Tek gündemi kitaplar olan bir kültür işçisiydi

İsmail Dervişoğlu'nu, kendisi gibi kitap dostları Ali Ayçil, Ali Görkem Userin, Bilal Kemikli, Fatih Güldal, Mahmut Çetin, Mevlana İdris ve Yusuf Turan Günaydın'a sorduk.

Tek gündemi kitaplar olan bir kültür işçisiydi

Gördüğüm en aktif facebook gruplarından. Parti, bildiğin iktidarda.” İnternet ortamında bir sözlükte Kitap Sevenler Partisi'ni anlatmaya böyle başlamış yazar. Parti 2011'de kurulmuş ve bugüne kadar 20.000 üyeye ulaşmış. 20.000 kitap tartışan, kitap soluyan, işi gücü derdi kitap olan bir parti ve partililer...

Kitap Sevenler Partisi geçen akşam kurucusunu dar-ı bekaya uğurladı: İsmail Dervişoğlu. 26 Şubat Perşembe günü de Üsküdar'da toprağa verildi o derviş gönüllü kitap âşığı... Son yıllarda adını kitap ve yayın dünyasında sıklıkla duyduğumuz eğitimci, yazar İsmail Dervişoğlu merhumu, dostlarına sorduk: "Tanıdığınız kadarıyla, merhum İsmail Dervişoğlu nasıl bir insandı? Kültür dünyamıza katkıları için neler söyleyebilirsiniz? Onun vefatı, sizin gibi kitap dostları için ne anlam ifade ediyor?"

Ali Ayçil:

İsmail Dervişoğlu ile yolumuz ilk olarak yaklaşık yirmi yıl önce Muş'ta kesişmiş. Kesişmiş diyorum, çünkü orada karşılaştığımız an'ı hatırlamıyorum. Kendisi, İstanbul yıllarımız boyunca benim bu hafıza zayıflığımı epey bir latifeyle tedavi etti. Son saatlerine kadar nüktedandı. Dervişoğlu, karşılaşmamızı hatırlamadığım o dönemde Muş'ta öğretmen ben de asteğmendim. Şimdilerde Yolcu dergisini çıkarmakta olan Ömer İdris Akdin de kısa dönem asker olarak Muş'a gönderilmişti; sakıncalılardandı. İsmail Bey, Ömer İdris'i ziyaret etmek için gelince beni de çağırmışlar, kışlada oturup çay içmişiz. Dediğine göre felaket derecede kötü görünüyormuşum o vakitler.

Sonra İstanbul'da yeniden karşılaştık ve gerçek manada tanıştık. 15 yıla yayılan bir arkadaşlık - dostluk yaşadık. Cağaloğlu'nda Mehmet Varış'ın Kitabevi buluşma mekanlarımızın başında gelir. Pek çok akademisyen, entelektüel, şair, yazar orada karşılaşıp selamlaşır; İsmail Dervişoğlu'nun her biriyle tanışıklığı, bazılarıyla ciddi hukuku olmuştur. İstanbul'un sahaflarının da çok iyi tanıdığı bir simaydı. Nasıl söyleyeyim, şöyle gözleriyle rafı tarar, varsa iyi bir kitap, bir nadide eser, bakışları mıknatıs gibi ona yapışırdı. Ali Birinci, Beşir Ayvazoğlu, İsmail Kara, Sabri Koz gibi müşkülpesent aydınlarımızın her biriyle hususi bir hukuku vardı.

İsmail Dervişoğlu yakın tarihimizin simaları üzerine ciddi bir birikime sahipti. Tanzimat'tan 1970'lere kadarki dönemin hadiselerinden ve kahramanlarından, çok iyi tanıdığı bir aileden bahseder gibi bahsederdi. Bütün bu olayları, gazeteleri, isimleri, tartışmaları, akrabalıkları nasıl aklında tutabildiğine şaşardım. Bu yakın tarih birikimi sayesinde hazırladığı pek çok kitapla kültürümüze önemli bir katkı sundu. Unutmadan söyleyeyim, yerli ve sağlam bir duruşu vardı; memleket bilgisi üst seviyedeydi.

