banner17

Tutunamayanların sesi: Oğuz Atay

Eserlerinin niceliğiyle değil, niteliğiyle edebiyat dünyasında yer edinmiştir Oğuz Atay. Toplumsal konuların hâkim olduğu dönemde bireyi merkeze almış, anlam arayışını; ruhsal çözümlemelerle ironiyle ve iç monologlarla işleyerek edebiyatımızı postmodernizm ile tanıştırmıştır. Tutku Uluca yazdı.

Tutunamayanların sesi: Oğuz Atay

12 Ekim 1934 yılında otoriter ve ciddi bir baba ile şefkat dolu bir annenin oğlu olarak dünyaya gelen Oğuz Atay, içe kapanık, ailedeki ilgiyi paylaşamayan bir çocukmuş. Ondan birkaç yıl sonra dünyaya gelen kız karde­şini hiç istememiş, kardeşini bohça diye tanımlarmış. “Doğduğum zaman beni çok kıskandığını söylerler. Bana bohça der­miş, bakmış ki evden gitmiyorum, ‘Alın bu bohçayı buradan, götürün artık, hâlâ niye burada duruyor.’ dermiş. Kardeşi Okşan Ögel ağabeyinin kıskançlığını böyle anla­tırmış. İlkokulda öğretmeninin ‘Kardeşini kıskanan var mı?” sorusuna sınıfta dürüst­çe parmak kaldıran tek öğrenci olduğunu anılarında paylaşmıştır.

İlkokul öğretmeni olan annesinin okul önce­si dönemde verdiği eğitimle okuma yazmayı okula başlamadan öğrenen Atay, okula ikin­ci sınıftan başlamıştır. Küçük yaşta kitaplar­la tanışan yazar, ortaokul döneminde dünya edebiyatını yakından tanımış, önemli yazarla­rın eserlerine merak salmıştır. Oscar Wilde, Stendhal, A. J. Cronin, Pitigrilli, Maurice Leb­lanc, Gorki, Laclos, Eliot ve Henry James gibi pek çok yazarın eserlerini okuyan Oğuz Atay, yazar olduktan sonra verdiği bir röportajda da en sevdiği yazarların Kafka ve Dostoyevski ol­duğunu söylemiştir.

Mühendis yazar Oğuz Atay

Annesinin desteğiyle sanatın pek çok dalına yönelmiştir. Resim ve karikatür ça­lışmaları yapan yazar, lise zamanlarında ti­yatroyla da ilgilenmiştir. Babası ise oğlunun sanat ile ilgilenmesini zaman kaybı olarak görmüş ve gereksiz olarak değerlendirmiş­tir. Babasının “Adam gibi bir mesleği olması gerektiği” düşüncesiyle 1957 yılında İstan­bul Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirerek mühendis olmuştur.

Askerliği bittikten sonra Denizcilik Ban­kası TAO’da çalışmaya başlayan Atay, kısa bir süre sonra istifa ederek İstanbul Devlet ve Mimarlık Akademisi’nde (Yıldız Teknik Üniversitesi) öğretim üyesi olur. 1975’te do­çent unvanını kazanır ve Topografya adlı meslekî kitabını yazar. Bir yandan yazı işle­rine de devam eden yazar, ekonomik sebep­lerden dolayı derginin kapanması sonrası arkadaşlarıyla yeni bir dergi çıkarma kararı almış fakat karşısına çıkan engellerden do­layı kararını uygulayamamıştır.

Oğuz Atay’ın beyninde tümör olduğunu anlaşılır ve tedavi için Londra’ya gider. Çeşit­li ameliyatlardan sonra tümörlerden yalnızca bir tanesinden kurtulan yazar, Türkiye’ye geri döner. Beyninde kalan tümörlerle hayatını 13 Aralık 1977’ye kadar sürdürebilmiştir. Hayata veda ederken bile son sözlerinde ironiye yer vermiştir. Yaşamının son gecesinde arkadaş­larının evinde olan Atay, banyoya gittikten bir süre sonra onu merak eden arkadaşlarının seslenmeleri üzerine şu sözleri söylemiştir: “Sevinmeyin, daha ölmedim.” Bu sözünden kısa süre sonra o banyoda 44 yaşında hayatını kaybetmiştir.

