Üstad'a mektup!

'Biz, kalplerine Risale-i Nur'un ışığı ağanlar yani, kirli gölgeler için en büyük tehlikeydik.'

Üstad'a mektup!

Seni tanıdığımda henüz 17 yaşındaydım. Dünyam çok kalabalık değildi o zamanlar. Bizi iyi edecek ve durmayan kanayan yaralarımıza merhem olacak bir yolculuğa çıkmıştım seninle. O zamanlar Risaleler’i yazan küçük parmaklarımdan alfabeye kan sızardı.

Hep kapında beklediler

Sen, ıssız ve karanlık zindanlara itilmiştin sessizce. Seni ne çok incitmiş ve kırmışlardı o kirli gölgeler. Yusuf’un kardeşleri gibi, sırıtkan dişleriyle hep pusuda beklemişlerdi. 15385

Hani bir gün, bileklerinde kelepçeler sandalla karşıya geçiyordun. Sanki asıl hür sendin de, sürûrla parlıyordun kürek hışırtılarına tebessümle bakarak… Genç asker merak edip sormuştu sendeki o huzurlu hâlin sebebini. Sen, “Huzur insanın içinde olursa, hiç kimse onu huzursuz edemez” demiştin. İşte bu yüzden gelememişlerdi peşinden. Yüzlerinde yaptığı kötülükten zevk alan suçluların irinli bakışlarıyla, hep kapında beklemişlerdi.

Tuhaftır ki seni karanlık zindanlara atacaklarını hissettiğin halde sesini bile çıkarmamıştın! Önceleri seni neden böylesine hırpaladıklarını, karanlıklara terk ettiklerini anlayamamıştım. Sonra öğrenmiştim ki, İsmail (a.s)’dan beri kurban olmaya adanmışlığımızdandı bu bizim...

Yusuf’un kardeşleri neden hep aynı?

Seni tanıdığımda henüz çok kalabalık değildi dünyam. Barla’da karlar vardı. Parmaklarımdan harflerin gövdesine kan yürüdüğü zaman sanki diriliyordu an ve ben, kapısında titreşen o balçıktan gölgelere bakıp düşünüyordum. Yusuf’un kardeşleri yüzyıllardır neden hep aynıydı? Onların yüzlerindeki garip ifadeyi hiç anlamıyordum. Seni soğuk zindana atıp çarşıya dolaşmaya çıkan o hapishane müdürü ne zaman aklıma gelse hep gülüyordum. Seni pazarda dolaşıyor görünce nasıl da korkuyla hapishaneye koşup soluk soluğa hücreni kontrol etmişti. Acaba seni mi kuyulara atıyorlardı yoksa onlar mı senin içindeki derinliğe düşüp çıkamıyorlardı, anlamıyordum. Çünkü ne zaman seni zehirleseler, derin bir yerden yüzeye vurmuş kalas gibi yorgun ve bitkin düşüyorlardı.

Yusuf’u kuyulara atanlar ve onların çağımızdaki uzantıları, O’nu öldürüp kanlı gömleğini O’nu sevenlere gösterme hikâyesini unutturmak için yeni yöntemler geliştirmiş ve seni derin denizlere gömmüşlerdi. Aradan yıllar geçse de hâlâ oradalar… Kapıda bekleşiyor kirli gölgeler... Korkuyorum onlardan… Garip bir ürküntü veriyorlar bana…

Bu kirli oyun bozulur mu?

Seni tanıdığımda henüz çok kalabalık değildi dünyam… Böyle, yazar-çizere de çıkmamıştı adım. Pencerende karlar, küçük tasında ise çorba ve yanında kuru ekmek vardı. Parmaklarını ısıtan bir sıcacık çay benim için ne de değerliydi. Hem o zamanlar sen olmasan kim üflerdi ruhuma bunca ilhamı? Kim okşardı “Yâ Rahim” diye mırıldanan o sarman kedileri.

Cemiyet kanıyordu, yer gök kanıyordu! Sen, damarlarına zehir yürüttükleri her gece “Yâ Hayy” diyerek kirli gölgelerin iflahı için dualar ediyordun. Ben kuşkuluydum hep. Acaba içlerinden birine bir merhamet gelir de bu asırlık kirli oyun bozulur muydu?

