banner17

Tasavvuf ve cihad birbirinden ayrılamaz

Güzel bir şeyh efendiden faydalı, istikametli, güzel bir sohbet dinledim… Kim olduğunu bu haberimizde çok da açık etmeyeceğiz.…

Tasavvuf ve cihad birbirinden ayrılamaz

 

Şeyh Efendi umreden dönmüş ve bir sohbet vesilesi ile ihvanı ile buluşuyordu. İhvan ise bağrı yanık ve gözleri ışıl ışıl bir şekilde hasretle şeyhlerini dinliyorlardı. Anadolu’nun bir köşesinden gelmiş samimi insanlardı bunlar.

Şeyh Efendi’nin kim olduğunu söylemek isterdim ancak sohbet sonrasında kendisi ile yapmış olduğum hususi görüşmede isminin geçmesine sıcak bakmadığını öğrendim. Onun bu tercihi de kuşkusuz samimiyetinden ve ihlasından kaynaklanıyordu. İsmini ön plana çıkarmak, tanınmak ve dervişlerini çoğaltmak gibi bir derdi yoktu. Netice de nasibi olanlar onu bir şekilde bulurdu.

Şeyh Efendi, “şeyh sohbeti tatlı olur” dedirten hikmet ve istikamet yüklü konuşmasının başında umre esnasındaki bazı hatırlarını nakletti. Sonra günlük hayatta kullanmamız gereken bazı ölçülerden bahsetti. “Tasavvuf” ve “cihad”ın hiçbir zaman birbirinden ayrılamayacağını üzerine basa basa vurguladı. Gündemi takip ettiğini ve günümüzde cereyan eden siyasi ve sosyal olayları iyi anlamak ve onları iyi analiz etmek gerektiğini söyledi.şeyhefendi sohbeti

Gencin diz kırması kıymetlidir

Bu girişten sonra gençlikte yapılan ibadetlerin kıymetine değinen Şeyh Efendi, sohbetine şöyle devam etti: “Muhterem kardeşlerim. Bugün aramızda genç kardeşlerimiz çoklar… Biz, yaşlılarımızın tecrübelerinden istifade ediyoruz ama gençlerimizin böyle çok olmasından ayrı bir sevinç duyuyoruz. Muhterem kardeşlerim, gencin Allah için diz kırmasıyla yaşlının Allah için diz kırması arasında fark var. Yaşlı kimse, artık bir takım şeyleri yapamayacak hale gelmiş, bedenen bir takım özellikler gitmiş ondan. Genç ise şeytanın ve nefsinin çağırdığı birçok kötülüğü yapabilecek bedenî güç ve kuvvete sahip. Genç buna rağmen hayırlı yerlere gidiyor, diz kırıyorsa elbette onun ameli daha makbul olacaktır. O genç ki Allah’ın izniyle Arş-ı Rahman’ın gölgesinde gölgelenen yedi sınıftan biri olacaktır inşallah…“

Aman ha “bunları biliyorduk” demeyin

Herhangi bir meclise bir sohbet dinlemeye giderken nasıl bir düşünceyle gitmemiz gerektiğine dair de bazı ölçüler veren Şeyh Efendi, konuşmasına şöyle devam etti: “Özellikle genç kardeşlerime söylüyorum. Sohbet veren bir hoca efendiyi ya da gönül ehli bir insanı dinlemeye gittiğinizde aman ha, ‘Bunlar her zamanki konuşmalar, hatırlatmalar, bildiğimiz şeyler’ demeyin. Çünkü sohbetin aslı Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimize dayanmaktadır. Çünkü İslam sohbetle başlamıştır, sohbetle yayılmıştır. Onun sohbetine katılanlar yani sahabe efendilerimiz Ümmet-i Muhammedin öğreticileri olmuştur.”

İslam’ın hakikatlerinin insanlığa hayat bahşeden lütuflar olduğunu ifade eden Şeyh Efendi, bu konuda şunları söyledi: “Cuma namazı öncesinde hoca efendiler tarafından vaaz u nasihatler yapılır. Cuma namazına erkenden gitmekte ve bu sohbetleri dinlemekte çok faziletler vardır. Onun için kardeşlerim ‘bu bizim bildiğimiz hocadır, yine aynı şeyleri söyleyecek’ gibi laflar etmeyelim. Sohbet dinlerken bize düşen; dile getirilen nasihatlere sıkıca sarılmaktır. Çünkü âlimlerin söyledikleri Allah ve resulünün beyan buyurduğu hakikatlerden başka bir şey değildir… Kim İslam’ı eğmeden bükmeden anlatıyorsa onun anlattığı şeylere, ‘bize hayat bahşeden şeyler’ olarak bakalım. Bu gözle dinlersek biz ondan istifade edebiliriz. Nitekim Cenab-ı Allah bir ayet-i kerimede mealen şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler, size hayat bahşedecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah’a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.” (Enfal, 24)”

Hüsn-ü niyetimizi sürdürelim

Âlimlerin de diğer insanlar gibi hatasız olamayacağını hatırlatan Şeyh Efendi, günahsız insanın olmayacağını ifade ederek sohbetine şöyle devam etti: “Bazen bir yere sohbet dinlemeye gideriz. Konuşanın bazı insanî özelliklerinden dolayı tasvip etmediğimiz hareketlerini biliyoruzdur. Açıktan şer-i şerife aykırı bir şey söylemiyorsa, onun konuşmasından bizim alacağımız dersler vardır. Onu, yapmış olduğu hareketleri ile değerlendirmemeliyiz, konuştukları hak ise onu almalıyız. Biz oraya o hoca için gitmiyoruz, Allah rızası için gidiyoruz. Eğer o sohbeti yapan kimse samimiyse, ilim, ihlas ve amel üçlüsüyle donanmışsa zaten gönülleri fethedecektir. Öyle değilse; onun söylediği şayet hakikatse yine de onu dinleriz.

