Tam bir dava adamı idi Muhsin Yazıcıoğlu

Muaz Ergü, Muhsin Yazıcıoğlu'nu, nam-ı diğer 'Muhsin Başkan'ı, Anadolu’nun mağrur ve mağlup hüznünü yazdı…

Tam bir dava adamı idi Muhsin Yazıcıoğlu

Siyaset tarihimiz karanlıkta kalan siyasi cinayetlerin, suikastların, şaibeli ölümlerin, çözül(e)meyen dosyaların tarihi sanki. En çok da devletini ve milletini seven, vatanı için gözünü kırpmadan ölümü göze alanların yitip gittiği, sonsuzluğa kanatlandığı bir tarih. Devletimiz her ne hikmetse kendini en fazla kim seviyorsa, kim karşılıksız seviyorsa onu feda ediyor. Aynı devlet kendi temellerine dinamit koyan, en küçük fırsatta satmaya çalışan unsurları başının üzerine taşıyor. Beyaz Türkler, Sabataistler, Dönmeler, adına ne derseniz deyin bu oligarşik sınıflar… Bunları korkunç bir hazla seviyor. Kendini sevenleri ise tuhaf bir psikozla feda ediyor. Sanki kendini sevenlerden akan kanla yaşamını devam ettiriyor. Kurban seçiyor kendine. Aniden kurban ediyor yiğitleri, vedalaşmadan…

Muhsin Yazıcıoğlu... Muhsin Başkan… Ansızın, apansız bir veda… Evet, o vedanın üzerinden beş koca yıl geçmiş. Esmer yürekli, kavruk yüzlü Anadolu yiğidi zirvelerde tamamladı ömür koşusunu. Bembeyaz, tertemiz zirvelerde. Politik arenanın bir dövüş kulübüne dönüştürüldüğü, hırsların ve benliklerin kıyasıya bir kavgaya tutuştuğu, güce sahip olmanın sarhoşluğuna kapılanların çukurlaştığı, siyasetin irtifa kaybettiği günlerde bir vedaydı bu. Kirlenen, kirletilen siyasi hayatın aksine bembeyaz karlar kefenledi. Ömrü gibi tertemiz… Sonsuzluk en büyük arzusuydu zaten, sonsuzluğa ulaşmak. Sonsuzluğun sahibine…

Muhsin Başkan, Anadolu’nun mağrur ve mağlup hüznü… Zor zamanlardan, korkulu tünellerden, karanlıklardan yürüyüp gelmişlerdi bu zamanlara. Bugün esamesi bile okunmayan bir dava adamıydı Muhsin Yazıcıoğlu. Kelimenin gerçek anlamıyla dava adamı. Dostluğun, kardeşliğin, fedakârlığın, derdi ve sevinci gerçekten paylaşmanın timsali… Bir yemin görkemi giyinmiş zamanlarda yaşamıştı onlar. Gerçekten yaşayanlardan. Bugün dostluklar da düşmanlıklar da politiklik de apolitiklik de naylondan, sentetik…

Mazisini satmadı dünyalık uğruna

En acımasız kavgaların ortasında mukaddesata derinden bağlılık. Bir mümin vakarı. Onda tecessüm eden en belirgin hasletlerdi bunlar. Siyaseti kendi ikbal ve istikbali için bir basamak olarak kullanmadı. En çalkantılı dönemlerde, en önlerde olmasına rağmen siyaseti rant alanı olarak görmeyen bir anlayışın sahibiydi. Siyaseti halka hizmet için yapan nadir insanlardandı. Hiçbir zaman reel politiğin cinlikleri, ayak oyunları, dümenleri ilgisini çekmedi. Anadolu’nun saf yiğitlerindendi. Safiyet ve mazlumiyet… İçinde yer aldığı kuşak sağlı sollu gerçekten çok acı çekmiş, gadre uğramış, her türlü haktan kısıtlanmış bir kuşaktı. Sonrasında gelen nispeten daha durgun, olaysız zamanlarda bu geçmişin sermayesini tüketme eğiliminde olmadı. Birçok insan başka yerlere, akçeli işlere savrulurken O, hep dimdik davasının peşinde yürüdü. Önüne açılan fırsat kapılarını tekmelemeyi bildi. Mazisini satmadı dünyalık uğruna. Zaten ölümü bunun göstergesi oldu. O, herhangi bir ideolojinin neferi olarak değil, bütün Türk milletinin yüreğinden kayıp giden bir yıldız oldu. Her kesimden insan Onu sonsuz yolculuğa en anlamlı şekilde uğurlamayı bildi.

