banner17

Urfa'nın ikinci Nâbî'si Kemâl Edîb Kürkçüoğlu

1950’li yıllarda Ankara İlahiyat’ta Tasavvuf Tarihi dersleri okutan edîb-i kemâl edebiyatçımız, eğitimci, eski Türk edebiyatı uzmanı, şair Kemâl Edîb Kürkçüoğlu’nun ders notları basıldı. İsmail Demirel yazdı.

Urfa'nın ikinci Nâbî'si Kemâl Edîb Kürkçüoğlu

1902 yılında Urfa’da doğup 1977 yılında İstanbul’da vefat eden Kemâl Edîb Kürkçüoğlu, edebiyat dünyamızın bugün için unutulan bir siması. Yaşadığı devirde yazdığı şiirler, dergilerde kaleme aldığı sanat-edebiyat yazıları ve radyolarda yaptığı dini-milli konuşmalarla bir devrin önemli bir edibi ve yürüttüğü eğitim faaliyetleriyle bir neslin yetişmesinde önemli rolü olan bir öncüydü.

Geçtiğimiz aylarda Yusuf Turan Günaydın’ın himmetli çalışmaları sonucunda, adı gibi kâmil bir edîb olan hazretin 1950’li yıllarda Ankara İlahiyat'ta okuttuğu “Tasavvuf Tarihi” dersine ait hazırladığı ders notları Büyüyen Ay Yayınları tarafından basıldı ve okurların ilgisine sunuldu.

Yusuf Turan Günaydın’ın ‘tam bir el kitabı’ olarak nitelendirdiği bu ders notları, öncelikle hazretin konuya ne kadar vakıf olduğunu gösteriyor. Kitabı yani ders notlarını okuyanlar sadece tasavvuf tarihine dair bir ders notu okumanın dışında edebi bir uslupla yazılmış bir eser okuyacaklar. Bu eser onlara zaman zaman aforizma formunda kimi cümlelerle selam verecek ve aynı zamanda okurlar dönemin tasavvuf algısına da aşina olacaklar. Bir ders notundan daha ne beklenebilir ki? Çoğu akademik kitabın vermediği bu nimetler kısacık bir ders notunda mündemiçse eğer, iyi bir dil, edebiyat, tasavvvuf ziyafeti bizi bekliyor demektir. Bu anlamda Kemâl Edîp Bey'e ve bu ders notlarının bize ulaşmasına vesile olan fakat adını Günaydın’ın da bilmediği zata Allah’tan rahmet diliyor, Günaydın’a da teşekür ediyoruz. Böylesi bir ders notundan ibaret bir metni basma konusunda tereddüt etmeyerek okurlara geniş kapılar açan Büyüyen Ay Yayınları'nı da tebrik ediyoruz.

Tasavvufun başlıca kaynaklarına nazar-ı dikkati celbetmek

Eserin mukaddime bölümünde, tasavvufu anlatmak ve onun tarihi akış içindeki yerini ve değerini belli etmek için uzun zaman ve geniş imkanlara muhtaç olduğunu bildiren Kürkçüoğlu, kendi yaptığının ise, tasavvufun başlıca kaynaklarına nazar-ı dikkati celbetmek ve esaslı hilaf noktalarına ışık tutmaktan ibaret olduğunu ifade ediyor.

Tasavvuf nedir, vücut, vücut mertebeleri, tevhidin mertebeleri, tasavvufun menşei, vahdet-i vücut, vahdet-i şuhud, İslam’da tasavvufun yeri, tasavvufun tarihi seyri gibi konuları ihtiva eden ders notları açıkçası mübtediler için bir yol gösterici değil de, tasavvuf okumaları yapmakta olanlar için bir demet nazenin çiçek mesabesinde sayılmalıdır.

Kitabın öne çıkan özelliklerinden biri de, hazretin zaman zaman konu dışına çıkması ve tasaavufa yöneltilen eleştirileri göğüslemesidir. Örneğin hazret, Hilmi Ziya Ülken’in tasaavvuf anlayışına sağlam eleştiriler getirdiği bölümleri de ders notlarına eklemiş. Ülken’in özellikle ruh hakkında söylediği la-kayıt şeyler ile tasavvuf psikolojisi ile Freud psikanalizmini eşleştirdiği ifadeleri sağlam bir şekilde eleştiriyor.