Onların seninle birlikte yolculuğa, yıldızlara, zikre ve nura koşmak istemedikleri besbelliydi. Onlar, çocukluklarında kalmış o masumiyeti kaybetmişlerdi. Onlar hakikati, vefayı, iffeti ve ülfeti hatırlatan her sesi ve mânâyı yok etmeye yemin etmiş gibi hırsla yol alıyorlardı. Onlar öylesine bencil ve yüzsüzlerdi ki, kötülükleri bile kendileri gibi dipsiz bir kuyunun içindeydi. İçlerindeki o dipsiz kuyuda saklı kalmış bütün acı ve hırslarını, masumların mahvoluşlarında onarmaya çalışıyorlardı. Kendi cesetlerini bile gömmeye aciz bu yaratıklar, hep öldürdüklerinin üzerinde tepiniyorlardı. Bunlar öyle varlıklardı ki, her defasında ölüp ölüp tekrar diriliyorlardı. Bunlar ne garip yaratıklardı, kendilerini adeta yalnızlığa, ölüme, acıya ve ıssızlığa adamışlardı. Bunlar ne korkunç yaratıklardı.

risale.pngBizi kurtuluşa götüren yol zikir ve aşktan geçiyor

Seni tanıdığımda henüz çok kalabalık değildi dünyam… Avuçlarımda her gece yıldız tozları, penceremden ervah akardı. Hepsi bizi sever, himmet ederdi. Kirli gölgelerse ışık sızdıran bütün kapıları ve dimağları balçıkla sıvamak isterlerdi. Çünkü biz gözlerimizi yumduğumuzda içimizin aydınlığında seyrederdik olup biten her şeyi. Biz, kalplerine Risale-i Nur’un ışığı ağanlar yani, kirli gölgeler için en büyük tehlikeydik. Onlar, kendilerinin dünyaya egemen kılmak istedikleri derinlik ve umuttan yoksun, aşksız, iffetsiz duruşa karşı verdiğimiz çabayı yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Barla’nın nurlu penceresinden içeri giremeyen o kirli gölgeler, kendilerini hiç bu kadar güçsüz hissetmemişlerdi. Onların takındıkları tavırlar, bizi kurtuluşa götüren yolun “zikir” ve “aşk”tan geçtiğini gösterip, kalemlerinden kelimelerin gövdesine “kan” ve “can” yürüyen bu çocuklardan gittikçe korktuklarını haykırıyordu.

Seni tanıdığımda henüz çok kalabalık değildi dünyam efendim…

 

Saliha Malhun O’nu andı

Yayın Tarihi: 26 Mayıs 2010 Çarşamba 15:39 Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2010, 13:55
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yusuf Ziya
Yusuf Ziya - 12 yıl Önce

Saliha Malhun "hâl"i yazan, hâl ile yazan bir kalem. Üstâdı okumak güzeldi ama bir de hayatını onun kaleminden okumak daha farklı olacak kanaatindeyim.

Fırat Güngör
Fırat Güngör - 12 yıl Önce

Bu hislerin harflere dökülmüş hali karşısında saygı ve sukunetle eğiliyorum...

Kemal Bayraktutan
Kemal Bayraktutan - 12 yıl Önce

Bir ara bir edebiyat sitesinde yazılarınızı kaçırmadan takip ediyor, tekrar tekrar okuyordum. Şimdi de bu yazıyı okurken Saliha Malhun'un yazılarına benziyor dedim içimden. Sonundaki imzayı görünce gülümsedim. Özlemiştim sizi ve yazılarınızı Saliha Hanım... Nerelere kayboldunuz?... Yazılarınıdaki derinlik ve dupduru kaynaklardan yudumladığınız bu temiz gönül damlalarını her daim içmek isteriz. saygı ve muhabbetlerimle...

ORHAN AFACAN
ORHAN AFACAN - 11 yıl Önce

İÇİMDE HASRETİN VAR

Ne güzel paylaşmak Ravza sevincini
Görünce iki tanış birbirini.
Musafayla kutlar ziyaretini
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
İçimde hasretin var Ya Resülullah
Alnıma mührünü vur Ya Resulullah.

Kâbe’den farklıdır Ravzanın safı.
Gönülde Ravzanın say’ı, tavafı
Tövbesidir Orhan’ın itirafı.*
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
İçimde hasretin var Ya Resülullah
Alnıma mührünü vur Ya Resulullah.

Abdurrahman Cihan
Abdurrahman Cihan - 10 yıl Önce

Mana aleminde,peygamber ve her asrın meb'usunun hazır bulunduğu bir meclis-i muhteşemde,ona;"ey helaket ve felaket asrının adamı,seninde re'yin var,fikrini söyle" denmişti.O asırlardır beklenen geniş alemde hidayete vesile olacak Mehdi-i azamdı.İmam-ı Rabbani R.A;"ahirzamanda mütekelliminden(kelam alimlerinde) biri gelecek ve hakaik-i imaniyeyi kemal-i vüzuh ile ve delail-i akliye ile isbat edecek."demişti.Telif ettiği eserlerle,gerçekten hakaik-i imaniyeyi delail-i akliye ile isbat etti.

banner26