Üsküdar'ın son sırlılarındandı

Türkiye'nin ilk atom mühendisi ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Eski Başkanı Prof Dr Ahmet Yüksel Özemre'yi arkadaşımız Mahmut Bıyıklı anlattı…

Üsküdar'ın son sırlılarındandı

Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre 50 cilt kitabı, 400 küsur makalesi, sayısız ödülleri ve idari vazifeleriyle bu toprakların dâhi evlatlarından biri. Aynı zamanda 73 senelik ömrüne büyük hizmetler sığdırmış, büyük bir âlim, mütefekkir ve gönül insanı ve saymakla bitiremeyeceğimiz birçok güzel sıfatın kendisine layıkıyla yakıştığı yüce gönüllü muhterem bir şahsiyet.

Prof. Dr. Ahmed Yüksel ÖzemreÇok şey söylenmiş ve söylenecek hakkında. Biz ise burada gönlümüzdeki Ahmet Yüksel Özemre’yi sözün dar kalıbına sığdırmaya ve adını yeni duyacaklara bir nebze de olsa bu asil ve vakarlı hayat kesitinin ruhumuza dokunan hislenişlerinden bahsetmeye çalışacağız.

 

Onu örnek yapan ne?

Onu örnek insan, eskilerin tabiriyle “nümune-i imtisal” yapan ne idi? Neden sözü, hâli, duruşu, hayatı algılayış tarzı beni bu kadar etkilemişti? Neden onu tanımak için içimde her zaman büyük bir coşku ve heyecan hissetmiştim? Onu ziyaret edişten sonra hayatımda neler değişmişti? Yüreğime bunları sordum uzun uzun ve cevaplarını bulmaya çalıştım…

Merhumu derinlemesine tanımak için çocukluğunu mutlaka bilmek gerekir diye düşünüyorum. Bütün büyük insanların olduğu onun çocukluğu da asaletin ışıklarıyla donanmış.

“Yüksel” Aziz Mahmut Hüdayi dergâhının uhrevi sükûneti ruhunda derin izler bırakan, sahipli, yıldızı yüksek bir çocuk deyim yerindeyse. İtina ile bir fidan gibi yetişmesi için seçkin bir aile ve çevre yapısı içerisine özel olarak yerleştirilmiş huzurlu, âkil bir evlat.

Bu güzel evlat güzel bir devirde güzeller güzeli mübarek bir beldede büyümüştü. Esnafın ne tartarsa tartsın tartılan tarafın kefesine “betim bereketimdir” diyerek bir patlıcan bir domates daha attığı, haramdan salgın bir hastalıkmışcasına korkulduğu adaletli ve nezih bir muhitte nefes alıp vermişti. Dükkanların sabah ezanından sonra açıldığı, babaların namazdan sonra evin alışverişini yapıp işine öyle gittiği, attarlarının tıp akademisyenlerinden daha ehil ve bilge olduğu, doktorlarının gerek ki gayr-ı müslim olsun, muhtaç hastalarından ücret almadığı gibi reçete mikdarını hastasının yastığı altına bırakıp öyle gittiği, insanın insana gönülden saygısı ve sevgisi olduğu vakitlerdi bu genç delikanlının boy attığı vakitler.

 

Prof. Dr. Ahmed Yüksel ÖzemreOkul yılları

Yıldızının keşfedilmeye başladığı yıllar mektep yıllarıdır. 239 Ahmet Yüksel Özemre, numarası yıllar içinde değicek olsa da hayatı boyunca hiç değişmeyecek bir disiplinin, dikkat ve dakikliğin, mes’uliyet duygusu ve vazife şuurunun canlı timsali pek çok güzel insanı, muhabbetle kendine model kabûl etmiş ve onların eliyle madde ve mana mermerinin itinayla biçimlendirilmesine gönüllü olarak talip olmuş “müstesna” bir talebedir. Bu, ilkokuldan üniversiteye dersine giren alanlarında bir numara olan istisnasız bütün ehil hocalarının ortak kanaatidir. Fakat onu özel kılan, notlarının yüksekliği, sayısız birincilikleri, aldığı takdirler, ödüller değildir. İçindeki dinmek bilmez öğrenme aşkı ve merakıdır. Öğrendiği her yeni bilgi bu diri muhayyileye “bu âlemde her şeyin doğal bir biçimde keşfedilmesi gereken bir sebebi bulunduğu”nu telkin etmektedir. Çocukluğunda aldığı nezih terbiye onun hırs, tama, kibir gibi kalbi hastalıklardan salim yetişmesini sağlamıştır. O, öğrenme aşkıyla dolu ruhu dengeli ve uyumlu bir çocuktur.

