banner17

Vehhabilerin imamı değil sadece

Şeyhülislam diye anılır kendisi. İsmini andığınızda birden ortalık karışır çünkü. Neden bu kadar korkulur İbn Teymiyye'den?

Vehhabilerin imamı değil sadece

20 Zilka'de 728, yani takriben 26 Ekim 1328 pazartesi günü, Dımaşk kalesinde bir mahpus vefat edince, ölümü duyan Dımaşk ahalisi kaleye hücum eder. Halkın amacı dirisi tutsak olan merhumun en azından ölüsünü özgür bırakmaktır. Çünkü halk bilmektedir ki hayattayken zulme eyvallahı olmayan âlimlerin ölüleri de özgürlük tutkunudurlar. İşte İmam Ebu Hanife, nam-ı diğer İmam-ı Azam (imamların ulusu)… O da vefat etmeden önce şöyle vasiyet etmişti: “Beni gasp edilmemiş topraklara/ özgür topraklara gömün!”İbn Teymiyye

Adalet neye tekabül etmeli?

Yüce şahsiyetleri değerlendirirken birçoğumuz adaleti elden bırakıyoruz maalesef. Kantarın topuzunu kaçırdığımız böyle durumlarda sevgimiz veya nefretimiz adil olmaktan uzak tutar bizi. Hele nefretimizin kaynağı tanımazlık, bilmezlik ise…

Sevdiklerimizi aşırı yüceltip hatadan beri görmek ile sevmediklerimizi her zaman yanlış/hatalı görmek farklı şeyler değil. Oysa adalet, tahayyülümüzde büyüttüğümüz efsanelerimizi sıradanlaştırıyorsa ya da güzelim bir teoriyi berbat eden bir gerçekliğe tekabül ediyorsa da boyun eğilmesi gerek en büyük yargıçtır. Zira Allah el-Âdil’dir.

Kendisinden adıyla bahsetmek o kadar tepki çeker ki…

Birçok fıkıh kitabında bu sıfatla karşılaşırsınız: Şeyhülislam. Hemen aklınıza gelen tabii ki bir Osmanlı’dır. Liseli yıllarımızda takip ettiğimiz fıkıh kitabı, Hanefi fıkhının en önemli kitaplarından biri olan “Mülteka tercümesi” idi. Derin ve girift birçok konuda hep Hanbelî olan şeyhülislamla karşılaşırdık. Bir gün hocamıza bu Hanbelî âlimin hangi şeyhülislam olduğunu sorunca aldığımız cevap başka sorulara kapı açmıştı: İbn Teymiyye.

İmam İbn Teymiyye’yi değerlendirmeye kalkmak mayınlı bir arazide yürümeyle eşdeğer. Çünkü kendisinden adıyla bahsetmek bile o kadar tepki çekmektedir ki bunu önlemek için “Şeyhülislam” sıfatıyla bahsi geçer.

İbn Teymiyye’nin en büyük hatası belki çok zeki olmasıdır. Velut bir âlim olmak her dönemde iftiralara maruz kalmaya hüküm giymek anlamına geliyor.

İbn Teymiyye
(+)

‘Yanıp kavrulma’ ilim âşığını ifadeye muktedir değil

İbrahim peygamberin (Allah O’nu esirgesin) yurdu olan Harran’da dünyaya gelir. Hicrî altıncı asrın sonlarına tekabül eden bu tarih, aynı zamanda el-Kâmil fit-Tarih müellifi İbn Esir’in, “Keşke annem beni doğurmasaydı da, ne bu günleri görseydim ne de gördüğüm zulümleri yazsaydım!” dediği utanç çağına denk düşüyordu. İplerinden boşalan vahşi hayvanlar gibi etrafa saldıran Moğol sürüleri Buhara’dan, Semerkand’dan Bağdat’a Ninova’ya kadar varır. Ve geçtikleri her yerde bedeviliğin izini bırakırlar: Âlimlere ve paha biçilmez kütüphanelere kıymak. Hoş bugün büyük şeytan ve avanelerinin yaptığı şey de çok farklı değil!

