Üniversitelerin en müstesna izbeleridir onlar!

Ders arasında, kampüs sıkışkınlığında, madden darlığına rağmen gönüllerin sığınağı mescidler!

Üniversitelerin en müstesna izbeleridir onlar!

 

Uzaktaki mescit demek Mescidi Aksa. ODTÜ’de kampüsün merkezine en uzak mescit ODTÜ Cami olabilir ama, Kudüs’teki Mescidi Aksa’nın durumunu da düşündüğümüzde, ODTÜ’de Mescidi Aksa ismi, camiye olduğu kadar, hazırlık bölümünün oradaki mescide de çok yakışıyor. Zira ODTÜ’de bir binanın altında öylece sıkışıp kalmış, kendi halinde bir mescittir hazırlık mescidi. Mahzun bırakılmış, ilgilenilmemiş, merak edilmemiş, aranıp sorulmamış, Rabbi bilmezlerin içinde tek başına öylece kalakalmış bir garip mescit. Elinden geldiğince ODTÜ’ye yeni başlamış öğrencileri Rabbiyle buluşturmak  için ev sahipliği yapıyor. Yetmiyor ama. Yetemiyor. Kapasitesi bir yere kadar. Neyse ki Allah herkesi, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılıyor (Bakara Suresi, 286).

ODTÜ’de mescid demek...

ODTÜ hazırlıkta öğrenciler ikiye ayrılır: Teneffüste kantinde sıraya girenler ile hazırlık mescidinde namaz kılmak için sıra bekleyenler.  Ayet her ne kadar, Allah’ın verdikleri içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma (Kassas Suresi, 77), şeklinde olsa da, hazırlıkta ahiret için çalışmak bazen kantinden, hatta derslerden feda etmeyi gerektirmektedir.  Namaza gelen çocuklar da teneffüste buldukları vakitte, biraz da derslere geç kalarak namazlarını eda etmektedirler. ODTÜ’nün her yerinde bunalır insan. ODTÜ’nün bütün çimleri günah kokar. Mescitlere kaçar insanlar. Mescitlerin koynuna bırakırlar kendilerini. ODTÜ’de fizik çimlerine değil, mescidin halılarına bırakırlar kendilerini başörtülü kızlar. Bırakırlar bırakmasına ama, hazırlık mescidinde herkese yetecek kadar yer yoktur. Kimi öğrenciler ayakta kalır. Dışarıda bekler.  Kimisi çekip gider, bir dahaki teneffüsü beklemeye başlar Rabbiyle görüşebilmek için. Kimisinin de hazırlık mescidi bir daha yüzünü görmez.

Hazırlık, bizi neye hazırlıyor?

Rabbin huzuruna kabul almak, elleri, yüzleri ve ayakları yıkamak şartına bağlanmıştır ve bu amaçla görevlendirilmiş  şadırvan efendiyi bugüne dek gören de olmamıştır. Arayıp soranı çok olmuştur ama alınan cevaplar kimseyi tatmin etmemiştir.  Nerdeyse, hani nerdeyse bütün mescitlerin bir şadırvanı vardır ama, hazırlıktaki kızları, erkekleri Rabbin huzuruna çıkmadan önce hazırlayacak bir şadırvan yoktur.  Kıyama gelen öğrenciler bu yüzden hazırlık mescidine içten içe çok kızarlar: “Mescit dediğin şadırvansız mı olurmuş arkadaş?” Bazısı da kendince çözümler bulur: “En iyisi seneye bölüme geçtiğimde kütüphane altındaki mescitte rahat rahat namaz kılmak,” der ve ilk fedakarlığı böylece ODTÜ, bazı hazırlık öğrencilerinden koparıp alır. Elbette bir fedakarlıkla yetinecek değildir ODTÜ. Bölüme geçen çocuklardan da derslerine ve ders dışında kendilerine sunulan nimetlere yeterince zaman ayırmaları istenir. Böylece zihinler mescitten başka her mekanla meşgul edilir ve okula başlarken günde beşte beş olan namazlar, son senelere doğru artık ihmal edilmeye başlanır. Sınavlarda sınıf ortalamasına 20-30 fark atılır ama nefis ile irade arasındaki amansız ve kıyasıya mücadelede fark kapanmaya başlar. Hatta bazen nefis iradeye açık ara fark atmış gidiyordur.  Hülasa ODTÜ, hassasiyetleri gönüllerden kazıyıp yerine dünyevi arzuları koymadan  adamın peşini bırakmaya pek niyetli değildir.

