve ortamlara çabuk adapte olabilen, duygusal olmasına rağmen insanlara bağlanamayan bir yapım var. Bu yüzden şimdilik buralar güzel, daha özlediğimi hissedecek kadar da çok kalmadım, hak verirsiniz umarım.

Hak veririm de bizi özlemediniz mi yani?

Tamam tamam öğrencilerimi de çok özledim. Hele şimdi Edebî Sanatlar dersine girmek, kinayeyle tevriye arasındaki farkı anlatmak vardı, ahh gözlerimde tütüyor.

Evet, umarım bu sefer ki derste benim saçlarım üzerinden derse malzeme toplamazsınız… Böylelikle benimde burnumda tutabilir bu ders. Neyse…

Halet-i ruhiyenizi özetleyen bir cümle / bir mısra?

Yukarıda da anlattığım gibi kendisiyle barışık, hayatından mutlu bir ruh halim var şu an. Bir de ocak ayında babamı ve amcakızını kaybettiğimi söylemiştim: Buraya dönmeden önce de eşimin hamile olduğunu öğrendik. Çok klişe olacak belki ama Allah sevdiğim iki insanı aldı, arkasından bana ikiz evlat nasip etti.

İkiz mi, maşallah!

Evet, Ağustos sonunda ikiz çocuklarımız olacak inşallah. Cinsiyetleri henüz belli değil ama bu ruh halimi anlatan beyitler belli. Şu an şiirleri üzerinde tez çalışması yaptığım Kemal Paşazade’den geliyor:

"Âlemde gam kişiye dem-â-dem gelür gider

Âdem mi var ki âleme hürrem gelür gider

Her kişiye belâ yüküni çekdürür felek

Kimdür ki bu cihâna müsellem gelür gider

Göz yum cihândan aç gözini kendü hâlüñe

Sen göz yumup açınca bu âlem gelür gider

Cehd it ki hayrile analar halk adunı

Âlemde adıdur kalan âdem gelür gider"

Çok sevdiğim bir gazelden alınmıştır bu beyitler. Demin özetlediğim ruh halime tıpatıp uymakta. Zira ölüm ve doğum anlamında hayat devam ediyor ve bize de göz yumup bu takdire razı olmak düşüyor.  Bu arada son beyitteki edebî sanatlara dikkat, orada olsam bunu kesin sorardım. Çok acayip sanatlar var hala çözemediğim.

Nasıl vakit geçirdiğinizi söylediniz ama yine de soracağım, kitap okumaya vakit ayırabiliyor musunuz? Vakit ayırabiliyorsanız neler okuyorsunuz…

Bu soruya da yukarıda bir nebze de olsa cevap vermiştim, evet. Zira dediğim gibi, buraya tezimle ilgili çalışmalar yapmak için geldim. Bu anlamda bu kısa süre içinde tez ve İngilizce dışında kitap okumaya vaktim yok; olsa da ben okur muyum? Hayır. Çünkü amacıma uygun olarak vaktimi değerlendirmek istiyorum. Bu anlamda elimden geldiğince İngilizce kitap karıştırmaya ve tezimle ilgili makaleler okumaya çalışıyorum.

Peki yanımda getirip de okumadığım, Türkiye’ye gelince ilk iş okuyacağım kitaplar var mı? var. Onları söyleyeyim bari. Romanlarını çok sevdiğim Amin Malouf’un “Çivisi Çıkmış Dünya” isimli deneme kitabını yanımda getirmiştim. Üç beş sayfa derken belki onu bitirebilirim, emin değilim. Eşim, Khaled Hosseini’nin “Bin Muhteşem Güneş” isimli kitabını bitirdi ve ağladı. Hayret ettim, sırf meraktan okuyabilirim. Zaten aynı yazarın “Uçurtma Avcısı” isimli ilk kitabını da tavsiye etmişti, o da duruyor hala. İlk iş peş peşe okunacak bu iki kitap. Ve tabiî ki Murat Menteş! Dublörün Dilemması’nı zevk alarak okumuştum. Klasik tabirle, lezzetli kitaplardandı. Son kitabı “Korkma ben Varım”ı okumak için de sabırsızlanıyorum. Misal, kitap şimdi yanımda olsa her işi bırakır, önce onu okurum. O derece merak ediyorum yani.

O derece merak etmekte haklı olacağınız bir kitap Menteş’in kitabı, şiir kitabı da çıktı: Garanti Karantina. Onu da kaçırmayın derim…

Olur Abdüssamed, sen tavsiye edersin de okumam mı?

Estağfurullah… Sizi daha fazla yormayayım. O yüzden son soru: Türkiye’ye, İstanbul’a, öğrencilerinize söylemek istediğiniz bir şey…

Şimdi diyeceklerimle yılların hocaları gibi olacağım ama ne yapalım bulaşıyor bir tarafından bu huy. Derslerine çalışsınlar, bolca kitap okusunlar, çok gezmesinler. Ya da dur, aslında çok gezsinler İstanbul’u. Konu İstanbul olunca, okumaktan çok gezmek lazım kanaatimce. Camilerinden çay bahçelerine, türbelerinden kütüphanelerine, saraylarına kadar Allah ne verdiyse artık. Boğaza farklı manzaralardan bakmayı da unutmasınlar ince belli bardaklarda gelen çay eşliğinde.  Şimdi birkaç mekan ismi verirdim boğaza nazır ama reklama girer.

Herkese selamlar yolluyorum sizin vasıtanızla. Yukarda nankörlük ettim; şimdi fark ettim ki çok özlemişim hepinizi. Yakında görüşmek üzere. Allah’a emanet olunuz.

Çengelköy’de bir çay borcunuz olsun o halde, siz de Allah’a emanet olun.

 

Abdüssamed Bilgili sınır tanımadan konuştu!

Güncelleme Tarihi: 13 Mart 2010, 23:19
YORUM EKLE
YORUMLAR
mücahit hocaaaaa
mücahit hocaaaaa - 9 yıl Önce

ne güzel günlerdi, edebi sanatlarda kitabın tamamından sorumlu olduğumuz failatünlü günler.

vefalı öğrenci
vefalı öğrenci - 7 yıl Önce

artık geldiniz türkiyeye gerçi ama yine de yazmak istedim. iyi ki böyle asistanlar var üniversitede. kendisi gerçekten ALLAH korkusu olan ve hocasına, öğrencisine, insana,eşyaya nasıl davranacağını bilen edeb sahibi insandır. hürmetler...

banner8

banner19

banner20