şeyhefendi sohbetiPirimiz Ahmet Er Rufai Hazretleri bir sohbetinde buyurur ki: “Birader, bir âlimi dinlerken sakın ‘şöyledir böyledir’ deme; onun söylediği hakikati al.” Onun varsa suî yöndeki örnekliği, bunun hesabını kendisi verecektir Allahü Teala’ya… Biz onların bize anlattığı şeylere bakarız. Bakarken de hüsn-ü zan ile bakarız. Her insanın hatası olduğu gibi âlimlerin de hataları olabilir. Kul hatasız olur mu? Eğer İslam’ı eğip bükmeden anlatıyorsa, sana bana o kimse hakkında hüsnü niyet etmek düşer.”

Hac ve umredeki ölçülerimiz

Hac ve umre dönüşü orada çekilen bazı sıkıntıların dile getirilmemesi gerektiğini ve bu sıkıntılara rahmet gözüyle bakmamız gerektiğini söyleyen Şeyh Efendi, hocalarımızın bu konudaki tavsiyelerini de hatırlatarak şunları söyledi: “Bazı ülkelerden gelen hacıların çoğu olmasa da bir kısmı hacca çoluk çocuğu ile birlikte geliyorlar ve Harem-i şerifte bir köşeye battaniyelerini sererek o şekilde haccını veya umresini yapıyorlar. Biz de bu kardeşlerimizi görüp imreniyoruz. ‘Ne güzel; o mübarek yerde nefislerinin derdine düşmemişler’ diyerek takdir ediyoruz. Zira hac ibadeti yıldızlı otellerde rahat etmek demek değildir. Büyüklerimiz, hocalarımız hep şunu demezler mi: Hac yolculuğu başlı başına meşakkattir. Çünkü evinden ayrıldığın andan itibaren evindeki, memleketindeki bütün alışkanlıkların değişecek. Ne kadar insan varsa o kadar ayrı terbiye ile karşılaşacaksın. Ayrıca bir de yol meşakkati olacak.”

Hacda kimseyle cedelleşmeyin

Hacda vazifeli Arap polislerine yapılan eleştirileri hepimiz duymuşuzdur. Bu tarz eleştirilerin yersiz olduğunu hatırlatan Şeyh Efendi, bu konuda daha geniş düşünmek gerektiğini söyleyerek şunları ifade etti: “Arap polisinin ‘hadi yürü, durma’ deyip de senin dinlenmene izin vermemesine ‘zulüm’ dersen bu yakışık almaz. Olmaz, günahtır. Sen orada sadece kendini düşünmeyeceksin, milyonlarca hüccac var. Arap polisinin de kendine göre aldığı tedbirler var. Tabi ki o kendi tedbirlerini uygulayacak.

Elbette hacda yorgunluk olacak, sıkıntı olacak; bunlar haccın kabulüne vesile olan güzelliklerdir. Hocalarımız yola çıkmadan önce bize tembihte bulunurlar ve derler ki: ‘Evinizden çıktığınız andan itibaren kimseyle cedelleşmeyin, cidal etmeyin.’ Canımızı sıkan bir durum oldu, ne yapacağız öyleyse? Ellerimizi açıp Mevla’ya dua edeceğiz: ‘Ya Rabbi, sen bu Müslüman kardeşim vasıtasıyla bana ibadetimdeki noksanlığımı telafi edecek nimet verdin’ diye şükredeceğiz. Yani sana sataşan o kimseye sabır ettin mi? Bu senin o mükâfata kavuşmana sebep olacak. Bu meseleye böyle bakarsak, kalbimiz daralmaz, gönlümüz bunalmaz. Bir hadis-i şerifte bir takım şeyleri zikrettikten sonra diyor ki, bir Müslüman veda tavafını edip de mahzun bir şekilde ayrılacağı zaman bir melek iki eliyle arkadan omuzuna dokunur ve ‘Allah şimdiye kadar yapmış olduğun günahları affetti’ der. Bu müjdeye nail olmak kolay mıdır? Elbette bir takım zorluklara sabretme karşılığındadır bu nimet…”

Zemzem içerken…

Şeyh Efendi’nin bu sohbetinin sonunda misafirlere zemzem ve hurma ikramı yapıldı. Şeyh Efendi zemzem içerken şu hususa dikkat etmeyi tavsiye etti: “Üç ayrı yudumda, ayakta, dua ettikten sonra, kıbleye yönelerek zemzemimizi içiyoruz. Her yudumumuzda ayrı bir niyetle içelim. Neden? Çünkü Rabbimizin ihsanından bol bol isteyelim. Umumi ve hususi isteklerimizi ona bildirelim. Ümmet-i Muhammed’in selametini isteyelim. İslam’ı yaşayıp iman ile göçmeyi isteyelim.”

 

Aydın Başar yazdı

Güncelleme Tarihi: 30 Ağustos 2012, 15:36
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatih Ergili
Fatih Ergili - 6 yıl Önce

Hürmet eder (böyle büyüklerimizin) ellerinden öperiz, layık olabilmek dileriz.

banner8

banner20