Tasavvufu onlardan okumak çok şey kazandırır

Süleyman Uludağ, Ahmet Yaşar Ocak ve Mustafa Kara.. Ömer Yalçınova bu değerli hocalarımızın ortak ve ayrılan yönlerini değerlendirdi.

Tasavvufu onlardan okumak çok şey kazandırır

 

Süleyman Uludağ’ı Ahmet Yaşar Ocak ve Mustafa Kara’yla birlikte okumak lazım. Tabii tek başına da okunabilir, ona bir diyeceğimiz olamaz. Fakat bu üç ilim adamı neredeyse aynı konuları, değişik açılardan ele alıyor. Eserleri karşılaştırma, onların ortak yönlerinden ve aralarındaki farklardan anlamlar çıkarma; daha doğrusu böyle bir imkânı sunmaları açısından birlikte ele alınmalı.

Ayrıca üçünün de hareket ettikleri ve üzerinde düşündükleri merkez aynı: Türkiye. Üçünde de kabala kurulmuş tek cümleye rastlanmaz; söylediklerinin hepsi temelli ve delilli. Bir diğer ortak yönleri ve artıları ise okuyucularını muallakta bırakmamalarıdır. Şunu söylemek istiyoruz: Üçünün de kalemlerinden güven sadır oluyor.Süleyman Uludağ

Tercüme ve aktarıcılık nereye kadar?

Fakat yorum noktasında bazı ayrılıkları göze çarpar. Bu çok normaldir ve olması da gerekir. Çünkü bu tür farklılıklar zenginleştirici ve renklendiricidir. Okuyucuyu sıkıcılıktan uzak tutar. Tercüme ve aktarıcılık çok kıymetli işler olmasına rağmen bir yere kadar. Araştırma kitaplarında belli bir senteze ulaşmak, fikir öne sürmek, tartışmak ve yorum yapmak karanlık bir dehlizde okuyucuya ışık tutmaya benzer. O ışık olmadığında okuduklarımızın ve öğrendiklerimizin istikametini kaybedebiliriz. Hatta öyle olur ki o kitabı neden okuduğumuzu bile unutabiliriz. Süleyman Uludağ, Mustafa Kara ve Ahmet Yaşar Ocak okuyucularına, her ne kadar ağır akademik çalışmalar sunsalar da, onların koluna girip, kitabın sonuna kadar onlardan dostluklarını esirgemiyorlar.

Tasavvuf araştırmaları temiz kalp ve iyi niyet gerektirir

Üç isim de bilgiden korkmayan, gerçeklerden çekinmeyen bir tavra sahip. Araştırmalarında ne ise onunla yüzleşmek isterler. Güvenirlilikleri biraz da buradan kaynaklanır. O yüzden aslında çok zor bir işe talip olmuşlardır. Devasa bir tasavvuf ve tarikatlar literatürü var. Sanırım tasavvufî eserlerin sadece isimlerini anmak bile bir ansiklopedi cildini doldurur.

Her yüzyılda neredeyse onlarca, yüzlerce ayrı ayrı kollara ayrılmış bir hareketten söz ediyoruz. Zamana, mekana, sosyal durumlara göre şekil almış yollardan… O kadar çeşitliliğin içinde bozulmalar, yanlış anlaşılmalar ve yanlış yolların da ortaya çıkması doğal. İşte tüm bunları hesaba katıp, onlarla yüzleşerek, biz 21. yüzyıl insanlarına tasavvuf tarihini taşımak her araştırmacının altından kalkabileceği bir iş değil. Tasavvuf araştırmaları her şeyden önce temiz kalp ve iyi niyet gerektirir. Öbür türlüsü karışıklık, anlamsız tartışmalar, cepheleşmeler, duygusal çıkışlar ve kalp kırılmalarından ibaret kalır.

Türkiye’de tasavvuf din diye algılanıyor

Hani şöyle bir söz vardır: Türkiye’de herkes siyasetten ve dinden en iyi kendisinin anladığını sanır. Doğrudur. Oysa çoğu kimsenin televizyon ekranından ve kulaktan dolma bilgilerin edinildiği söylentilerden başka bilgi kaynakları yoktur. Az uz söylediklerine deliller arayan veya kafası fena halde karışan kişiler herhangi bir kitapçıya gider ve ismini daha önce hiç duymadığı, kapağında “tasavvuf” Mustafa Karayazan herhangi bir kitabı alır ve yarım yamalak okur. Ya konunun ağırlığından veya genişliğinden ürktüğü için okumasını yarım bırakır ya da hiçbir şey anlamadığı için; -en tehlikeli seçeneğe geldik- ya da kafası daha da çok karıştığı için.

