“Vehen” ile mücadele eden bir âlim

Muhammed Kutub, örnek aldığı düşünürler gibi Batılı eğitim görmüş nesillere İslâm’ı anlatmayı kendisine amaç edinmiş, bu çerçevede seçtiği üslûp da klasik ilmî gelenekten oldukça farklı bir görünüm arz etmiştir.

“Vehen” ile mücadele eden bir âlim

Muhammed Kutub, fikirlerini büyük ölçüde Batı sömürgeciliğine ve bu sömürge sisteminin İslâm coğrafyasında bıraktığı etkiye karşı tepki üzerine kurmuştur. Hemen bütün eserlerinde Batılı fikirlere karşı sempati duyduğunu ve siyasî yapılarını dışarıdan gelen sistemler üzerine kurduğunu düşündüğü Müslümanların eleştirisi görülür. Bunun dışında İslâm inanç esaslarının yeniden yorumlanması, Kur’an’ın anlaşılması, tarih metodolojisi, sanat, psikoloji ve eğitim gibi pek çok alanda eserler kaleme almıştır.

1919 yılından Mısır’ın Asyut şehrinde doğan Muhammed Kutub, merhum Seyyid Kutub’un küçük kardeşidir. Liseyi bitirdikten sonra girdiği Kahire Üniversitesi’nin İngiliz Filolojisi bölümünü ve Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitiren Kutub, üniversite yıllarında bir yandan psikoloji üzerine eğitim görürken öte yandan İslâmî araştırma ve incelemelerde bulunur. Mısır’da Abdurrahman Nasır yönetimine karşı verdiği mücadele dolayısıyla 1954’te hapse giren Muhammed Kutub, 1955’te serbest bırakılır. Ancak 1965’te tekrar hapse atılır ve 1971’e kadar hapiste kalır. İslâm dünyasında çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır.

Ağabeyinin hayatı üzerine etkisi

Muhammed Kutub, hayatı üzerinde en çok etki bırakan kişilerden birinin ağabeyi Seyyid Kutub olduğunu söylemiştir. Ağabeyi ile Kahire’ye giderek ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. 1940 yılında Mısır Üniversitesi İngiliz Filolojisi Bölümü’nden mezun oldu ve 1941 yılında Yüksek Öğretmen Okulu’ndan psikoloji ve eğitim diploması aldı. Öğrenciliği sırasında edebiyata ilgi duyan Muhammed Kutub, ağabeyi vasıtasıyla başta Abbas Mahmûd el-Akkad olmak üzere birçok edebiyatçı ve düşünürle tanıştı. Muhammed Kutub öğrenimini tamamladıktan sonra dört yıl İngilizce öğretmenliği yaptı. Ardından bir süre Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye’de çalıştı, Maarif Bakanlığı’nda mütercimlik yapmaya başladı. Daha sonra Mısır Yüksek Öğrenim Bakanlığı bünyesindeki Kültür İşleri Bölümü’ne tayin edildi. Ardından “1000 kitap” projesinin başına geçti ve çok sayıda kitabın basılmasını sağladı.

Bu dönemde Batı’da insanın kökeni ve psikolojisi hakkında Darwin ve Freud’un başını çektiği materyalist fikir akımlarını ayrıntılı biçimde inceledi, bunları eleştiren “el-İnsân beyne’l-mâddiyye ve’l-İslâm” adlı bir eser yazdı. 1940’lı yılların sonunda “İhvân-ı Müslimîn” hareketiyle tanışmakla birlikte Seyyid Kutub’un aksine teşkilâta girmedi. 1954 yılında Cemal Abdunnasır’a karşı girişilen başarısız bir suikast üzerine Seyyid Kutub dahil pek çok “İhvân-ı Müslimîn” mensubuyla birlikte Muhammed Kutub da tutuklandı. Kendisi birkaç ay içerisinde serbest kalırken ağabeyi hapiste kaldı. Bu olaylar onun fikir hayatında önemli değişikliklere yol açtı. O güne kadar hayatında edebiyat ve şiir önemli bir yer tutarken, “İhvân-ı Müslimîn” hareketine katıldı ve İslâm karşıtı faaliyetlerle mücadele etmeye karar verdi. Yaklaşık on yıllık bir süre içinde ona yakın kitap yazdı; bu kitapların birçoğu “İhvân-ı Müslimîn” mensuplarının el kitabı hâline geldi.

