Vefatının yıldönümü de olmasa idi...

Akif merhumun İstiklal Marşı olmasa yüzüne bakar mıydık? Ölüm günü dışında bakıyor muyuz?

Vefatının yıldönümü de olmasa idi...

Asıl adı Mehmet Ragiyf, ismi dahi ebced hesabı ile dile gelmiş ama insanımızın diline oturmadığı için Akif olarak kalmış. İslam ahlakı üzere serpilip boy vermiş, sükunet ve selametin serin gölgesi.

Babası Tahir Efendi onu padişahlara mahsus hevesle, bir gülistan bahçıvanı rikkatiyle yetiştirdi. Henüz ilk çocukluğunun ince usul adımlarındayken camii havası soluması ciğerlerine ahirete kadar sürecek imanı yerleştirdi. Akıl tarlasını daha o yıllarda sürmeye başlamış Arapça, Fransızca ve Farsça ile başaklarını vermişti. Arapça bilgisini de babasına borçludur.

Mehmet Akif’i ders kitaplarında gördüğümüz sakallı ‘İstiklal Marşı’ şairinden ibaret zannedenler bulunduğu zamana resmettiği inancı görmezden gelmemelidirler. Şairliği bir yana fikir adamlığını süzmeli ve görmelidirler. Biz yine de şairliğine bir göz atalım:

İlk kitabının şekil bulması kırklı yaşlarına denk düşer.Gökyüzünü bulutlardan sıyırıp güneşi sunması da bu tarihlere rastlar. Gölgesizlere selam olsun!  Henüz dünyada iken ‘Sırat-ı müstakim’ üzere olan şiirleri  yayınlandı. Şiirlerini manasıyla aynı ismi taşıyan bu dergide yayınlanmasıda hikmetli bir tevafuktur. Mehmet Akifi fikri ve şiiri olmak üzere iki yerde toplayabiliriz, hayat damarları birbirine bağlı iki hakikatte.

Ve fikir hayatı: İttihat ve Terakkiye girişi, taassubtan uzak hak ve hakikatin  yüce abidesi olarak tecessüm etmesi... Böyle bir durumda dahi sadece hakkaniyete uygun bulduğu maddeler üzere yemin etmiştir. Sonra Teşkilat-ı Mahsusa sonra Meclis-i Mebusan. Ve bulunduğu tüm her yerde kendi ilkeleriyle kendi doğrularıyla ayakta durmayı başarabilmiştir. Geçmişin sisli, puslu ve tarafı belli olmayan  kaderi rüzgarın  keyfine bırakılmış bir toprağın üzerindeyken hakkı ve hakikatı böyle savunabilen devrin birkaç insanından biri olarak arz-ı endam etmiştir.

Sırf anlamamız için bir kalıba sokacak olursak ona ‘Çağdaş İslamcı’ diyebiliriz Gerek savunduğu hayat şekli gerekse edebiyat üzere tutunduğu ve sahip olduğu tavır sığ düşünceden uzak ileriyi görebilen içinde bulunduğu asrı idrak edebilmiş bir karakterin eseridir. Batı uygarlığının İslam kaynaklarıyla yoğrulmasını arzulamıştır. Türkçülükten ve Milli Edebiyat akımından da öylece uzak durmuştur. Ne var ki halkın kurtuluşu hakkın yükselişi ülküsüyle çıktığı yol sapmalara başlayınca yoldan olmasa da yolculardan vazgeçmiştir.

Özüne; içine, içinin de içine dönerek .Ayete tefsir, hadise şerh düştü. Kendi ifadesiyle ‘libas hizmetini, gıda vazifesini’ gören bir şiir bina etti. Bu şiiri Allah ve Resulu ile taçlandırdı. Yoksulluğu ilk o şiirimize buyur etti.Osmanlıyı, nasihati, dini , “Asımın nesli’’ ni anlattı bir bir. Bayrak kadar mühim vatan kadar narin bir şiiri bize emanet edip gitti.

Tüm bütün bunlar ruh dünyasını anlatmaya yetmez ama bir de dünyaya ait söz düşelim; Tüm ihtiyacına rağmen ‘’İstiklal Marşı’’nın ödülünü almamıştır (Mehmet Akif’i bilen herkes bu gerçekten haberdar olsa  da biz yine de tekrar edelim). Müthiş kar ve fırtınaya rağmen verilmiş bir söz uğruna saatlerce arkadaşını beklemiş.

Tüm bunlardan daha büyük en büyük daha gerçek en gerçek bir şey daha : " İkimizden birisi öldüğünde, ölen kişinin çocuklarına sağ olan kişi bakacak .. " arkadaşına olan tutulmuş bir sözdür bu.

Şimdi kendimize soralım : Var mı Akif gibi bir dostumuz ?

 

Bedrettin Kara yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2011, 07:48
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
şevket
şevket - 8 yıl Önce

aziz üstadımızın pörsümüş ayakkabılarını görmek içimi yaktı. AKİF'imiz; büyük adam, onu allah için seviyoruz. Morali bozuk olan Akifin şiirlerini okusun diyen ADAM boş konuşmamış...

banner19

banner13