banner17

Teli eksik sazla da olsa türküsünü söyler Mehmet Narlı

Mehmet Narlı’yı ben her zaman hüzünlü ve kimselere açamadığı bir dertten ötürü acılı bilirim. Ömer Yalçınova yazdı..

Teli eksik sazla da olsa türküsünü söyler Mehmet Narlı

 

 

Belki şiirlerindeki “içli ses”den, belki de ilk karşılaşmamızda onun sazı eline alıp, bir yandan bir şeyler tıngırdatmaya, bir yandan da sazın akordunu ayarlamaya çalışmasından Mehmet Narlı’yı ben her zaman hüzünlü ve kimselere açamadığı bir dertten ötürü acılı bilirim, öyle görürüm, ondan her defasında öyle bir izlenimle ayrılırım.

Çünkü Mehmet Narlı gerçekten içli bir insandı

İlk karşılaşmamız Yazarlar Birliği’nin Kahramanmaraş şubesinde olmuştu. İsmini daha önce duymuş, birkaç şiirini de okumuştum. Akademisyen, mütefekkir yönüyle de sık sık isminden söz edilmesi, Mehmet Narlı’ya dönük bende bir merak uyandırmıştı. O yüzden onunla tanışmak ve sohbet etmek istemiştim. Ama Yazarlar Birliği’ndeki karşılaşmamız, benim onu yirmi dakika kadar izlemem ve dinlemem, böyle bir birlikteliğin olmayacağını anlamama yetmişti.Mehmet Narlı

Çünkü Mehmet Narlı gerçekten içli bir insandı; duygularını, ideallerini, özlemlerini içinde yaşıyordu. Konuşmak için ağzını açtığında ise yalnızca kitaplardan, düşüncelerden ve akımlardan söz ediyordu. İlk karşılaşmamızda, sanki bunlardan da “lütfen söz eder” gibi bir hali vardı. Ben bunu o dönem de şimdi de kimselere açamadığı, dermanından da ümidinin kesildiği, o gizli, baş edilemez derdine yormuştum. Çünkü çalmaya çalıştığı sazın bir teli eksikti.

Tek derdi söylemekti, söyleyip kurtulmaktı

“Teli eksik saz ile de çalarız biz” deyip, hafifçe gülümsediğini hatırlıyorum. Sonra çevresindeki insanların ona ne kadar kıymet verdiklerini. O gelince ortamdaki hareketlenmeyi. Ve bana hemen Mehmet Narlı diyerek tanıştırılmasını hatırlıyorum. Gençtim, henüz lise talebesiydim, Mehmet Narlı benimle ilgilenmemişti. Fakat normalde o kadar hüsnü niyetle insanlara ve olaylara yaklaşamama, yani her şeyi olumsuz yorumlamama rağmen, Mehmet Narlı’nın bana karşı bu ilgisizliğini de kafasını meşgul eden probleme yormuştum. Çünkü belliydi, Narlı kibirle hareket etmiyor, insanlara yaklaşımında doğallığı esas tutuyor, yapmacıklık ve suniliğe prim vermiyordu. Elindeki teli eksik bir sazdı ve o, yanık bir türkü söylüyordu.

Normalde böyle ortalık yerde saz çalıp türkü söyleyenlerde bir gösteriş, kendini gösterme, ispat etme, iltifat toplama havası vardır. O yüzden hareketleri ve türküyü söyleyiş şekli yapmacık kaçar. Çevresindekileri güldürür. Fakat kendisi gibi olanları kandırır. Genellikle de amacına ulaşır.

Mehmet Narlı’da bu yoktu. Sanki sazın içine düşecekti o. Tek derdi söylemekti, söyleyip kurtulmaktı. Eğiliyordu, bükülüyordu, sonra omuzlarını dikleştirip derin bir nefes alıyordu. Çevresinde kimse yokmuş gibi, çevresindekilerin etkisinden tamamen bağımsız, kendi içinde çalıp okuyordu. Hatta masadakilerin ve odanın sağ köşesindekilerin konuşmalarından bile uzaktı. Onu çevre hiç ırgalamıyordu. O yalnızca çalmak, söylemek, belki de bu şekilde yürek sızısını biraz olsun dindirmek, teskin etmek amacındaydı.

O konuştukça kafanızda şimşeklerin çaktığını duyarsınız

Mehmet Narlı her hareketinde böyle bağımsız, etkilerden uzak, rahat ve doğal bir insandır. Yazıları, şiirleri, kitapları ve sohbetleri de öyledir. Çok uzak noktaları birleştirir. Bir bakarsınız bir romandan söz ediyor, bir bakmışsınız, o romandan bir teorik kitaba geçmiştir, oradan günümüz siyasetine veya o konuyla ilgili tarihî olaylara atlamıştır, en sonunda ise derli toplu, bir kompozisyon bütünlüğünde ve düzeninde sohbetini tamamlamıştır.