İslâm’ı anlatmayı kendisine amaç edindi

Muhammed Kutub 30 Temmuz 1965’te bu defa “Tanzim 1965” adlı gizli bir örgüt kurduğu suçlamasıyla tutuklandı. Kutub, 1971 yılına kadar hapiste kaldı ve daha sonra kendisinin ve ağabeyinin tutuklanmasının asıl sebebinin “Câhiliyyetü’l-ḳarni’l-ʿişrîn” ve “Meʿâlim fi’ṭ-ṭarîḳ” adlı eserlerinin Batı’da radikal bulunarak eleştirilmesi olduğunu belirtip bunun da arkasında istihbarat örgütlerinin bulunabileceğini ifade etmiştir. Muhammed Kutub, hapisten çıktıktan sonra “İhvân-ı Müslimîn” mensuplarıyla beraber Suudi Arabistan’a gitti. Mekke’de Kral Abdülazîz Üniversitesi Şeriat Fakültesi’nde ders vermeye başladı. Hayatının bundan sonraki dönemini öğretim ve eser telifiyle geçirdi. 1960’ların başında kaleme aldığı “Menhecü’t-terbiyyeti’l-İslâmiyye” adlı eserinden dolayı 1988 yılında “Uluslararası Kral Faysal İslâmî Araştırmalar” ödülüne lâyık görüldü.

Başta Arap ülkeleri olmak üzere Doğu’da ve Batı’da birçok ilmî toplantıya katıldı, çeşitli üniversitelerde misafir hoca olarak ders verdi. Suudi Arabistan’da güncel siyasetten uzak kalmakla birlikte Batılı bazı yazarlarca 1970’li yıllarda “Vehhabîlik” ile “İhvân-ı Müslimîn” ideolojisinin birleşmesi sonucu ortaya çıkan “Sahvî” hareketin ideolojik mimarı olarak gösterildi ve “Sahve şeyhi” diye anıldı. Üniversitedeki görevi sona erince kalan hayatını kitaplarını yazmakla geçirdi. 4 Nisan 2014’te Cidde’de tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Mescid-i Haram’da büyük bir kalabalığın katılımıyla kılınan cenaze namazının ardından Cennetü’l-Muall’da defnedildi.

Muhammed Kutub, örnek aldığı düşünürler gibi Batılı eğitim görmüş nesillere İslâm’ı anlatmayı kendisine amaç edinmiş, bu çerçevede seçtiği üslûp da klasik ilmî gelenekten oldukça farklı bir görünüm arz etmiştir. Marx ve Freud gibi materyalizmin öncü düşünürlerini, kapitalizm ve sosyalizm gibi modern ideolojileri eleştirip İslâmî dünya görüşünden hareketle bunlara alternatif fikirler geliştirmeye çalışması, Batılı ideolojilerden hoşnut olmayan genç nesiller üzerinde etkili olmuştur. Bu tavır, genel olarak İslâm medeniyetinin birikimini ihmal ettiği için tarihî derinlikten yoksun olmasına rağmen Arap dünyasında ve Türkiye’de bir İslâmî bilincin oluşmasında dikkate değer katkılar sağlamıştır. Vefatına kadar “vehen” ile mücadele eden Muhammed Kutub, hemen hemen her eserinde de bu mücadelesini sürdürmüştür. Zihnini ve kalemini bu yola adayan, bu toprakların düştüğü durumdan çıkması için tüm gayretiyle Müslümanları uyarmayı kendine şiar edinmiş Kutub’un odaklandığı nokta, zihinleri sarmalayan seküler sistemin İslâmî sistemi ve referansları hor görmesi.