Daha ömrünün ilk yıllarında hicretle tanışır. Mezopotamya’dan Bilâd-ı Şam’a doğru akar hayat ırmağı. Medreseden ise hiçbir zaman kopmaz. Derin İslam ilminin altında yatan gerçek budur, ‘ilim aşkı’. Bu aşka insan tutulmaya görsün. ‘Yanıp kavrulma’ terkibi, aşkın bu halini ifadeye kifayet etmiyor. Hele bir de Âlim-i Zül’Celal’ın verdiği akıl nimetiyle birleşirse bu aşk, Mecnun ile Leyla’nınki basit bir çocukluk hevesinden öteye gitmez bunun yanında. Çünkü Mecnun’un Leyla’ya vuslatı mümkünken ilim âşığının vuslatı gayr-ı kabildir. Zira ilim bir derya ise insanın fehmi ancak bir katre olabilir.

Âlimler Merdin'de İbn Teymiyye'nin Mardin fetvasını tartışıyor
(+)

Her kul gibi hataları var Teymiyye’nin

Müslüman âlimlerin ilim katresi en büyük olanlarından biridir Şeyhülislam İbn Teymiyye hiç şüphesiz. Geniş müktesebata sahip olmak fazla hata yapabilmeyi de beraberinde getirir. Buna bir de farklı zamanlardaki hapis hayatını ekleyince yapılan hatalar anlaşılabiliyor. Önemli olan yapılan hatada ısrar etmemek.

İmam İbn Teymiyye’yi, ehl-i ulemadan bazısı temelde birkaç konuda eleştirir, görüşlerinin ‘şazz’ olduğunu söyler. Bunlardan bazılarının şeyhülislama ulaşmamış sahih haberlerden oluştuğu düşünülürse, sanırım, ihtilafı anlamak ve muteber tavrı takınmak daha da kolaylaşır. Tabii burada İmam Malik’in şu tavsiyesini kulaklara küpe yapmak kaydıyla: “Peygamberler dışında hiç kimsenin her dediği alınmaz.”

İbn Teymiyye
(+)

Bir mutasavvıfın İbn-i Arabî’ye yaklaşımı

İmam İbn Teymiyye’nin tasavvufa yaklaşımı, kendisi hakkındaki en büyük galat-ı meşhurdur. Birçok insan onun iflah olmaz bir tasavvuf düşmanı olduğuna inanır. Çok şedit davrandığı İbn Arabî tenkitleri bu yargıyı körüklüyor hiç kuşkusuz. Fakat hakikatte o, Abdulkadir Geylanî hazretlerinin Fütuh’ul Gayb kitabına şerh yazacak kadar mutasavvıftır. Ailesi zaten Kadirî gelenek üzeredir. Ve mezarı, ailesiyle beraber, bir Kadirî mezarlığındadır.

İbn-i Arabî eleştirisinin temelinde vahdet-i vücut anlayışı vardır. Bu konuda İmam Rabbanî’nin de İbn-i Arabî’ye yaptığı eleştirileri hatırlatmak, İmam İbn Teymiyye’nin peygamber varisi olarak üzerine düşeni yaptığını ve ne kadar haklı olduğunu söylemekten başka şey bırakmıyor bana.

‘Vahdet-i vücut anlayışı eleştirildi’ diye İbn Arabî’yi es geçmek, onu değersiz bulmak, İmam İbn Teymiyye’yi de bazı hatalı/şazz görüşleri nedeniyle kaale almamakla aynı kapıya çıkıyor. Tarihteki en büyük/geniş ahkâm tefsiri olan İmam Kurtubî’nin el-Camiû li Ahkamu’l Kur’an adlı ahkâm tefsirinin birçok yerinde İbn-i Arabî’nin görüşleri tercih edilir. Hatasız dost arayanın dostsuz kalması gibi hatasız âlim arayan da uyacak âlim bulamaz.İbn Teymiyye

İşgale karşı çekilmiş kılıç

Ailesiyle beraber Dımaşk’a hicret etmelerinin müsebbibi olan işgal burada da peşini bırakmaz. Ama şimdi değişen bir şey vardır, İbn Teymiyye büyümüştür artık. Önce hicret edenler, zamanı geldiğinde tabii ki cihad da edecektir. İlim kendini hayatta görünür kılmıyorsa eğer, sahibine cezası ağır yükümlülükler getiriyordur mutlak. O, bu imtihanını alnı ak bir şekilde verdi. Yeri geldi zalim ve korkak sultanlara, âlim kisvesine bürünmüş yüreksizlere karşı durdu, yeri geldi müşrik Moğol sürülerine karşı müslümanların önünde kınından çekilmiş keskin bir kılıç oldu.

