banner17

Üsküdar ağzıyla öyle güzel Kur'an okurdu ki

İstanbul'un en mütevazı yerlerinden biri olan Üsküdar nice hazineleri sırlamıştır. Onlardan biri de şüphesiz Necmeddin Okyay hocadır. Metin Erol yazdı..

Üsküdar ağzıyla öyle güzel Kur'an okurdu ki

 

Rüzgara yazı yazılır mı bilinmez, ancak su üzerine yazı yazanlar olmuştur. Kendi varlığına karışan ne varsa çoğu kere onu varlığında hemhal eden su, ebru zatına bürününce bir başka varoluşu yansıtır bizlere. Çünkü Mustafa Düzgünman'ın dizeleriyle haberdar olmuşuzdur ki "Ebrudaki görünen şu nukûşâta iyi bak, Şuunât-ı ilâhidir sıfatından ayan Hak"tır. Niceleri gelmiş ve 'ebru' vücuduyla atmışlardır su üzerine imzalarını ancak Necmeddin Okyay hocanın imzası bir başkadır o vücutta.

Gelişini Said Paşa İmamı müjdeledi

İstanbul'un en mütevazı yerlerinden biri olan Üsküdar nice hazineleri sırlamıştır. Onlardan biri de şüphesiz Necmeddin Okyay hocadır. “Cennet-i cemâlinle, kulların mesrûr eyle / Rahm eyle ni'metinle, kulların mesrûr eyle" dizelerinin sahibi olan Said Paşa İmamı Hasan Rıza Efendi, bir gün Mehmed Abdünnebi Efendi'nin kapısını çalar ve "bir oğlun olacak, ismini Necmeddin koy!" buyurur. Dinin yıldızı anlamına gelen ismin babasına müjdelenmesinden yaklaşık dört ay sonra 29 Ocak 1885 yahut 28 Ocak 1883 tarihinde Üsküdar'da dünyaya gelir Necmeddin Okyay hoca.

Küçük yaşlarında Ravza-i Terakkî Rüşdiye'sinde hıfzını tamamlar ve hocazadesi Hasan Talat Beyefendiden rik'a, divânî ve celî divâni meşk ederek icazetini alır Necmeddin Okyay. Hocazadesinin yönlendirmesi ile Filibeli Bakkal Ârif Efendi'ye giderek sülus ve nezih derslerini ikmal eder. Hüsn-i hattı da meşk eden Necmeddin hoca vaktiyle artık unutulmaya başlayan ebrû sanatına merak salar ve bu vesileyle Özbekler Tekkesi şeyhi Hezârfen Edhem Efendi'ye talebe olur, şeyh efendinin ahireti teşrifine kadar Özbekler Tekkesi'nde ebrû sanatının inceliklerini, mürekkep ve âhâr (kağıt cilalam usulü) yapımını öğrenir. Medresetü'l- Hattâtin'de ise hem hocası hem de yârânı olacak Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer'den celî sülüs meşkeder hem de tuğra çeker. Tuğrakeş İsmail Efendiden sirayet eden gül merakıyla, Toygar Tepesindeki evinin bahçesinde dörtyüz çeşit gül yetiştirir. Bunca sanatsal kişiliğinin yanında soyadının da yaptığı çağrışımdan anlışalacağı üzeri okçuluğa olan ilgisini ömrü boyunca sürdürür.