Mehmet Kurtoğlu’ndan bir biyografi denemesi

Yusuf Turan Günaydın’ın kitaba yazdığı önsözden hemen sonra Urfa tarihi ve Şekspir üzerine yaptığı çalışmalardan tanıdığımız şair Mehmet Kurtoğlu’nun Kemâl Bey üzerine hazırladığı bir biyografik yazısı var. “Çağdaş Bir Nabi, Meçhul Bir Urfalı Şair Kemâl Edîb Kürkçüoğlu” adını taşıyan ve 45 sayfa kadar süren bu biyografide hazretin on parmağında on marifet bir hezarfen olduğunu öğreniyoruz.

Mehmet Kurtoğlu, Kemal Bey'i Urfa üzerinden anlatmış. Kendisi de bir şehir monografisi yazarı olan Kurtoğlu, böylece hem vakıf olduğu bir alan üzerinden ilerleyerek bize bir edibimizi tanıtmış oluyor, hem de kendisinden önceki çalışmalardan farklı bir çalışma yaparak bilinen gerçekleri tekrarlamaktan kurtulmuş ve kaçınmış oluyor. 

Edebi bilgisini amcası Osman Remzi Efendi ve Ali Emiri Efendi'ye borçlu olan Kürkçüoğlu, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca bilmekteydi. Kabri Zincirlikuyu Mezarlığı'nda olan Kemâl Edîb’in adını, Meşrutiyet döneminde yayınladığı “Tasavvuf” adlı mecmua ile müştehir olan Şeyh Safvet Efendi koymuştur. Kürkçüoğlu’nun Urfa’ya dair yazdığı “Urfa Ağzı” adlı kitabı Türk Dili Ödülü kazanmıştır. Bu kitapla kendisinden sonra yapılan çalışmalara kaynaklık teşkil etmiştir. Bu da edibimizin Urfa’yla ne kadar özdeşleştiğini göstermesi açısından önemlidir Kurtoğlu’na göre.

Urfa, İstanbul ve Ankara hayatındaki üç önemli şehirdir Kürkçüoğlu’nun. Urfa’da doğup büyümüş, lise ve üniversiteyi İstanbul’da okumuş, meslek hayatının büyük bölümünde Ankara’da bulunmuş ve İstanbul’da vefat etmiştir. Kürkçüoğlu adeta Urfa’da atalarından tevarüs ettiği geleneklerin en billur ve estetize şekilde yaşandığı İstanbul’da edindiği maddi ve manevi birikimi Ankara’da resmi vazifesinde vatan için değerlendirmiştir, diyebiliriz.

Sanat ve edebiyat dünyasında daha ziyade ilmi ve edebi yazılarıyla tanınan Kürkçüoğlu, iyi bir nasir olmanın yanında güçlü bir şairdir aynı zamanda. Yazdığı şiirleri yaşarken kitaplaştırmamış olması onun şairliğini setreden bir durum olmuştur. Bununla beraber hazretin divan edebiyatına yaslanarak şiirler yazması da açıkçası toplum nezdinde pek fazla tanınmamasına neden olmuştur. Zira hazretin kalem oynattığı dönemlerde, ki Cumhuriyet'in ilk yıllarıdır, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Orhan Veli gibi öncü şairlerin Türk şiirine yön vermektedir. Bu şairlerin yanında heceyle şiir yazan birçok şair de o dönemde eserler kaleme almıştır.

Ne ulu bir rüya

Gerek Mahir İz gerek Hasan Kamil Yılmaz gerekse de Hayreddin Karaman gibi zatların hatıralarında önemli yer tutan ve her biri için bir kutup yıldızı mesabesinde olan Kemâl Edîb Kürkçüoğlu, hep sevgi ve hürmetle anılagelmiş. Kürkçüoğlu’nun hatırat kitaplarında mukayyet birçok ilginç hatırası var ki, okuyanları hayrete düşürür ve Kürkçüoğlu’na karşı muhabbete sevk eder.