Hayatının son altı yılında İsmail Bey'le iş arkadaşı da olduk. Pangaltı Ermeni Mektebi'nde ben Tarih, İsmail Dervişoğlu da Edebiyat dersi veriyordu. Hastalığı, Pangaltı günlerimizin üçüncü yılında ortaya çıktı, doğal olarak çok daha fazla yakınlaştık son üç yılda. Arkadaşlığımızın son üç yılına girmek istemiyorum; bizim için hususi ve aslında hastalığına rağmen güzel yıllardı. Ama burada, son üç yılında İsmail Bey'in hayatını kolaylaştıran isimlerden, benim tanıdıklarımı ve şu an aklıma gelenleri anmak istiyorum: Pangaltı Ermeni Okulundan Berç Bey, Eva Hanım ve okulun bütün çalışanları, Kitabevinin sahibi Mehmet Varış, değerli folklor araştırmacımız Sabri Koz, yazar - avukat İsmail Küçükkılınç, kitap dostu İsmet Abi, yakın tarih araştırmacısı Emir Hüseyin Yiğit, Bakırköy Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın...

İsmail Dervişoğlu'nun kültürümüze katkısının kültür kurumlarımız tarafından değerlendirileceğini umuyorum. Sahne merakı olmayan, elli yıllık ömrünün önemli bir kısmını yakın tarih araştırmalarıyla ve iyi kitaplarla geçiren çok kıymetli bir kültür işçisiydi. Ruhu şad olsun. Birlikte geçirdiğimiz vakitler biz yakın arkadaşları için hususi birer emanet olarak kalacak. Latifelerini gülümseyerek hatırlayacağız.

Ali Görkem Userin:

Malûm, hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı tekkede bulurmuş. Meşrebi, ilgileri, zevkleri, tutkuları yakın insanlar her dönem öyle ya da böyle bulur birbirini. İsmail Dervişoğlu’nu ilk olarak on yıl kadar önce Cağaloğlu’nda, Mehmet Varış’ın Kitabevi’nde gördüm ve sonrasında da çoğunlukla orada görüştük, denk geldik. Ortak arkadaşların da etkisiyle kırk yıllık dost sıcaklığıyla yaklaştı her gördüğünde sağolsun. Sadece kitapları konuşmazdı, gündelik veya basit denebilecek meseleleri dahi titizlikle ele alırdı.

Öte yandan, gördüğüm/tanıdığım kadarıyla kitabı putlaştıran kitapseverlerden değildi. Onun bir vesile ve vasıtadan ibaret olduğunu kavramıştı. Dervişoğlu’nun çalışmaları arasında Mehmed Ali Ayni’nin eserleri ayrı bir öneme sahiptir. Çalışmalarının temel dinamiği, yitip giden kadim kültürümüzün gün ışığına çıkartılması gayretiydi.

Vakur ama aynı zamanda nüktedan bir karaktere sahipti. İnsanlarla ilişkilerinde daima nezaket içinde hareket ettiğine de şahitlik edebilirim. Kültürel birikimi dışında Karadenizliliğin kattığı hoşsohbet bir karakteri vardı İsmail ağabeyin. Sohbet ortamlarında vaaz vermeyi değil, yeri geldiğinde konuşmayı, ekseriyetle ise sormayı ve dinlemeyi tercih ederdi.

Gariplerin ölümü bir başka sarsıyor insanı. Nusret Özcan, Olcay Yazıcı, Cemil Çiftçi, İsmail Dervişoğlu ve diğerleri. Yaşarken bilemedik kıymetlerini. İnşallah daha uzun yıllar eserlerinden istifade edilir ve hayır duasıyla anılırlar.