Türkiye’de tasavvuf din diye algılanıyor. “Tasavvufsuz din olur mu” diye kitaplar bile kaleme alınıyor. Ve herkes ait bulunduğu tarikata göre duygusal tepkiler ve tartışmalar içine giriyor. Şöyle söyleyelim: Bu tür tartışmalar içine cumburlop düşü(rü)lüyor. Bu karmaşa ve bulanıklık içinde konunun salim bir noktaya ulaşmayacağı açık. Hele ki tasavvuf ve tarikatlar gibi binlerce kola ayrılmış bir hareket söz konusuysa ve “bu hal ilmidir”, “sen anlayamazsın”, “kitaplarla nereye kadar” gibisinden susturma metotlarına her tartışmada sık sık başvuruluyorsa.

Süleyman Uludağ, Mustafa Kara ve Ahmet Yaşar Ocak’ın kitapları sağlam birer adres

Bu gibi muhataralı konularda ilim erbapları kurtarıcı gibidir. Rahat bir nefes almamızı, daha doğrusu boğulmamamızı sağlarlar. Mesele büyüktür ve hayatî önem taşır. Öyle maç skoru tartışır gibi tartışılmaz. Sağlam bilgilere ihtiyaç vardır. Sağlam bilgiler ve sağlam delillere. Neredeyse bir ömür bu işe mesaisini adamış insanlara kulak kesilmek gerekir. “Hal ilmi”, “bu iş kitapla olmaz” denildiğinde bile. Çünkü “hal” bilinebilecek bir şey değil. Soyuttur, kalple ilgilidir, sadece duygulardan da ibaret değildir. Bambaşka, nüfuz edilmesi mümkün olmayan bir şey. Gerçekten de sadece yaşayanın bilebileceği bir şey. Fakat bilgisiz olmayacak da bir şey. Bilincin bu noktada devreye girmesi ve sağlam bilgiye dönük atılımını gerçekleştirmesi şart.

Süleyman Uludağ, Mustafa Kara ve Ahmet Yaşar Ocak’ın kitapları tam da bu noktada devreye giriyor:  Sağlam bilgiye ulaşmak, tasavvufun ortaya çıktığı tarihlerden günümüze kadar ne gibi dönüşümlere uğradığını, gerçek tasavvufun ne olduğunu, tasavvufla ilgili tartışmaların kaynağını öğrenmek, bir de bu veriler eşliğinde düşünmek için kuvvetli birer adres.Ahmet Yaşar Ocak

Farklılıkları neler?

Ahmet Yaşar Ocak, sosyal meseleler üzerinden ilerler. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle tasavvuf ve tarikatların iç içe geçtiği noktaları, işin sosyal ve siyasi yönünü, bağlantıları ve bağlamları değerlendirir. O yüzden konuları çok ayrıntıya girmeden, genel çerçevelerle ele alır. Canlı tartışmalar, insanların zihninde kalan ya da yarım yamalak cevaplanmış sorular Ahmet Yaşar Ocak’ın kitaplarında yeniden gündeme gelir; fakat bu sefer bilgiler, kavramlar, değişik düşünceler, farklı bakış açıları ve verilerle birlikte.

Mustafa Kara ayrıntıya iner. Tasavvuf kaynaklarını tek tek tarar ve lazım olan bilgileri oradan çekip çıkarır. Tasavvufî eserlerin Arapça, Farsça ve Osmanlıca olduğu akla getirilirse, yaptığı çalışmanın değeri ve zorlukları daha iyi anlaşılır. Mustafa Kara ekstrem veya heretic denilebilecek akımlardan (mülhidler, zındıklar) ziyade Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat hareketine yoğunlaşır. Müthiş bir iz sürücüdür.

Süleyman Uludağ ise böyle çok sayıdaki ırmağın birleşerek oluşturduğu ve denize döküldüğü çok daha büyük bir nehir gibidir. Bir yandan çevrileriyle, diğer yandan araştırma eserleriyle, başka bir yandan da fikir kitaplarıyla ilerler. Öyle ki insana şaşkınlık verecek bir çalışkanlık örneğidir.

Hocalarımızı Allah (cc) nazarlardan saklasın ve onlara daha nice bereketli ömürler nasip etsin.

 

Ömer Yalçınova teşekkür duygularıyla yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2012, 16:46
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Murat Küçükçifci
Murat Küçükçifci - 7 yıl Önce

erol güngör hocanın islam tasavvufunun meseleleri başlıklı kitabını da ekleyelim.özellikle "vecd psikolojisi" hakkındaki makale oldukça zihin açıcı.

m.ali
m.ali - 7 yıl Önce

Ben şahsen bu yazarların eserlerini önemli bulmakla beraber orijinallikten uzak ve kuru buluyorum. "Kuru"luğu hiç kaldırmayan alanlardan biridir tasavvuf. Akademik çalışma yapan kişilere hitab etmekle birlikte genel okuyucuya bir şey vereceği ve zevkle okunabilecekleri kanaatinde değilim. Özellikle de Süleyman Uludağ'ın.

banner19

banner13