Hazretin yedi yılda tamamladığı ve huzur-ı risaletpenahta okunan naat-i şerifinin hikayesi de çok ilginçtir. Buraya almadan edemedim. Hazret mide kanseri teşhisiyle hastaneye yatırılır. Doktorlar ecel vaktinin geldiğini işaret ederek, hastahane köşelerinde ölmesin, evinde ölsün diyerek hazreti taburcu etmek isterler. Çocukları dehşet ve üzüntü içindedirler. Evlatlarının yüzünü okuyan hazret, gerçeklerin kendisine de söylenmesini ve hiçbir hakikatin saklanmamasını ister. Bunun üzerine doktorun söyledikleri kendisine aynen nakledilir. Hazret doktorlardan ertesi gün taburcu edilmesini ister. Doktorlar onay verirler. Gece hazret iki rekat istihare ve iltica namazı kılar ve Cenab-ı Hakk’a niyaz eder. “Ya Rabbi” der, “yeni bir naate başladım, bana biraz ömür nasip et de hiç olmazsa naatimi bitireyim.” Bu duayla uyuyan hazretin gece rüyasına Peygamber Efendimiz (sav) gelir. Peygamberimiz (sav) “Hayrola evladım Kemâl, nen var senin” diye sorar. Hazret durumu Efedimize (sav) olduğu gibi nakledince, Peygamberimiz sağ eliyle hazretin başından ayakucuna kadar sıvazlar. Sabah pürneşe ile kalkan hazreti gören doktorlar şaşırırlar. Taburcu olmak istediğini söyler hazret. Değişikliği gören doktorlar, sebebini öğrenmek isterler. Hazret ilkin anlatmak istemese ve “itikadınız bozulur, inanmazsınız” dese de ısrarlara dayanamaz ve gördüğü rüyayı anlatır. Yeni bir teşhis ve tetkik yapılır, hazrette kanserden ne bir iz ne bir nişane kalmamıştır. Evine geçen hazret naatını yedi yılda tamamlar. Naat bitince Medine’de bulunan Ömer Kirazoğlu’na bir mektupla gönderir ve naatın huzur-ı saadette okunmasını rica eder. Ömer Bey'den gelen mektupta hazretin şiirinin okunduğu tarih ve saat de yazılıdır. İlginçtir, hazret de naatin huzurda okunduğu vakitten on dakika sonra ilahi huzura divan durmuştur.

Adnan Menderes’e mersiye

Mersiyeler de kaleme almıştır. Mevlana, Mahmud Sami Ramazanoğlu Efendi, Kenan Rufai gibi zatların yanında Adnan Menderes’e de bir mersiye yazmıştır. Nitekim bu mersiyenin Baki’nin Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mersiyeden daha göz yaşartıcı olduğunu söylemiştir Dursun Gürlek.

Ders notlarını okuyup bitirdiğimizde hazretin tasvavufu ne kadar içerden ve içten anlattığını, bunun sadece yetişme tarzı ve aldığı eğitimle mümkün olamayacağını, her ne kadar kayıtlara geçmese de Kürkçüoğlu’nun bir intisabının bulunduğunu düşünüyoruz.

Büyüyen Ay Yayınları'nın 77. kitabı olarak Ekim 2014’te basılmış olan kitap, açıkçası Kemâl Edîb Kürkçüoğlu’nu tanımak isteyenler için bulunmaz bir fırsat niteliğini taşıyor. Eser, aynı şekilde tasavvuf öğrencilerine de hitap ediyor. Ancak tasavvufa dair henüz okuma yapmamış olanlar için kitabı tavsiye etmiyoruz. Zira kitap hem muhtasar hem de mücmel bilgiler içeriyor. Yoğun atıfların bulunduğu eseri okuyabilmek için en azından başlangıç seviyesinde tasavvuf tarihine ve tasavvufi meselelere dair bilgi sahibi olması gerekiyor okurun.

 

İsmail Demirel yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Ağustos 2015, 11:40
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20