banner17

Ünzile, kuyularda kayboldu

'bir gül gibi al ve narin / bir su gibi saydam ve sakin' bu toprakların hikâyesi o..

Ünzile, kuyularda kayboldu
Fotoğraf: Hüseyin Yanık
(+)

Dünyaya savrulmuş bir âdemkızı… Savrulmuş değil belki, adına yakışır gibi nazil olmuş. Zuhur bulmuş, Yaradan’dan kopmuş. Dönmüş dönmüş de rüzgârlarla beraber, savruluşu işte böyle olmuş.

İri iri bakıyor gözleri. Bakışları, büyük damlalarla yeryüzüne düşen yağmur gibi düşüyor adamın yüreğine. İki derin çukur, siyah, simsiyah… Kayboluyor insan içinde. Düştükçe daha derine, daha derine, en dibe… Bu yaşta nasıl da derin bakıyor böyle? Ne zaman kazınmış bunca kuyu gözlerine! Ona yönelen bakışlar dipsiz kuyuya atılan taş gibi, gittikçe gidiyor, gidiyor, gidiyor, sonra boğuk, yankılı, kalın tek bir ses dönüyor geriye. Yürekte yankılanan bir ses…

Saçlarını kısa kesmişler. “Olsun yine uzar” diyor ama kesilirken ağlamış. Gözyaşı yanaklarında çok gezinmeden yere damlamış yavaşça. Yerde aynı noktaya düşen dört damla… Sevecen bir elin dokunmadığı yanaklarını gözyaşı bile okşayamamış.

ÇocukÜrkek… Elimi oynattığında uçup gidecek bir kuş gibi. Gidip dönecek bir kuş gibidir belki, küllerden doğacak kuş gibi… Doğmak için yanmak gerektiğinden yanıyordur böyle. Boşuna yanılmaz elbet...

Ortadoğu gibi kaderi

Sınırları çizilmiş dünyasının. Ortadoğu gibi kaderi… Dümdüz çizgilerle bölmüşler içini şerha şerha. Ortadoğu gibi kaderi… Sınırları yüreğinden geçirmişler. Yangın yaraları da dağlar bir gün.  O zaman boşuna yanmamış olur işte. Söküp atar sınırlarını. Yüreğinin kıpırtılarından akıp gelen, gözbebeklerinde ufak beyaz bir parıltıya dönüşen ışığın her şeye rağmen ortadan kaybolmamasını sağlayan o umutla…

Beyaz bulutlar geçer başının üzerinden. Mavi gökyüzü… Her sabah ışın demetleri… Yıkayıp geçerler onu usulca. Sonra yağmurlar… Aniden bastırıverince, ayakları çamur içinde, hayvanları önüne katıp koşa koşa sığınışı bir dam altına. Ayaklarına bakar. Ayaklarının ucundan akıp giden suya… Çıplak ayakları üşür. Paçaları ıslanır. Ama o suya bakar, onu da alıp götürsün diye dua ettiği suya. Suyun taşıdığı saman çöplerinin üzerine biner. Gider de gider…

Şebnem Ferah - Ünzile

Acısı içine akar

Önüne bakar Ünzile. Başı yerdedir. Üstünden akıp giden beyaz bulutlara, mavi gökyüzüne, onu yıkayıp giden ışıklara aşina değildir bu yüzden. Yere bakar o. Susar. "Adam, acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü önüne eğmişti." diyen Zarifoğlu’nu haklı çıkarır belki de. Dışarı taşırmak istemez acılarını. Gözyaşları gibi. Hep içine akar gözyaşları. Acılarına karışır. Acılarına kardeş olacak biri de yoktur zaten.

Gülmek ve ağlamakÇocuk çoban

Pazarlıkların ortasındadır. Dışındadır da aynı zamanda. Ne içindedir zamanın ne de büsbütün dışında.  Masum dünyasına sığmayan onlarca “oyun” oynanır etrafında. Kucağındaki oyuncak bebek alınır, gerçeği verilir yerine. Yediği şekerin ardından dilinde olması gereken morluklar yüzündedir şimdi.

Hiç gülmez mi Ünzile? Güler elbette, bizim gülmeyeceğimiz, dönüp bakmayacağımız şeylere güler o. İnci gibi dişleri o zaman ortaya çıkar işte. O zaman yüreğinin en derin yerinden kopup gözlerinde bir nokta halini alan o ışık ağzından da çıkar sanki. Zira çok fazla konuşmadığından ağzını açtığı ender vakitlerdir bunlar. Ufacık bir güzel söz, eskilerden bir anı yeter de artar bile. O anı bekliyormuşçasına yavaşça yayılır çatlamış dudakları yanaklarına doğru. Bazen birkaç saniyelik bazen biraz daha uzun bir tebessüm… Ama asla kahkaha değil. Bunu gören olmamıştır henüz. Ağlamaktan çok da fırsat bulamadığındandır belki.

Köy kızı

Kim daha temiz?

Fotoğraflarda rastlarsınız Ünzile’ye. Yüzü hafif kirlenmiş, bembeyaz dişleri ile acı ve mutluluğun, gülmek ve ağlamanın birbirini tamamlayan dairesel duygular olduğunu, birinin bittiği yerde diğerinin başladığını hatırlatan ifadesinden tanırsınız onu. Bu çok “sanatsal” duruşu ile ilgilenirler genelde. Hikâyesini bilmeye gerek yoktur, kirli iş ilişkilerinden fırsat bulduğunda ona elini uzatıp, sınırlarını kaldırırken onu daha da kirleten büyüklerinin “kurtaracağı” herhangi biridir o. Oysa yağmur suyuyla ıslandığı için çamura dönen toprakların kirlettiği ayakları, kokuşmuş bir şehrin kaldırımlarına basan ayakkabılardan daha temizdir elbette.

Sezen Aksu - Ünzile

Yüreğinin ortasından da geçirseler sınırları hayallerine bir sınır koyamamışlar. Hayallerinde mayınlı araziler yok Ünzile’nin. Ortadoğu’nun soluğu ile büyüdüğü her halinden belli. Patlayan bombaların dumanlarında kaybolan gökyüzü nasıl duman uçup gidince çıkarsa ortaya, Ünzile’nin bembeyaz yüreği de öyle işte.

Ünzile derin bakıyor. İçime bakıyor. Kalbime, kalbimize…

Hafif hafif bir şeyler mırıldanıyor “bir gül gibi al ve narin / bir su gibi saydam ve sakin”…

 

 

Görkem Evci, Ünzile’nin gözlerindeki kuyularda kayboldu

Manşet fotoğrafı: Hüseyin Yanık

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2011, 12:11
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20