Bilal Kemikli:

Bendeniz merhum İsmail Dervişoğlu'nu, sadece kitap merakı dolayısıyla sevmedim. Elbette kitap merakı önemlidir. Meraktan öte, bildiğim kadarıyla kitap âşığıydı. Bir insan olarak, dertleri olan, medeniyet bilinci içerisinde çabalayan, çözümler arayan bir gönül adamı olarak sevdim.

Onun adını ilk defa Ankara günlerinde duymuş olmalıyım; İsmail Kasap'ın yakın dostuydu, o bahsetmiş olmalı. Çok yakın temaslarımız olmadı. Ben Ankara, Van, Isparta ve Bursa duraklarında dolaşırken, o İstanbul'da karar kılıyordu. Bir kaç defa Kitabevi'nde Mehmet Varış'ın orada oturmuş olmalıyız. Ama temel gündem konusu kitap oluyordu, çıkacak olan kitaplarımızı, nelerle uğraştığımızı, elimizdeki dosyaları büyük bir tecessüsle sorardı.

Hastalığını da Mehmet Varış'tan öğrenmiştim. Gönülden dua ettim, şifa niyetiyle. Zira kaç tane İsmail Dervişoğlu vardı? Kaç tane Ali Birinci, kaç tane Sabri Koz, kaç tane İsmail Kasap var? Tabi Ankara'daki kitap âşıklarını, şimdiki yenileri bilmem ama eskilerini, Ülke Kitabevi ve sahaflardan tanırım. İsmail Dervişoğlu, Cağaloğlu'nun âşıklarındandı ve onu bizden farklı kılan, sadece kitap almaması, aynı zaman da neşir işine girişmesidir. Onun yayıncılık macerası da başlı başına bir konu. Mesela Mehmet Varış'a Mehmed Ali Ayni'nin İsmail Hakkı Bursevî kitabını yeniden basması konusunda ısrarcı olmuştum. Bu pek mühim bir eserdir, genç nesil de onu okusun arzusundaydım. Varış beni dinlemişti. Bir dahaki görüşmemizde konuştuğumuzda “onu İsmail Dervişoğlu yayımlayacak” demişti. Nitekim öyle de oldu. Daha başka pek çok kıymetli eseri, özellikle de irfan hayatımıza ilişkin değerli kitapları bulup genç nesile sundu. Sanki bir köprü oldu, yeni nesille irfan hayatımızın buluşmasını sağladı.

Yaptığı yayınlar ve kitap merakı, soyadıyla birlikte düşünüldüğünde, gerçekten bir "derviş" kişilikle karşı karşıyasınız. Dervişti, dervişçe işler yaptı, eserler yayımladı. Mürşidi kitap olan bir derviş diyeyim. Hak rahmet eylesin.

Fatih Güldal:

İsmail Dervişoğlu abi tanıdığım bir kaç bibliyofilden birisiydi. Kitabı bu şekilde seven insana çok az rastlanır kanaatindeyim. İstediği bir kitabı almak için tüm şartları zorlar ve vuslata ermeden bundan vazgeçmezdi. İnatçı bir mizaca sahip ve bildiği doğrularından kesinlikle taviz vermezdi. kitap dostlarıyla kitap ve yazarlar üzerinden münakaşa etmesi alışıldık bir durumdu. Lakin bazen küslüğe varan tartışmalar bir şekilde helalleşilerek tatlıya bağlanırdı. Onun sitemlerine ve bazen sert tenkitlerine maruz kalanlar biraz kırılsa da iyi niyetinden kimse kuşku duymaz, eleştirilerine herkes saygı duyardı. Vermeyi taahhüt ettiğiniz bir kitabın peşini bırakmaz, onu almadan rahat etmezdi.