Hoca isen yapman lazım

Necmeddin Okyay hocanın, ölüm anında yanına gelen Uğur Derman'ın halini sorması üzerine verdiği "ölmeye çalışıyorum" cevabı onun hayatının özeti gibidir. Ömrü boyunca çalışmaktan geri durmayan Necmeddin hoca, gayreti hasebiyle daha genç yaşında 'hoca' olma şerefine ermiş. 1916 yılında Medresetü'l - Hattâtîn'de iken bir şahıs yanına varmış ve kendisinden çiçekli ebrû yapmasını arzu edince, Necmeddin hoca; "Efendi, bu sanatta öyle çiçek filan olmaz. Eskiler her ne kadar tecrübe etmiş olsalar da zaten çiçeğe pek benzememiştir yapılanlar" diyerek karşılık vermiş. Ancak gelen hayrla gelmiş olacak ki Necmeddin hocaya, "hoca değil misiniz? Yapmanız lâzım gelir." karşılığını verince, Necmeddin hoca eve geçip kurmuş teknesini. Yapması lazım gelen işine yumulduğu esnada eve gelen Hattat Macid Ayral, hayr ile gelmiş olacak ki, Necmeddin hocanın neyle uğraştığını merakla sormuş. Necmeddin hoca lâle yapmaya çalışırken Macid Ayral'ın "şu uçları yukarıya çek" ricası üzerine elindeki tek atkuyruğunu teknenin içinde yukarı doğru çekince bir lâle fa'şoluvermiş. "Bu işi bilmeyenlerden, bu iş hakkında çok şey öğrendim" diyen Necmeddin Okyay hoca böylece ebrû sanatında bir keşfi bu şekilde gerçekleştirmiş.

Üsküdar'ın nice sırlı zatlarıyla dost olan ve feyzini ve aşk u muhabbetini buradan tesis eden Necmeddin Okyay hocanın şeriat tarafı ağır basardı. Ahmed Yüksel Özemre'nin aktardığıyla biliyoruz ki; Üsküdar'ın manevi mimarlarından ilim, irfan sahibi pek çok zattan feyizlenen Necmeddin hoca bilhassa Hâfiz Eşref Ede efendiye yakınlık kesbetmiştir ki bir gün kendisini Fatih türbedârı Ahmed Amiş Efendi'ye götürmesi için Eşref efendiye ısrarda bulunmuşsa da Eşref efendi kendisine, "Birâder; sen orada konuşulanlara şâhit olsan bizim küfrümüze kâil olursun" demiştir. Eşref Efendi'nin vefatından sonra Necmeddin Okyay hoca, Ahmed Düzgünman'a, "Allah Eşref ağabeyimden razı olsun, ganî ganî rahmet eylesin! Ben Ehl-i Beyti onun sâyesinde tanıyıp sevdim" buyuracaktır. Necmeddin hoca her ne kadar şeriatı ağır basan Nakşi mizacı ile tanınsa da gördüğü bir rüya üzerine Galata Mevlihanesi postnişini Ahmed Celâleddin Dede'ye intisâb etmiştir.

Üsküdar ağzıyla Kur'an tilavet ederdi

Birçok sanatta behre sahibi olanlar için kullanılan ve bin sanat manasını ifade eden Hezârfen, Necmeddin Okyay hoca içinde kullanılıyordu. Hezârfen Necmeddin Okyay hoca bunca kabiliyete sahip olmasından öte bilhassa imamlığı ile de gönüllerde unutulmaz yer tutmuştu. Üsküdar Gülnüş Valide Sultan Camii (Yeni Camii) baş imamlığını yapan Necmeddin hoca, Ahmed Yüksel Özemre'nin tarifi ile "mûsikiye vâkıf, lâtif, pürüzsüz, ince, tannân ve edâlı sesliydi. Kur'anı Üsküdar ağzı Kur'ân tilâvetine uygun okurdu." Çünkü Kur'ân eğitimini Kaptanpaşa Câmii İmamı Ahmed Nafiz Efendi'den talim etmişti. Yüksel Özemre çocukluğunda Necmeddin Okyay hocanın arkasında kıldığı teravih namazlarını hatırlayarak, "Kıldırdıkları namazla cemaate onlar kadar inşirâh, neş'e ve letâfet bahşeden imamlara, maalesef, bir daha hiç rastlayamadım. Onların arkasında namaz kılan bir insan, namazın bittiğine hayıflanırdı" buyuracaktır.

5 Ocak 1976'da Hakk'a yürüyen Hezarfen Necmeddin Okyay hoca; su üzerine nice eserler kazımış ki ölümünün otuz sekinci seney-i devriyesinde dahi anılıyor.

 

Metin Erol yazdı

 

Güncelleme Tarihi: 20 Şubat 2014, 16:39
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mutlu Aydın
Mutlu Aydın - 3 yıl Önce

Allah cc. ebeden razı olsun, kabirleri pürnur olsun.

banner8

banner19

banner20