O hep peygamber varisi olmanın gereğini yerine getirmeye, bedelini ödemeye çalıştı.

Vahhâbi tekelini kırmak

İmam İbn Teymiyye ve ekolüne, öğrencilerine çok fazla vurgu yaptıkları için sanki tek takipçileri, mukallitleri vahhabilermiş gibi görülür –burada selefî müslümanlarla Suud devlet politikası/mezhebi olan vahhabiliği ayrı gördüğümü belirtmeliyim-. Oysa bu yanlışı düzeltmek gerekiyor. Zira vahhabiler İmam’ın birçok konuda söylediklerine değil, kendi fikirlerine uyanı söylediği vakit ona uyuyorlar. Değilse, tasavvuf konusunda olduğu gibi hem İmam’ın hem de değerli öğrencilerinin görüşlerini tahrif etmeyi veya gizlemeyi göze alabiliyorlar. Bunu için İbn Teymiyye’nin öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye’nin tasavvuf hakkındaki Medâricü’s- Salikin kitabının Daru’l Hadis baskısına bakılabilir –Ebubekir Sifil Hoca’nın aktarmasıyla söylüyorum-. Bu tekelin kırılması ilim geleneğimiz için elzemdir.

İbn TeymiyyeKâğıttan horozlar ve gerçek ‘adam’lar

Harran’da başlayan dünyadaki hayatı, Dımaşk medreselerinde, Dımaşk hapishanelerinde, âlimlerle münazaralarla, bir dönem Mısır ehli ulemayla, hatta Mısır’da zindanlarda geçti. Ben O’nu en çok Moğol istilacılara karşı Şam önlerinde hayal ediyorum. Araplar “Racul” derler, Kürtler “Mer”. Türklerin deyişi ile adam gibi adamdı O. Şimdi Kabil’in, Süleymaniye’nin, Kudüs’ün, Doğutimor’un ve en çok da payitaht İstanbul’un böyle âlimlere ihtiyacı var.

Nizar Kabbani, “Adnan Hâlid bin Velîd’in işten çıkarıldığının resmidir” adlı şiirinde Salahddin Eyyubî’ye hitaben şöyle der:

“[Halid bin Velid] O’nu Cenevre’ye elçi olarak atadılar

Avrupalı sarışınlar arasında kâğıttan bir horoz olarak dolaşıyor şimdi.”

Aslında bir zamanlar dışişlerinde çalışan Kabbani’nin Avrupa’da neler hissettiğinin dışa vurumudur bu. Şimdi hepimiz kentte -civilization’ın city’sinde; yoksa Medine’de değil-, alışveriş merkezlerinde, fabrikalarda, üniversitelerde, parlamentolarda, otobüs kuyruklarında ‘vatandaş/birey’ olarak birer kâğıttan horoz gibi dolanıyoruz.

Ne zaman ki İbn Teymiyye’yi İbn Arabî’yle anlarsak, ne zaman İbn Teymiyye ve İbn Arabî’yi anlarsak kendimizi bulmaya biraz daha yaklaşmış olacağız. Neden mi İbn Teymiyye? Çünkü cennetini yüreğinde taşıyanlarla her daim Hakk’la beraber olanlar hiçbir zaman yollarını kaybetmemişler, bilakis olmaları gereken yerde olmuşlardır da ondan.

 

Erdal Kurgan, es-Siyasetu'ş-Şer'iyye fî İslâhi'r-Râî ve'r-Ra'ıyye’nin Türkçesini hâlâ arıyor

Güncelleme Tarihi: 24 Ağustos 2010, 20:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Çelen
Ahmet Çelen - 8 yıl Önce

Bin yıllık problemi nasıl da çözüvermiş! Erdal Bey keşke İbn Teymiyye'den hemen sonra yaşasaymış da yüzlerce âlim Teymiyye'yi yanlış tanımasaydı.