Bir gün yazdığım kitaplarımdan birini istemişti. Ben de “seve seve veririm” dedim. Rahatsızlığından dolayı dışarı pek çıkamıyordu. Cağaloğlu'nda Kitabevi'ne bırakmamı istedi. Lakin Cağaloğlu'na gitmek bir türlü nasip olmuyor, İsmail abi facebook üzerinden sıkıştırdıkça sıkıştırıyordu. Böylece bir kaç hafta geçti. Çok istememe rağmen yolumu Cağaloğlu'na bir türlü düşüremedim. Bir gece vakti çalışırken facebooktan bir mesaj geldi: “Fatih neden böyle yaptın?” Açıkça söylemek gerekirse sanki ona çok büyük bir yanlış yapmış gibi canım inanılmaz sıkıldı. Ertesi gün ilk işim Kitabevi'ne gidip Mehmet Varış Bey'e İsmail abinin istediği kitabı bırakmak oldu.

Bir gün de kendisinin hazırladığı ve TTK Yayınları'ndan çıkan Sedat Çetintaş'ın "İstanbul ve Mimari Yazıları" adlı kitabın acil olarak lazım olduğunu ve İstanbul'da bulamadığımı söyledim. Elinde Pdf olarak olup olmadığını sordum. "Yok" dedi. "Vereceğini zannetmiyorum ama word olarak atabilir misin?" dedim; cevabına çok gülmüştük: "Hz. İsa gelse vermem."

İsmail abi Babıali'nin ilginç simalarından biriydi. Onu bulmak isteyenlerin ilk adresi Kitabevi olurdu. Orada oluşturdukları bir sohbet halkası belli aralıklarla toplanırdı. Üyesi olduğum tek partinin yani kitap Sevenler Partisi'nin kurucusuydu. Facebook'ta 20 binin üzerinde üyesi olan bu partinin tek gündemi kitaplardı. İsmail abi sanal âlemde bir dünya kurmuş, bir çok kitap kurdunu da buradaki entelektüel tartışmalardan hisse sahibi yapmıştı. Allah mekanını cennet etsin, taksiratlarını affetsin.

M. Nihat Malkoç:

Dünyada netice itibariyle eşit dağıtılan bir mefhumdur ölüm. Ömrün süresi farklı olsa da neticesi herkes için aynıdır. Bugüne kadar kim kurtulabilmiş lezzetleri acılaştıran o mutlak sondan? Ölen her ferde üzülsek de, genelde ortak yönlerimiz olan insanların ölümü bizi fazlasıyla üzer. Onların yokluğu, hayatımızda ciddi gedikler oluşturur; yoklukları hissedilir. İşte onlardan birisi de geçenlerde kaybettiğimiz dost bir sima olan İsmail Dervişoğlu’dur.

İsmail Dervişoğlu genç yaşta sessiz sedasız ayrıldı aramızdan. Kendisiyle yüz yüze görüşme imkânım olmasa da kitap sevgisi ortak paydamızı oluşturuyordu. O da benim gibi bir kitap âşığıydı. Bir de hemşehrilik işin içine girince ona dair kültürel bir alâkam hâsıl olmuştu.

Yarım yüzyıla çok şey sığdıran Dervişoğlu, bir kitap dostuydu. Batı dilindeki karşılığıyla o bir “bibliyofil”di. Onun en keyifli zamanları sahaflarda geçirdiği anlardı. Kitapları hariç tutarsak o, dünyaya ve içindekilere kıymet vermezdi. O, kısa ömrünü kitapların ikliminde geçirdi. İşi gücü kitaplardı. Dünyadaki en büyük yatırımını kitaplara yapmıştı. Sosyal medya (Facebook) üzerinde “Kitap Sevenler Partisi” adlı bir grup kurarak farkındalık bilinci oluşturmaya çalıştı. Grup kısa zamanda 20 bin üyeye ulaşarak dikkatleri üzerine çekti.

İsmail Dervişoğlu’nu yakından tanıyan dostları onun nüktedan bir insan olduğu görüşünde birleşmektedir. Yine dostları onun dünyevileşmekten uzak, bir gönül adamı olduğu kanaatinde müttefiktir.

Merhum İsmail Dervişoğlu’nun en büyük sermayesi kitapları ve dostlarıydı. O, arkasında birbirinden kıymetli kitaplar ve dostlar bıraktı. Kitabı sevdi, sevdirdi.