İşte bu yüzden, hazırlık mescidi ismiyle müsemmadır. Yani gerçekten de hazırlık mescididir. Çünkü hazırlık mescidi elinden geldiğince üzerine düşeni yapmakta ve kendisine teneffüslerde uğrayan çocukları gelecek senelere hazırlamaya çalışmaktadır. Şadırvan yokluğunda öğrenciler abdest almak için yeni yollar bulmakta ve daracık mescitte kendilerince çözümlerle namaz kılmayı öğrenmektedirler. Bu öğrenciler seneye bölümlerine okumaya gidecek, böylece kütüphanenin altındaki  şadırvanı güzel, mekanı geniş mescitte veya uzaktaki camide namaz kılma imkanına kavuşacak ama bu defa Rabbin huzuruna çıkmaya başka mazeretler engel olacaktır. O yüzden hazırlık mescidi elini çabuk tutup iyi hazırlamalıdır çocuklarını. Ama bu garip mescit ne yapsın? Nasıl yapsın?

Ömer’den isteniyor beklenen Muhammed’den…
Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu bârı sırtına sen? (Ersoy, M. Akif. Kocakarı ile Ömer. Safahat.)

Allah nurunu tamamlayacak!

Hazırlık mescidi  Kabe değil ama yine de beklenti büyük: Erkek öğrencilerin hassasiyetlerini iyi korumalı. Başörtülü kızlara karşı mahcup olmamalı. O başörtülüler ki, bir zamanlar sadece mescitlerde kapanabiliyorlardı. Ve bir ara başörtüsünün üniversitenin her alanında serbest olması için çalışmalar yapılıyordu. Hani o gün de hazırlık mescidinin hemen aşağısında solculuk oynanıyordu. Bir grup toplanmış bağırıyordu. Türbana hayır, diyorlardı. Özgürlükçüyüz ama salak değiliz, diyorlardı. Ellerinde kocaman bir pankart… Pankartta çarşaf giydirilmiş bir ampül… Namaz vaktiydi. Hazırlık mescidi değerli konuklarını bekliyordu. Mescide gitmenin tek yolu vardı: O kalabalığın içinden geçmek.  Kızlar ve erkekler namaza gidip gelirken o Rabbi bilmez kalabalığın içinden geçip gitmek zorunda kalmışlardı. Yapılanlara bir anlam verememişlerdi. Bu insanların kaygısı da neydi böyle? Yine birgün mescitten çıkıp dersine gitmek isteyen bir kızın başındaki şapkaya uzandı iki sefilin elleri. Derken birgün başörtüsü mescitlere sığmadı. Kampüsün her yerinde görünür oldu. Yasak ağaçtan yedikten sonra çıplaklıklarının farkına varan Hz. Adem ile Hz. Havva gibi, ODTÜ kampüsü de böylece çıplaklığının farkına vardı. Cennet ağaçlarının yaprakları Hz. Adem ile Hz. Havva’nın ayıp yerlerini örtmeye yetmişti ama tutulan tutanaklar ODTÜ’nün ayıplarını örtmeye yetmiyordu. Yemekhane, kütüphane, derslikler, kantinler… her yer başörtüsüyle örtünürken rahatsızlanan oldu. Engel olan, zorluk çıkaran… “Elimizde sadece Ankara ve ODTÜ kaldı, buraları da elimizden almayın.” dediler. Okul kapılarında beklettiler. Kötü sözler söylediler. Hakaretler ettiler. Çünkü onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlardı.  Halbuki hakkı inkar edenler  istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır (Saff Suresi, 8). Sonra Allah istedi ve mescitlerde nasılsa, kampüste de öyle oldu başörtülüler. Giderek çoğaldılar. Kendilerinden sonra gelenlere yol açtılar. Ama ya onlardan önce gidenler? O önden gidenler peki? Onların acılarını kim dindirecek? Yaşadıklarını kim unutturacak onlara? Artık,

Duy, ey baharı bağrında taşıyan çiçek 
İnanır olmuştum artık solmayacağına 
O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler 
Azgın canavarlarla artık kimler pençeleşecek

O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler 
Senin solduğun bahçeleri görsem dayanamam 
Anlatıyorlar bir karanfilin herkese açtığını 
Çok ağladım sarsılarak saklamam 
O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler. (Atmaca, İ. O Çocuklar Öyle Mahzun Ağlamaya Gittiler)

Kampüsüme Mescid İstiyorum!