Mehmet NarlıToparlayıcıdır, bununla birlikte açımlayıcıdır. O konuştukça kafanızda şimşeklerin çaktığını duyarsınız. Kafanızdaki bütün çağrışımları harekete geçirmiştir. Konuşurken sesinin yükseldiğini ve alçaldığını görürsünüz. Mehmet Narlı konuşurken fikirler üst üste biner, bilgiler sıralanır ve bir senteze doğru yol alır.

Yıllar sonra bu halin bütün fikir adamlarında olduğunu fark edecektim. Çünkü düşünceyle uğraşmak zihni zorlar. Akademisyenlerin birçoğunda da bu asabiyet göze batar. Bilgiyle uğraşırlar ve bu uğraş onların zihinlerini hassaslaştırır. Aşırı ses, ışık, gürültü, anlayışsızlık ve alakasız şeyler, onları normal insanlardan daha çabuk öfkelendirir. Mehmet Narlı’da öfke patlamaları olmaz. Düşünce adamına özgü asabiyet ve ciddiyet vardır. Yazılarında olduğu gibi sohbetlerinde de o adeta sarp bir yokuşu tırmanmaktadır.

Narlı’nın sohbetlerinin sıkıcılıktan uzak olmasının sebebi ne?

Mehmet Narlı düşüncelerinde bağımsızdır. Fincancı katırlarını ürkütme gereği duymaz. Fakat yine düşüncelerinde bir ayrıksılık, muhaliflik göze çarpar. Sohbetlerinde ve yazılarında bir senteze ulaşmaya çalışır demiştik. Bir dinleyici olarak, onun neye ulaşacağına dair tahminlerim bugüne kadar tutmamıştır. İşte şu senteze veya fikre ulaşacak dediğinizde o sizi şaşırtmaktan sanki ayrı bir zevk duyar. Dağın doruğundaki muzafferâne gülümseyiş belirir dudaklarında.

Hayır, öyle değil, şöyle diyerek, genelde tahminlerden uzak bir sentez koyar ortaya. Sanki sizin neyi tahmin edeceğinizi bilmektedir. Sohbetlerinin sıkıcılıktan uzak olması biraz da bu karşısındakini düşündürebilme, bazı tahminlerde bulunmasını sağlama, sonra da o tahminlerden uzak bir noktaya taşıyabilme yeteneğinden ileri gelir. Mehmet Narlı zihni özgür bırakmayı sever. Dinleyicilerinin de özgür düşünmesini ister.

Onu akademik araştırmaya yönelten nedenler genelde nefes alıp verdiği çağın sıkıntılarından kaynaklanırMehmet Narlı

Özgür düşünme, bağımsız hareket etme, sakın merkezsiz düşünmeyle aynı manaya gelmesin, öyle anlaşılmasın. Narlı’yla son sohbetimizin konusu buydu: Postmodernizmin insanı merkezsiz bıraktığı; merkez noktası olmayan düşüncelerin istikametsiz kaldığı ve bir yere gitmediğidir. Bu tür şiir ve düşünce sürekli çoğaltılır, belli bir niteliğe de sahiptir ama bir şey söylemez ve o belli bir nitelikten öteye geçemez. Postmodern ortalama şairlerin, bir yığın, karışık metniyle uğraşmamız da bu yüzdendir. Mehmet Narlı’nın düşünce dünyasını gerçekler oluşturur. Türkiye’nin gerçekleriyle olduğu gibi yüzleşmek ister.

Üç şiir kitabı (Çiçekler Satılmasın, Ruhumun Evvelyazıları, Dil Kapısı) bulunan Mehmet Narlı’nın akademik çalışmaları da dikkat çekicidir. Onu akademik araştırmaya yönelten nedenler genelde nefes alıp verdiği çağın sıkıntılarından kaynaklanır. Mesela postmodern dönemde yazılan şiirlere, romanlara, hikâyelere baktığında mekânın belirsizleştiğini gören Narlı, bunun sebeplerini araştırır. Ulaştığı noktada ahlakın, manevi değerlerin, vatanın, inancın ve düşünce namusunun artık gerçek yerlerinde durmadıklarını, onlara dönük inançtaki zayıflamayı, insanların bu yönlerinde meydana gelen erozyonu tespit eder. Zaman ve mekân kaybolmuştur, aslında insanı insan yapan değerler kaybolmuştur.

Özellikle Orhan Kemal’le ilgili çalışması Orhan Kemal’in Romanları Üzerine Bir İnceleme; Türk şiirindeki mekân algısı ve işlenişini incelediği Şiir ve Mekân; gerçekten ismi bile postmodern döneme yönelik bir eleştiriyi barındıran Roman Ne Anlatır? adlı kitapları yalnızca bir akademik çalışma yapıp yükselmeyi amaçlayan bir kişiye değil, sıkıntıları, problemleri ve dertleri dikkate alarak, onların çözümüne dönük çaba sarf eden bir mütefekkire aittir.

Çünkü Mehmet Narlı bir teli eksik sazla da olsa türküsünü söyler. Merkeze aldığı, yani ki harekete başladığı bir nokta, problem, sıkıntı veya dert vardır.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 20 Mayıs 2017, 10:59
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20