Uyanış ve diriliş için kimlerle savaşmadı ki

Muhtelif ilimlerin tahsilini ciddi mahiyette yapmış bir şahsiyet olarak karşımıza çıkıyor Cemaleddin Afgani... Fatih Pala yazdı..

Uyanış ve diriliş için kimlerle savaşmadı ki

 

Peygamber aleyhisselam’ın dışında, insanlara verilen aklî yetenekte O’ndan daha üstün dehaya sahip olan kimse çok azdır, desem mübalağa etmiş sayılmam.” sözleriyle ona dair özet bir tanım getiriyor, kendisine en yakın olan ve kendisini en çok anlayan, mesajını bilen, hem öğrencisi hem de yakın dostu Muhammed Abduh. Cemaleddin Afgani’den bahsediyoruz.

Afganistan’ın başkenti Kabil havalisinde, Küner civarında bulunan Esedabad’da Hanefî mezhebine bağlı bir aile içinde dünyaya gelir o, tarih 1838 iken. Yaşadığı çileli ömrü, 9 Mart 1897’de İstanbul’a kadar onu ayakta tutmaya kifayet eder. Biz burada, Ekin Yayınları’nca Temmuz 2009’da yayınlanan ve “Haksöz Okulu Serisi”nin birinci kitabı olan “İslamî Mücadelede Öncü Şahsiyetler”de Serdar Bekar’a ait Cemaleddin Afgani konulu makaleden yola çıkarak, bu öncü Müslümanı anlatmaya çalışacağız.

Muhtelif ilimlerin tahsilini ciddi mahiyette yapmış bir şahsiyet olarak karşımıza çıkıyor Afgani. Arapça, Farsça, fıkıh, fıkıh usulü, tarih, mantık, felsefe, matematik, astronomi, teorik ve pratik tıp ilimleri eğitimi görmüş. Onu konu edinirken, bu donanımı dikkate alarak hareket etmekte fayda görüyoruz. İlmi vukufiyete sahip olmasının yanı sıra, aynı zamanda aksiyoner yönü de ağır basan nadir Müslümanlardan birisiydi o. Batı’daki materyalist uyanışın ardından gelen sömürgecilik hareketleri, yönünü İslam coğrafyasına çevirdiğinde yozlaşmış, güçten düşmüş ve bilinçsizleşmiş bir yapıyla karşılaşınca onu da her bakımdan ve en acımasız, en ikiyüzlü bir şekilde sömürgeleştirmekte tereddüt etmemiş. Böylesi bir tarihi evrede, kendisine verilen emanete hakkıyla sadık kalmadığı için, on sekizinci, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda müstekbirlerin ve emperyalistlerin elinde oyuncak olmuş bu ümmetin buhranlarını görüp, acılarına çare bulmaya çalışan ilk Müslüman öncülerden birisidir Afgani.

Afgani’nin en büyük mücadelesi neye karşıydı?

Sömürgecilerden ve özellikle de Batı tasallutundan bütün bir ümmeti özgür kılmanın amansız mücadelesini verirken şehir şehir, ülke ülke dolaşıp durmuş Afgani. Gittiği her yerde uyanış ve diriliş için konuşmuş. Nereye gittiyse, mevcut güç odakları onu bir tehdit olarak algılarlar yerleşik sistemleri için. Hindistan, İran, Afganistan, Mısır, İstanbul, Londra, Moskova, Mekke-Medine ve daha nicesi… Büyük bir tehdit olarak görülen bu mümini kimse istememiş. Bir şekilde ayak bastığı toprakların elitleri tarafından kovulma, sürgün edilmeyle sonuçlanmış seyahatlerinin geneli.

Onun mücadelesini diri tutan belli başlı unsurlar var. Kur’an ve Sünnet’e dönmek, Müslümanların toplumsal ve fikrî özgürlükleri için sömürü ve istibdada karşı savaşmak, köşeye çekilmeyi, uyuşukluğu getiren ruh haliyle mücadele… Bunların, bu kıstasların önemsenmesi ve bütün İslam ümmetine yerleştirilmesi gerektiğini düşünür Afgani için. Bunun ilk ayağı, hidayetin rehberi, hayatın menbaı olan kerim kitap Kur’an üzerinde düşünmek, onu gereğince anlamaya çalışmak ve tüm yaşama müdahil kılmaktır.

Afgani’nin en büyük mücadelesi, Müslümanları kişiliksiz köleler, bilinçsiz koyun sürüleri haline getirmeye çalışan; onları Kur’an’ı, İslam’ı, topraklarını savunamaz halde olan hissiz güruhlar yapmayı planlayan Batı emperyalizmine ve onun işbirlikçisi despot rejimlere yönelik olmuştur. Bu mücadele gayesine mebni olarak Afgani, başta İngiltere olmak üzere cümle emperyalistlere karşı isyan bayrağı çekip savaşan her hareketi desteklemiş.

Onun bazılarınca sevilmemesi, daima eleştirilmesi şaşırtıcı değildir. Ama Afgani, hatasıyla-doğrusuyla, eksiğiyle-fazlasıyla ümmetin evladıdır. İnsanlar farklı düşüncelerinden ötürü yadırganamaz, itibarsızlığa mahkûm edilemez; edilmemelidir de. Elli dokuz senelik hayatını diyardan diyara, okyanuslar aşarak ümmetin dirilip doğrulmasına ve direnişe geçmesine adayan bu mümin adama karşı yapılacak değerlendirmelerde insaf elden bırakılmamalı. Kaldı ki bu davranış biçimi, iman edenlerin tamamını kuşatıcı mahiyettedir.

Afgani, sağlığında çabalarının semeresini görememiştir belki; fakat kendinden sonra gelişen birçok harekete damgasını vurmuştur. Muhammed Abduh’lar, Reşid Rıza’lar, Mehmed Akif’ler onun talebesidirler. Hasan el-Benna’lar, Malik b. Nebi’ler, Seyyid Kutup’lar, Ali Şeriati’ler onun devamıdırlar. İşte onun en önemli eseri de, Müslümanca uyanışa ve tevhidî bilinçlenme sürecine yaptığı bu muazzam katkıdır.

Muvahhid kimliğini taşıma kaygısını güden bugünün Müslümanları olarak bizler, zamanımızın şahidleri olarak bizden öncekilerin eksik bıraktıklarını tamamlamakla yükümlüyüz.

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Mart 2014, 11:05
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13