Örnek İslâm Toplumu

Muhammed Kutub

Müslümanlar tarafından “Saadet Asrı” olarak nitelendirilen Hz. Muhammed (s.a.) ve Hulefa-i Raşidin dönemini, Müslüman toplumunu oluşturan kurucu özellikler ve o neslin özellikleri çerçevesinde ele alan Muhammed Kutub, “Örnek İslâm Toplumu” isimli kıymetli eserinde Peygamberimizin şahsiyeti, İslâm medeniyetinin insanlığa katkıları konusunda önemli bilgilere yer veriyor.

“Örnek İslâm Toplumu”unda insanlık tarihi boyunca bir benzerinin daha bulunamayacağı bu örnek İslâm neslinin doğuşu ve gelişimi hakkında bilgiler sunuluyor. Eserde, Arabistan yarımadasındaki İslâm öncesi Arap toplumu tüm özellikleriyle incelikli bir şekilde tasvir ediliyor. Cahiliye toplumu Allah’ın ulûhiyet sıfatlarını reddetmekteydi. Yine putlara tapmak yani Allah’a şirk koşmak, kız çocuklarını diri diri gömmek, kumar, yağma ve talan gibi pek çok ahlak dışı uygulama da bu toplumun karakterini belirleyen özellikler arasındaydı ve bu uygulamaların hepsi onların Allah’ın ulûhiyet sıfatlarını tanımamaları, O’nun hükümlerini hiçe saymalarıyla alakalıdır.

İslâm toplumunun temellerini kavramak

“Onlar Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler, bütün yeryüzü kıyamet günü O’nun avucundadır; gökler O’nun kudreti ile durulmuş olacaktır. O putperestlerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.” (Zümer, 67)

Muhammed Kutub’a göre ise İslâm toplumunun temelini oluşturan esasları kavrayabilmemiz ve İslâm’ı gerçek anlamı ile anlayabilmemiz için cahiliye kavramını gerçek manası ile kavramız gerekmektedir. O hâlde cahiliyenin tarih içinde geçirdiği tüm aşamaları bilerek gerçek tanımını, özelliklerini bilmeliyiz. Bununla birlikte cahiliyet öncesi Arap toplumunun içinde bulunduğu sıfatların tanımı ile birlikte günümüzde İslâm dünyasını her yönü ile çevirmiş, fikir ve ruhu sömüren 20. yüzyıl cahiliyetini de tanımamız gerekmektedir. Kitap bu yönüyle o dönem Müslüman toplumunu oluşturan faktörleri ve neslin özelliklerini ele alırken, İslâm medeniyetinin insanlığa katkıları, örnek İslâm toplumunun özelliklerinden uzaklaşmanın sebep ve sonuçları gibi birçok konuya da açıklık kazandırıyor.

Düzeltilmesi Gereken Kavramlar

Muhammed Kutub

Müslümanların hayatlarında tarih boyunca pek çok sapmalar olmuştur. İlahi yöntemden her sapışta, sapmanın şekline ve etki derecesine göre hızlı veya yavaş ortaya çıkan sonuçları da vardır. Nihayetinde sapma son noktaya geldiğinde de huzur, egemenlik ve güven yerini zaaf, yoksulluk ve korku alır. “Düzeltilmesi Gereken Kavramlar”da Muhammed Kutub, uzun sapma çizgisinden söz etmektedir. Kutub, sapmanın sadece belli bir çeşidine değinmekte yani Müslümanların mevcut durumları için en kritiği veya tarihteki bütün sapmaların özü olabilecek konuyu irdelemektedir. Bu eserde temel dini kavramların tashih edilmesi ve doğru temeller üzerine oturtulması gerektiği anlatılmaktadır.