Mehmet Emir
Mehmet Emir - 8 yıl Önce

İbn Teymiyye'nin Muhyiddin Arabi hazretleri üzerindeki yanılgılarına lütfen sizde düşmeyiniz. İbn Arabi (r.a) hem ilim hem de gönül erbabıdır. Kerametleri aşikârdır. Tek suçu ise Hallac-ı Mahsur hz. gibi Allahı çok fazla sevmesi ve onu kendisiyle bir görünceye kadar muhabbet duyması.
Ne yazık ki İbni Teymiye'yi ayıran en temel hususlardan biriside çok fazla 'zahirci' yaklaşımdır. Ayet, hadis ne varsa o diyen alim, sünnet ilminde kullanılan tevil ve mecazı bir çok zaman hesaba katmaz.

hakan
hakan - 8 yıl Önce

Şeyhulislam İbn-i Teymiye'yi seviyor, bıraktığı ilim-ahlak ve iman mirasına şerefle sahip çıkıyoruz... o bütün müslümanların imamıdır... İmam Kevserî'yi de seviyoruz... ama onun eleştirilerini hocalar okumalı, avam diline dolamamalı... eleştiride taklit caiz değildir... avam ebul hasan en-nedvî'nin üslubunu örnek almalı... Erdal Kurgan, Allah senden razı olsun, imanını, muhakeme ve aksiyonunu eksik etmesin...

esra baran
esra baran - 8 yıl Önce

Merhaba sayın GYY,
Bu habere günümüzde modernleşme/batılılaşma bağlamında İbn Teymiye'ye bu kadar önem verildiğiyle ilgili bir yorum beklemiştim sizden yazıyı okuken..

hatice islamoğlu
hatice islamoğlu - 8 yıl Önce

Objektif bakış açısı ile baktığınız ve yıkıcı değil de yapıcı bir uslupla yaklaştığınız için ve bu güzel bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum.
Eleştirirken haksızlık yapmak haksızlıktır.
'Akıl ve nakil taarruzunu ortadan kaldırmak' İbni Teymiye
Bu kitap onun neden şaz bir görüşe sahip olduğunu daha net ifade eder. Dönemi anlamaya çalışırsak İbni Teymiye'yi de anlarız diye düşünüyorum.
Bu topraklar onun gibi derin şahsiyetler ortaya çıkardı. Gurur duymak lazım.

adem ceylan
adem ceylan - 8 yıl Önce

yazı için teşekkürler.güzel olmuş fakat imam kurtubinin çokça tercih ettiği ibn arabi meşhur ibn arabi değil endülüslü fakih ibn arabidir.bilginize.inşaallah bu değerli alimle ilgilide bir yazı kaleme alırsınız

Malcolm X
Malcolm X - 8 yıl Önce

AbdulKadir Geylani'nin kitabını şerh etti diye hemen MUTASAVVUF MI OLDU.
Bu tamamen yalandır.İbn-i Teymiyye hiçbir zaman ben mutasavvıfım dememiştir.Kendi şahsi fikirlerinizden yola çıkarak insanları kategorize edemezsiniz.
İslamda tasavvufa ve tarikata asla yer yoktur.

mehmet sefa özdemir
mehmet sefa özdemir - 8 yıl Önce

Cahillerin değilde alimlerin eleştirisi gerekli artık.
kendi fikirsel varoşlarında daha müslüman olmadan anti-komünist olanlar gibi anti-teymiyeci anti-tasavvufçu anti-mücahid vs olanlar da var..
İsminden önce ön bilgisi gelmekte birilerinin..
Sağolsun bizi öcülerden korkutan cübbeli-cübbesizlerimiz oldukça şeyhlerimiz üstadlarımız oldukça bu dava bitmeyecek.
islamoğlu hocadan teymiye-arabi eleştirisi..tavsiye edilir..: dua ile
http://www.4shared.com/audio/9BY_5oNQ/iLiM_ve_ALiM_AT-Fikotr74


banner8

banner19

banner20