 

Birincilikten haya ederdi

Galatasaray lisesi 1. sınıfta okul müdürü Lütfi Bey ile aralarında şöyle bir muhavere geçer: “Evladım, sen hep ikincilikte, üçüncülükte geziyorsun. Niçin birinci olmuyorsun?” “Efendim, babam bana ille de birinci olacağım diye kendini ihtirasa kaptırma, diye nasihat etti” “Olmaz öyle şey! Çarşamba günü baban beni görsün” Ve babama şöyle diyordu: “Beyefendi, bu çocuğa lütfen gem vurmayın. Bırakınız bütün kabiliyetini rahatça ortaya koysun” Babam bana “Bari bu ay birinci ol da adamcağız hem ferahlasın, hem de benim yakamı bıraksın” dedi. O ay ve sonraki aylar ve yıllar, yatağını bulmuş bir suyun tabii seyrinde gelen “gem vurulamaz” birinciliklerle süslenecekti.

 

Prof. Dr. Ahmed Yüksel ÖzemreVatanımız sana muhtaçtır

6. sınıfın sonlarına doğru öğrenci işleri bürosundan sorumlu müdür yardımcısı Sait Çelik Bey bu değerli öğrencisinin defterine şöyle yazacaktır; Yıl 1948’dir:

“27 yıllık okutma hayatımda karşımda gördüğüm bir çok iyi karakterli gençler arasında en iyisi sensin. Senin gibi bir talebem olduğuna çok sevindim ve 27 yıllık yorgunluklarımı adeta unuttum. Var ol evladım. Vatanımız senin gibi temiz ahlâklı, doğru ve çalışkan insanlara pek çok muhtaçtır”

 

3. yıl tutulan oruç

1951-1952 yılları, Ahmet Yüksel’in mistik hislerinin olağanüstü yoğunlaştığı, matematik ve fiziğin yanısıra tabii bir akış içinde tasavvufa yönlendiği bir dönem olur. Bu kesif tasavvufi cezbeyi söndürebilmek için “deliler gibi” spor yapmaya başlar. Ve üniversitenin birinci yılına kadar bayram günleri hariç 3,5 sene  aralıksız oruç tutar. Ardından 2,5 sene de gün aşırı tutulan savm-ı Davud tutar.

Bu yıllar, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Fizik Bölümü’nde geçen meşakkatli ilmî disiplin yıllarıdır. Burada kendisine hayatı boyunca örnek âlim olarak seçeceği  ve ilk çocuğuna ismini koyacak kadar sevgi ve saygı duyduğu o zaman taze bir doçent olan bir hoca ile karşılaşır: Prof. Dr Feza Gürsey. İnsan ve ilim adamı olarak kendisinin ifadesiyle bu “müstesna” hoca, bu genç âlimin hayatında derin izler bırakacaktır. 1957 yılında sınıf arkadaşı Kamuran Avcıoğlu ile hayatını birleştirmesi ise hayatındaki önemli bir dönümün başlangıcı olur.