“Kullar Yüce Allah’ın fazlı ve keremiyle, tevhidi ve ibadeti ihlâsla O’nun için yapma haklarını yerine getirdiler mi, Allah Teâlâ’nın yaratmış olduğu ‘ahsen-i takvim’ yani en güzel şekil üzerinde kalırlar. Dünyadaki hayatları da en iyi, en temiz ve en güzel hayat olurken, ahiretti de Yaradan’ın onlara vaat ettiği karşılığı bulurlar. Hâlbuki inkâr etmeleri hâlinde dünyada hayvan gibi yaşarlarken, ahirette de Yüce Allah’ın uygun gördüğü cezayı bulurlar.”

Problemler özünden çözülmeli

Kutub’a göre problemi özünden çözmeliyiz. Kavramlar yanlış kaldıkça, sadece ahlâkın düzelmesi için yapılacak çalışmalar tam bir sonuç vermeyecektir. İlk Müslüman topluluğun İslâm ile ilgili sorunları çözdüğü gibi bizim de günümüz problemlerini çözmek için yoğun bir çaba sarf etmemiz gerektiğini vurgulamaktadır. Buradan hareketle “Düzeltilmesi Gereken Kavramlar” bazı İslâmî kavramların düzeltilmesi için yapılan mütevazı bir çalışmadan ibarettir. Kavramların Allah Teâlâ’nın kitabı, Resulünün (s.a.) ve ilk dönem Müslümanlarının örnek hayatlarından kaynaklanan ilk şeklini gösterip İslâm ümmetinin tarihi boyunca eklenen sapmaları gözler önüne sermektedir. Aynı zamanda eserde İslâm’ın beş temel kavramı olan; ibadet, kaza-kader, dünya-ahiret, uygarlık ve dünyanın imarı konuları da işlenmiştir.

“İnsanlar yaşamlarında yüzleştikleri şeylerde çözüm Yaradan’a bırakılmalı. Ayetteki ‘herhangi bir şey’ geneldir, mutlak olarak her şey demektir. Yani herhangi bir şeyin helâl-haram, mubah, mekruh, güzel amel vb. oluşu mutlak olarak O’nun hükmüne bağlıdır.”

İslâmî Açıdan Tarihe Bakışımız

Muhammed Kutub

Muhammed Kutub’un tarihin İslâmî açıdan yorumunun sadece kültürel veya fikri bir konu değil, aynı zamanda bir eğitim konusu olduğunu vurguladığı eseri “İslâmî Açıdan Tarihe Bakışımız”, Kur’an’dan hareketle insanın varlığının anlamını, insanın tarihi seyrini ve ilahi kanunların etkisini İslâmî-Batılı yorum şekilleri ölçeğinde incelemektedir. Bunun yanı sıra Müslümanların tarihe bakışının nasıl olması gerektiği sorusuna da cevap aramaktadır.

İslâmî idrakinin yeniden kazanılmasında ve yeniçağda İslâmî hayata karşı yapılan fikri saldırının yoğunluğu içerisinde kaydedilen İslâmî kimliğin yeniden kazanılmasında en temel faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Kutub, Müslümanların metotlarında yeniden değerlendirmeye gitmesi gerektiğini, bunlardan en önemlisinin de tarih metodu olduğunu anlatıyor. Müslümanların kendi değerlerine uygun, aydınlık geçmişleriyle barışık bir medeniyet atılımı yapabilmelerinin yegâne yolunun İslâmcı tarih yorumunun tekrar ele alınmasından geçtiğini savunuyor.

“Bir işi gerektiği gibi ciddiyete almaya ve bütün metotlarımıza tekrar göz atarak onları İslâmî esaslar üzerine bina etmeye mecburuz. Tarih metodu ise tekrar bina edilmeye muhtaç metotların başında gelir. Eğitim metotlarıyla özellikle tarih metodu ile ilgili olarak İslâmî uyanışın üzerine çok büyük bir görev düşmektedir. Çünkü bu Müslüman bir neslin yetiştirilmesinde gerekli olan eğitim görevinden ayrılmayan bir parçadır.”