Mahmut Çetin:

İsmail Dervişoğlu ile Cağaloğlu’ndan tanışıyorum. Zannediyorum 10 yılı bulan bir dostluğumuz var. Daha çok Mehmet Varış’ın Kitabevi’nde karşılaşırdık. Yeditepe Yayınevi, Yazarlar Birliği ve Türk Ocağı da sohbet ettiğimiz mekanlardandı. Onu hep bir çeviri üzerinde çalışırken hatırlıyorum. Osmanlı Türkçesi’nden bir çok eseri günümüz Türkçesine çevirdi. Bizim kuşağın üretken kültür emekçilerindendi.

8 ay önce İstanbul’dan Ankara’ya taşınmadan önce yine Kitabevi’nde bir araya gelmiştik. Karadeniz araştırmacısı Mehmet Bilgin’le söyleşmelerini büyük bir zevkle dinlemiştim. Hemen her konuşmasında Osmanlı Dönemi’ne ait güzellikler, ayrıntılar duyabilirdiniz. Ağır bir hastalık geçirdiğini biliyordum. Hastalığı üzerine konuşmak onu yorar kaygısıyla ‘geçmiş olsun’ bile diyemedim. Ondan yeteri kadar istifade edemediğim için üzgünüm.

Yıllardır biyografisini biyografi.net’e almak için çırpınırdım. En son benim e-posta adresimi alarak biyografisini göndereceğini söylemişti. Kendisi için, dünyalık için çalışan bir insan değildi. Biyografisini göndermek bile onun için dünyalık bir talep olmalı ki, biyografisini göndermedi.

Cafer Vayni’nin telefon mesajıyla vefat haberini aldım. Fatihamı hemen okudum. Ruhuna yine Kur’an okuyacağım.

Buralıydı, bizdendi, mü’mindi. Hiçbir yozlaşmaya alet olmadı. Biz onu iyi bilirdik. Mekanı cennet olur inşallah.

Mevlana İdris:

Bir dost idi.

Kendi dertleri yükselmişken bile, başkalarının derdiyle dertlenen nadir insanlardandı. Gerçek bir ilim tâlibi idi. Allah ve gönül dostuydu.

Dilerim cennetin bir köşesinde sevdikleriyle beraber olur.

Hak rahmet eyleye.

Yusuf Turan Günaydın:

Doğrusu çok üzüntülüyüm.

Merhum İsmail Dervişoğlu tecessüs sahibi bir insandı. Yazıları kitaplaşmadan kalmış; kitaplaşmadığı için de gerçek veçhesiyle tanınmayan meşâhir-i meçhuleden birçok değerin -vârislerine ulaşarak-, miras bıraktığı makalelerini, hatırat yazılarını ve kitaplarını ihya etmeğe hasr-ı ömr eyledi. Rahatsızlanmadan önce İSAM Kütüphanesi'nin süreli yayınlar bölümünden hiç çıkmadığını duyardık; şahidiz: kendisini orada görmüşlüğümüz vardır. Kurduğu ve yönettiği kitap Sevenler Partisi adlı internet ortamında yayın yapan kapalı grubuyla binlerce insanın kitap kültürü konusunda birikim/deneyim kazanmasında önayak oldu. Önemli şahsiyetlerin önemli eserlerini yayına hazırlamaktan telif eser vermeye vakit bulamadı. Söz konusu alanda yılmak bilmez bir azmi ve çalışkanlığı vardı.

Onun vefatıyla, -kitapsever camiasında- bizatihi çalışkanlık mefhumunun da öldüğü söylenebilir. Gençlerden ondaki tecessüsün dörtte birine olsun sahip bir kimse var mıdır vârisi olabilecek, bilemiyorum. Allah rahmet eylesin.

Mehmet Emre Ayhan sordu

Yayın Tarihi: 27 Şubat 2015 Cuma 12:12 Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 14:03
YORUM EKLE

banner19

banner26