Turgut Cansever'in değeri hâlen anlaşılamadı

Turgut Cansever, bir medeniyet tasavvurundan uzak, yaptığı inşaatlarla varlığa müdahale eden, doğayı bozan bütün temelsiz, mesnetsiz mimari anlayışların uzağındaydı. Muaz Ergü yazdı.

Turgut Cansever'in değeri hâlen anlaşılamadı

Topyekûn bir millet olarak siyasette, sanatta, edebiyatta ve mimaride estetik duyarlılığı, kaliteyi yitirmiş gibi görünüyoruz. Siyasetimiz dedikodudan, sanatımız yozluktan, edebiyatımız kasıntıdan, mimarimiz toprağın bağrına hançer gibi saplanmış betondan ibaret. Niceliğin egemenliğinde niteliğin yitişine şahidiz. Her şey çok, varlık içinde yüzüyoruz ama hayatımızda, yaşantımızda yüksek bir kültürün ve medeniyetin izdüşümü yok. Elimize geçen, bize verilen ne varsa adeta yağmalıyoruz. Denizi, toprağı, dağları, taşları, şehirleri… İnsanlığın yeryüzünde bulunma serüvenine yön veren paradigma kazanmak, başarmak olmuş. Ne olursa olsun kazanmak… Büyük fikirlerin, büyük kafaların, büyük adamların, engin düşüncelerin olmadığı, bütün iddiaların birer birer var olana dönüştüğü, iddiaların ancak var olana dönüşme oranında anlam kazandığı bir dünya…

Günü kurtarmanın hükümranlığında asalet nasıl anlaşılabilir ki?

Büyük adamların yittiği dünyada büyük düşler de yitip gitti. İnsanlar mesleki, bürokratik sınırlama ve zorlamaların altında adeta makineleşti. Tek geçerli mazeret işleyişin tıkır tıkır devam etmesi. Başarmanın ve kazanmanın inkıtaa uğramaması. Hep aynı tornadan çıkmış insanların üretilmesi. Her şeyin aynileşmesi… Bu işleyiş sayıları çok az olan büyük adamların da aramızdan çekip gitmesiyle biraz daha muhkemleşiyor. Zaten varlıklarına son derece ihtiyacımız olan yüce ruhlu, engin gönüllü adamların buralardan göçüp gitmesi zor olan işimizi biraz daha zorlaştırıyor.

22 Şubat 2009’da aramızdan ayrılan, sonsuzluğa yürüyen “Bilge Mimar” Turgut Cansever de yüce ruhlu, engin gönüllü büyük adamlardandı. Gözünü para kazanma hırsı bürümüş mimar/ müteahhitlerin içinde, bir bilge mimar olarak elbette farklı bir yerde duruyordu. Bir medeniyet tasavvurundan uzak, yaptığı inşaatlarla varlığa müdahale eden, doğayı bozan bütün temelsiz, mesnetsiz mimari anlayışların uzağındaydı Cansever. Zaten bu yönü dolayısıyla kızı mimar Emine Öğün’ün dediği gibi hayatı boyunca sadece on dört proje aldı.

Osmanlı mimari geleneğinin devamı için mesai harcayan, mimariyi sadece bina dikmeğe indirgemeyen ve bütün yaptıklarını içinden geldiği anlam dünyasına ve üzerinde yaşadığı toprağa sorumluluk bilinci çerçevesine yerleştiren Turgut Cansever maalesef muhafazakâr, Osmanlıcı geçinen yönetimlerce görmezden gelindi. Şehirlerimizi adeta hilkat garibesine çeviren rantçı mimari anlayışlar karşısında onun felsefi, fikri ve tarihsel bir temele dayalı mimari anlayışı dikkate alınmadı. Kendi medeniyetine yabancılaşan batıcılara ve bu anlayışa tepki verme hırsıyla zevksizleşen muhafazakârlığa mahkûm bir ortamda Cansever’in tavrı pek anlaşılamadı. Günü kurtarmanın ve karmaşanın hükümranlığında asalet, asil tavır nasıl anlaşılabilir ki?!...

Turgut Cansever sahici sorular sordu

İhsan Fazlıoğlu da Turgut Cansever için “istikameti muhkem, sahih bir adam” diyor. Akıllı Türk Makul Tarih kitabında bilge mimarla yaptıkları ilk görüşmeyi anlatıyor. Fazlıoğlu’nun Cansever’le yüz yüze ve doğrudan, aynı ortamda ilk karşı karşıya gelişleri. Fazlıoğlu bu karşılaşmada Cansever’in yaşının ötesinde bir heyecana sahip olduğunu hissediyor. Bilge mimar konuşurken bütün beyefendiliğini koruyarak, kendini konuştuğu konunun kavramsal çerçevesine, temel yargılarına kaptırıyormuş ama bunu yaparken mantıksal akışı ve dilsel örgüyü de kaybetmiyor. Yani uğraştığı şeyi ciddiye alan, en küçük bir ayrıntıyı bile atlamayan, meselelere bir bütünlük içinde bakan, yaptığı işi aşkla yapan biri. Turgut Bey’in Fazlıoğlu’nun dikkatini çeken diğer yönlerinden biri sahiciliği, diğeri kendine saygı duyan kişiliği. Yaptığı işi ciddiye alması, işe saygı duyması… Herhangi bir konuyla ilgilenirken ciddiyetini ve titizliğini hiçbir zaman yitirmiyor. Ve şu ayrıntının altını çiziyor Fazlıoğlu: Turgut Hoca bir bilgin değil, bir bilge. Akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim…

Turgut Cansever, Fazlıoğlu’nun da dikkat çektiği gibi sahici sorular sordu. Sahici sorular, sahici adamların işidir. Bu sorular muhataplarına da sahici yollar açar. Gelip geçici emelleri temel alan, hırsı kabartan, kazanmaya ayarlı bütün sorular muhataplarını da bir sarmalın içinde yutar. Bir menzile götürmez kimseyi...

Kubbeyi yere koymayan “Bilge Mimar”a binlerce selam olsun!...

Muaz Ergü 

Yayın Tarihi: 25 Ekim 2020 Pazar 09:00 Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2020, 06:17
banner25
YORUM EKLE

banner26