Yıllar direnişle geçti

Ağlama karanfil (Terzi, Eşref Ziya. Ağlama Karanfil. Albüm. Özgürlüğün Gölgesinde. (1995), demişlerdi giden çocukların ardından. Oysa başörtüsünün yakıştığı başka çiçekler de vardır. Sadece karanfiller değildir etrafa dağıtacak umudu ve özlemi olan. Nergisler vardır mesela, mehcur bırakılmış topraklarda açan. Sonsuzluk özlemi bedenini saran Filizler (Can, Yusuf. Ey Şehide Filiz. Albüm. Bitmez ki Hasret. (2002) vardır sonra, mescitlerinin kokusunu içine çekmeye doyamadığı karanfil ve nergislerin filizlenmesi yolunda ötelerin gelini olan. Ne var ki ODTÜ’de mescitler çiçekleri kucaklamaktan başka bir şey yapamadı, tıpkı etrafındaki zulmü ve işkenceyi sessiz sedasız seyreden Mescidi Aksa gibi. Binaların işi tam da bu belki de: Orada durup seyretmek.  Boşluğu kaplamak.  Binalar birer araç çünkü. Amaç değil. Birer sembol. Bunu en güzel Kabe örneğinde görüyoruz: Allah, Kâbe'yi, o Beytu'l-Harâm'ı bütün insanlık için bir sembol kıldı (Maide Suresi, 97). Muhammed Esed, bu ayet için şöyle diyor: Bu sığınağa şeklinden dolayı verilmiş olan Kâbe ismi, herhangi bir "kübik yapı"yı ifade eder. Öyle görünüyor ki Kâbe'yi ilk inşa eden kişi (çünkü Hz. İbrahim zamanından beri Kâbe, birçok defa, her zaman aynı şekilde olmak üzere yeniden inşa edilmiştir), insanın mimari güzellik aracılığıyla tasavvur edebileceği her şeyin ötesinde bir ihtişam sahibi olan Allah fikri karşısındaki hiçliğinin ve ürküntüsünün bir temsîli olarak, onu hayal edilebilir en basit üç boyutlu bir küp şeklinde inşa etmeyi tercih etmiştir (Esed, M. Kuran Mesajı. (2002). (Koytak, C. ve Ertürk, A. Çev.) Maide Suresi, dipnot 117. İşaret: İstanbul). İnsan ne kadar kendi elleriyle büyük bir güzellik ortaya koyarsa koysun, bunun Allah'a layık olduğunu düşünmek bir kuruntudan ileri geçemez. Kabe'nin mimarisinde, büyüklük bile insanın acziyet ve teslimiyetini dile getirmekte; bu küçük yapı ağırbaşlı tevazuyla tevhidi zevkin eşsiz örneğini ortaya koymaktadır. (Esed, M. (2005). Mekke’ye Giden Yol.  (Koytak, C. Çev.) s.472.  İnsan: İstanbul.)

İşte diğer dinlerin görkemli yapılarına, ihtişamlı katedrallerine karşılık, Allah’ın evi sade bir küp şeklindedir. Ama Kuddüs olan Allah bir çölü kutsadı mı orası Mekke adında mübarek bir yer oluverir. Allah bir yetimin elinden tuttu mu o yetim kainatın efendisi oluverir. Ve Kuddüs olan Allah kübik bir yapıyı kutsadı mı orayı her sene milyonlarca insan ziyaret eder.  Ama Ebrehe bilmiyordu bunu. Zannediyordu ki kocaman ve görkemli bir katedral inşa etse, insanlar Kabe’ye artık itibar etmeyecek. Planı tutmayınca da Kabe’yi yıkmaya karar vermişti. Çünkü, bina nasıl bir sembolse, onu yıkma eylemi de bir semboldür. Sembollere anlam kazandıran insanlardır. Tek başlarına semboller anlamsızdır ama yeteri kadar insanla bir binayı havaya uçurmak dünyayı değiştirebilir (Mc Teigue, J. (Yönetmen).  (2006). V For Vendetta. (Film). Warner Bros: ABD/Almanya)

Ne mutlu o gariplere!

ODTÜ de zannediyordu ki camiyi kampüsün ücra bir köşesine koyarsa, öğrenciler oraya gitmeye üşenecek. ODTÜ zannediyordu ki, hazırlık mescidinin çapını küçücük yaparsa, öğrenciler teneffüslerde mescidi değil kantini tercih edecek. ODTÜ sanıyordu ki  tuttuğu tutanaklar başörtüsünü kampüs dışında tutacak ya da mescide hapsedecek. Oysa Allah kulunu bir tuttu mu, bütün ODTÜ bir olsa yine ona bir şey yapamaz.