Eserlerin temelini insan oluşturur

Edebiyatımızda postmodern tarzda ilk eserleri veren Oğuz Atay, çağının ötesinde düşünen bir yazar olmuş, yaşadığı dönem­de anlaşılamamış ve değeri bilinmemiştir. Ona göre edebiyat insan içindir ve insanı an­latması gerekir. Yazar, ele aldığı konularla birlikte konuları kurgulayışıyla da diğer ro­mancılardan ayrılır. Romanlarında insana dair sorunları, modernist ve postmodernist unsurları bir arada kullanarak eserlerini kur­gularken eleştiri, mizah ve ironi unsurlarının kullanımında da başarılı bir yazardır. Eserle­rini yalnızlık, yabancılaşma, insanın bunalımı, toplumun aksayan yönleri gibi konular çerçe­vesinde şekillendirmiştir. İç monolog ve bilinç akışı tekniği denildiğinde edebiyatımızda akla gelen en önemli yazardır. Hayatını kaybettik­ten sonra değeri anlaşılan yazar adına 2007 yılında Oğuz Atay Edebiyat ödülleri verilmeye başlanmıştır.

Tutunamayanlar

Romanın yazıldığı 1970’li yıllar Türk edebiyatında toplumsal konuları ele aldı­ğı bir dönemken; Atay, edebiyatımızda daha önce görülmemiş tekniklerle toplumda tutu­namayan bireylerin romanını yazmıştır. Bire­yin toplumla değil, kendiyle hesaplaşmasını önemsemiş, çevresine ve kendine yabancı­laşmış bireyin korkularını, yalnızlığını eseri­ne taşımıştır.

Konusu ve kurgusuyla da edebiyatı­mızda önemli bir yere sahip romanın ba­şında “Yayımlayıcının Açıklaması” başlığı altında “Kişilerin karakterleri ve başların­dan geçtiği söylenilen küçük maceralar incelenirse, bunların, günümüz insanla­rına uymadığı kolayca fark edilecektir.” cümlesiyle anlatılanların bir kurgu olduğu belirtilir. Tutunamayanlar Turgut Özben adlı karakterin intihar eden arkadaşı Selim Işık’ın geçmişini araştırarak, hayata neden tutunamadığını öğrenme çabasını anla­tır. Turgut’un Selim’in hayat ile yaşadığını keşfetmeye çalışırken karşılaştığı her in­san, Selim Işık’ı tanıyordur ve her biri ona Selim’in farklı yönlerini anlatır.

“Yüksek arkadaş çevrelerinde üniversi­te arkadaşlarından utanırdı Selim. ’Seni ele vermemizden korkuyorsun,’ diye saldırır­lardı Selim’e kantinde.”

Kitap UNESCO’nun listesinde

Türk Edebiyatının ilk postmodernist ro­manı olan Tutunamayanlar, kurmacanın içinde kurmacayı barındıran, diyalog içinde diyalog olan, iç monolog ve bilinç akışı teknik­lerinin etkili kullanıldığı bir romandır. Çoğu zaman romanın ana karakteri Turgut’un kur­duğu cümleleri sesli mi söylediğini iç sesiyle mi konuştuğunu anlayamayabiliyoruz.

“Aman oğlum Turgut dikkat et. Mantıkî neticeler oyununa kapılma sakın. ‘Ne ya­pıyorsun orada Turgut?’ ‘Düşünüyorum.’ Olmadı işte. Kendini ele verdin galiba. Yok, canım insanlar kendi söyledikleriyle ilgilidir çoğu zaman”

Birden fazla bakış açısının ve anlatıcının hâkim olduğu roman, edebiyatımız için çoğu açıdan bir ilki temsil eder. Oğuz Atay, 1972 yı­lında Pakize Kutlu ile yaptığı röportajda; “Tu­tunamayanlar ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?” sorusuna şöyle cevap vermiştir:

“Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşün­düm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazar­ların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini, ‘Peki, herkes ne yapıyor?’ diye öfkelenece­ğini bildiğim hâlde bu basit gerçeği söyle­mekten kendimi alamıyorum. Ben, kahra­manlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük roman­cıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazari­yelerim, onları peşinden koşturacağım bü­yük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için acıyorum onlara; böyle büyük büyük mese­lelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.”

Tutunamayanlar romanı, UNESCO tarafından 20. yüzyıl Türk edebiyatının en seçkin eseri olarak kabul edilir. Eser, birçok farklı yabancı dile çevrilmiştir.

Tutku Uluca, “Tutunamayanların sesi: Oğuz Atay”, Kitabın Ortası dergisi, Aralık 2018, sayı 21.

banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20