Gelenekler Çatışması

Muhammed Kutub

“Gelenekler Çatışması”, eseriyle bizlere medeniyet maskesi altında pazarlanan Batı’nın gerçek yüzünü gözler önüne seren Muhammed Kutub, İslâm toplumunda oluşturulan yenilgi psikolojisi ile ataletin nedenlerini ve sonuçlarını irdeliyor. Kutub, eserinde İslâm dünyasının bu durumdan kurtulmasına yönelik gerçekçi çözüm önerileri sunuyor. İslâm dünyasının iki asırdır süren uzun uykusundan hummalı ve son derece şiddetli bazı sarsıntılar sonrasında uyandığını belirten Kutub, bu uyanışın; yuvasını başına geçiren, içine bulunduğu her şeyi yakıp yıkarak perişan eden ve bu kutsal değerleri parçalayan sömürgeci Batının ayak seslerinden dolayı gerçekleştiğini vurguluyor. Uyanan İslâm dünyasının yüzlerce yıldır üzerinde biriken ölü toprağı etrafa saçılmaya başladı. Müslümanlar, cehalet, donukluk ve taşlaşmadan kurtulmaya, güçsüzlük ve tembellikten uzaklaşmaya başladılar. Politik, ekonomik, düşünsel hareketlilik sonucunda geçmişin gelenek, düşünce, inanç ve doktrinlerinin pek çoğu yerle bir oldu. Hayatın tüm cephelerinde değişiklik ve gelişmeler meydana geldi. Yeniden oluşan bu toplum, kendi kendine bir takım yeni gelenekler, düşünceler, inanç ve doktrinler buldu. Kutub’a göre işte bu arayış esnasında büyük bir çatışma olarak gördüğümüz “Geleneklerin Çatışması” meydana geldi.

“İnanç, tarih boyunca pek çok defa değişime uğradı. Bu değişimin sonucunda bilginler, din sahasında ‘yeni bir buluş’ ortaya koydular. Bu buluş, insanı Allah’a ulaştırıyordu ve başka bir doktrin bulununca geçerliliği son bulacak cinsten putperestliğe ait sapık bir buluş değildi. Bu önce babaya sonra toteme ve puta daha sonra da Allah’a ibadeti emredip vahiy ve peygamberliğe inanan tekâmül ve terakki taraftarı bir düşünceydi.”

Lâ İlâhe İllallah

Muhammed Kutub

Tüm peygamberlerin kavimlerine daveti, tek bir davetti. O da Kelime-i Tevhid’e, “Lâ ilâhe illallah”a davetti. “Sizin için kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a ibadet edin!” daveti…

Muhammed Kutub’un kaleme aldığı “Lâ İlâhe İllallah” eserinde açıkladığı; ister inanç ister ibadet isterse de şeriatın hâkim kılınması konuları olsun tek bir alanla sınırlı olmadığıdır. Muhammed Kutub, daha önce birçok kez Kelime-i Tevhid, Allah katından gelmiş olan şeylerin anlamlarıyla ilgili çalışmalar gerçekleştirmiştir. Resulullah’ın (s.a.) eğitmiş olduğu neslin Kelime-i Tevhid’i nasıl doğru bir şekilde anladığı, onlardan sonra gelen nesillerin Kelime-i Tevhid’in anlamını nasıl sınırladıkları hatta onun son dönemdeki birçok kimsenin anlayışında sadece dille telaffuz edilen bir kelimeye dönüştüğü irdelemiştir ve ümmetin İslâm hakikatine geri dönebilmesi konusunda yazılar kaleme almıştır. Ancak buna rağmen “Lâ ilâhe illallah”tan bahsetmek konusunda bir gereklilik hisseden Kutub, “Lâ ilâhe illallah”ın anlamı, gerektirdiği hususlar ve buna karşın İslâmî uyanışın tutumu hakkında söylemek istediklerini bu eserinde kapsamlı bir şekilde bizlere aktarmıştır.

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i İmrân-110)

Kitabın Ortası dergisi, Ekim 2019, sayı 31.

Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2020, 14:25
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26