 

Ahmed Yüksel ÖzemreMadde ve mana dengesi

Bu örnek hayatta beni en çok etkileyen şey, aslında birbirinden hiçbir zaman ayrılmayacak olan madde ve mana arasındaki kopmaz irtibatın bir insan hayatında kendisini gösterdiği sarahattir, belirginliktir, açıklıktır. Ahmet Yüksel Özemre örneği, temiz tohumun, denge üzerine itinalı bir karakter- mizaç eğitimiyle beraber yürüyen fizik âlemin yasalarına vukufiyette derinleşmenin izlerini takip edebilmemiz açısından önemli bir model. Gerek lise gerek üniversite yıllarında en ehil hocaların müracaat kaynağı olan onlarca cilt ansiklopediyi, anlayarak hazmederek eylem alanında kullanıma açan bu akıl, sıkıştığı dünyaya ait her imtihanda Rabbinin güzel isimlerine, emir ve yasaklarına sığınarak ve maddi manevi hayatının Allâh’ın sevdiği has kulları eliyle tanzim ve takviye edilmesine gönüllü olarak, aklı ve ruhuyla bütün bir insan tasvirinin tarihe geçmesini sağlamıştır.

Elbette ki insandır, eksik bırakıldığı, tam olarak vukufuna izin verilmeyen alanlar olmuş olması çok normaldir. Peygamberlerin bile şuur dereceleri, vazifeleriyle mütenasiptir. Allâh dostlarının da öyle. Kim ne ile görevli ise ona göre bir zihnî ve ruhî donanımla yaratılır. Vazifesi dışındaki alanlarda onlar da sıradan insandan farksızdır. Ahmet Yüksel Özemre, Allâh’ın sevdiği ve “yürü ya kulum!” dediği insanlardandır. Buna gönülden inanıyorum. Çünkü Allâh’ı kullarına, kulları Allâh’a sevdirmekle geçen bir ömrün işaretidir.

Hakkında söyleyecek çok söz olmasına rağmen sözü burda tutup öncelikle kitaplarınıı kaleme alması için kendisini teşvik eden muhterem zevata çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyor ve kendilerine Allâh razı olsun diyorum.  Nezih bir hayatın nasıl yaşanacağını bize hayatıyla gösteren üstadımızı rahmet ve özlemle anıyor bıraktığı boşluğu dolduracak soylu insanların çoğalmasını Rabbimizden diliyorum…

 

Mahmut Bıyıklı yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2010, 12:01
YORUM EKLE
YORUMLAR
Eyüp Sami
Eyüp Sami - 9 yıl Önce

Ahmet Yüksel hocamızın (her ne kadar buralı olup ve bu şehri (Üsküdar) yaşayamasakta) bilhassa severek okuduğum Üsküdar'da bir attar dükkanı kitabıyla tanıdım. Tanımaktan kastım ismen değil elbet. Onda bir mslümanın yaşayışını gördüm... Bir değl hayatın tüm alanlarında faal olmayı.. Onu sdece ülkemin ilk atom mhendisi olarak bliyordum ama bnun dşındaki yaşamını gördükçe ne kadar boş yaşadığımızı farkettim. Okldaki ve spordaki birincilikleri, tasavvufi yönü, eğitimciliği...
Allah rahmet eylesin

parsifal
parsifal - 9 yıl Önce

Ahmet Yüksel Hoca gibi değerlere sahip olduğumuz ve eserlerinden faydalanabildiğimiz için ne kadar şükretsek azdır. Hocanın mana derinliğini "Gel de Çık İşin İçinden" adlı hatıralarının bir kısmını anlattığı kitabında bir nebze olsun hissedebilirsiniz.

Çınar
Çınar - 9 yıl Önce

Onu anlatmaya kelimeler yetersiz kalır.Kendisi gibi insanlara o kadar muhtacız ki.Himmetlerini niyaz ediyorum

mihman
mihman - 9 yıl Önce

kendisini yıllar önce tanımıştım. bize, kalemlerimizden dökülen soğuk tarih ibarelerini ısıtacak anahtarlar ifadeler sunmuştu. şehir tarihinin, sadece belgeyle kitapla değil, orada yaşayanlarla yazılabileceğinin işaretleriyle birlikte... İstanbul'u umursamanın etrafına bakmakla ve etrafını yaşamakla olan orantısını da hissettirmiştir.
madde-mana dengesinden herkes kendince nasiplenir...
var olsun diyorum. ki ölüm yokluk değildir...

banner19