ODTÜ’de mescitler kimbilir kaç tane delikanlının itiraflarını saklıyor duvarlarında.  Kimbilir mescitlerin halıları kaç defa kızların gözyaşlarıyla ıslanmıştır. İşte bu yüzden dünyada en mübarek ve en değerli halılar mescitlerde bulunurlar. Bu dinin garipliği gibi ODTÜ’deki mescitler de gariptir. Hani öyle buyurmuştu Hz. Peygamber: Bu din garip geldi. Garip gidecektir. Ne mutlu o gariplere! (Müslim, İman: 232) ODTÜ’de mescitler her şeye rağmen dimdik ayakta, Kabe gibi, Mescidi Aksa gibi. ODTÜ’de mescitler hala birer sembol. Hala derin anlamlar taşır. Bu mekanlar  hala ODTÜ’de en emin yerlerdir. En huzurlu, en samimi, Rabbe en yakın olunan yerler. Ama ne bu garip mescitleri, ne de buralarda namaz kılan

o çocukları anlatan şiirler yazılmadı henüz 
hüzünler soludular gece gündüz 
bir başlarına bırakıldılar 
onlar da bilirdi elbet ürkek ve nâzenin bir bakışa sevdalanmayı 
mektup yazıp arasına gül koymayı onlar da bilirdi 

ama onlar… 
bugünler de geçer diyerek
yürüdüler ölümlere
gülümseyerek 
kapandı kapılar 
ve onlar baygın gülüşlerde unutuldu 
unutuldular. (Anonim)

Ne mutlu ODTÜ’nün garip mescitlerinde mübarek halıların alınlarından öpmeye doyamadığı garip öğrencilere! Selam olsun mescitleri seven ve mescitlerin de kendilerini sevdiği  o gençlere!

Mevlüt Uğurlu yazdı

Güncelleme Tarihi: 22 Aralık 2011, 23:02
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
İsmail Kaplan
İsmail Kaplan - 8 yıl Önce

Yazıyı okurken, görünen onca olumsuzluğa rağmen iç geçirdim uzun uzun. Keşke diyorum, keşke Anadolu Üniversitesi'nin çokca övündüğü o güzel kampüsünün bir noktasını da bir mescid şereflendirse idi ve biz de dersi kaçırmak veya kuytu bir köşede namaz kılmak arasında seçim yapmak zorunda kalmasaydık... Bir ODTÜ kalmadı ellerinde maalesef, bir Anadolu Üniversitesi de var nuru eksik olan... Bizden de böyle geçecek gibi, öğle aralarımızdan ayırdığımız saatler şahidimiz olacak ama inşallah!

zakir yılmaz
zakir yılmaz - 8 yıl Önce

Kaleminize sağlık..Satırlarınızı okurken, geçmişe dair, belki de odtüye dair en kıymetli, "unutmamak" için çaba sarfettiğim hatıralarım geçti zihnimden. Zorluklar içinde yapılan her hayrın hem bu dünyada hem de ahirette ziyadesiyle karşılığı vardır. Esselamu aleykum ve rahmetullah.

ebrar
ebrar - 8 yıl Önce

kalemine yüreğine sağlık!!

büşra
büşra - 8 yıl Önce

bu yazıyla birkaç yıl öncesine dönüp (Selçuk)İletişim fakültesinin mescidine gittim; hiç başörtülü öğrenci olmadığı zannedilen o fakültenin minicik mescidinde varılan secdelerin hiç de az olmadığına şahit olarak... kaleminize sağlık...

fnur
fnur - 8 yıl Önce

çok şükür arkadaşların emekleriyle nereden nereye gelindi! Bu sene de orada olup değişimi izlemeye devam etmek isterdim, eline sağlık

xyzt
xyzt - 8 yıl Önce

Evet ODTÜ mezunu olarak yazdıklarınızı çok iyi hissettim eski günler aklıma geldi, teşekkürler:)

nurgül
nurgül - 8 yıl Önce

sevgili arkadaşım güzel yazmışın yazmasına ama okuyan zannedecek ki yıllar yılı odtü'de kolektif bir mücadele vardı başörtüsü ve diğer dini hususlarda. ama 5 yıl boyunca neredeyse her derste başörtülü olduğum için hocaların çeşitli hakaret ve iğnelemelerine maruz kalırken ağır abilerimizden biri de çıkıp demedi ki yaptığınız haksızlık... herkes kendi 'aman hocanın gözüne batmıyım' anlayışı içerisinde kaybedip gitti. şimdi mesele biraz çözülür gibi olmuşken acıklı yazılar yazmak değildi mesele!

webliya celebi
webliya celebi - 8 yıl Önce

hocam bizi eskilere götürdün yahuu...hakkaten sığınacak bir kapı gibi idi, halara arada namaz kılmak için gidiyorum odtüye, cumaları camide de çok tatlı oluyor...


banner19

banner13