Hakiki bir dava adamı… Eğilip bükülmeyen bir irade… Milletine adanmış bir ömür… Muhsin Başkan, devletini ve milletini çok seviyordu. Devleti ele geçiren, devletin çeperlerinde asalak gibi yaşayan gayri milli unsurlardan ziyadesiyle haberdardı. Bunlarla mücadele içindeydi. Nitekim bu mücadelenin ödülü zirvelerde, bembeyaz karların kefenlediği bir şehadet oldu. Keş Dağı mezar, ince ince yağan karlar kefen… Evet, bizim hem acı hem güzel hem tuhaf hem olağan hem olağanüstü hem şaşırtıcı hikâyemiz bu. Yokluklarımız, yoksunluklarımız, kaybettiklerimiz, yitiklerimiz, yitirdiklerimiz en büyük varlığımız. Bizim en güzel şiirlerimiz, en büyük menkıbelerimiz, en muhteşem anlarımız mağlubiyetlerimizdir. Onlarla avunuruz, onlarla yürütürüz ömür kervanını.

Gâvurla, gâvurluk yapanla iş tutmadı

Muhsin Başkan’ın safı her zaman milletimizin yanı oldu. Kim milletimize efendilik tasladıysa, bizi aşağıladıysa onların karşısında oldu. Gâvurla, gâvurluk yapanla iş tutmadı. Nitekim 28 Şubat’ta silahını milletin üzerine çeviren zinde güçlere karşı bir erkek gibi direndi. Erkekçe… Milletimizin birliği ve bütünlüğü en büyük idealiydi. Siyaset tarihimizde eşi olmayan Milli Mutabakat Metni bu söylediğimiz olgunun somut göstergesi. Siyaset hayatının hiçbir döneminde vitrine oynamadı, tribünlerden alkış bekleyen biri olmadı. Bu kadar derin ve köklü müktesebata rağmen Türk siyasetinin sığlığı karşısında tutunma, hep tutunma gayreti içinde oldular. Bu da sanırım bizim siyaset anlayışımızın karakterini göstermeye yeter. Herkesin gönlünde yer etti ama bu, başında olduğu partiye sandıklarda oy olarak yansımadı. Gerçi bu konu üzerinde çokça tartışılması gereken bir konu. Söylenecek çok şey var.

Muhsin Başkan’ın ansızın vedası üzerinden beş yıl geçti. Bu beş yıl içinde olan bitene dair sağlıklı, güvenilir, muteber bir bilgiye ulaşılamaması maşeri vicdanlarda derin bir yara olarak duruyor. Ölümünün üzerindeki esrar perdesi birçok spekülasyona meydan veriyor. Bu konunun aydınlığa kavuşturulamamış olması gerçekten hepimizin ayıbı. Özellikle de yönetenlerin…

Selam Olsun Muhsin Başkan’a ve yol arkadaşlarına!...

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2019, 23:48
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Eslem Nilay
Eslem Nilay - 7 yıl Önce

En çok da böyle zamanlarda olsaydın diyoruz. Ama insanın aklına da gelmiyor değil, belki de böyle zamanlarda olmaman için yok edilmek istendin. Ancak şehadetine biz şahidiz, sireti suretine yansımış yiğit. Yazdığın "Üşüyorum" şiirini en derin şekilde sana yaşatmak isteyenleri ortaya çıkarsın Rabbim. Ortaya çıkmasına engel olanlardan da hesabını sorsun.

banner19

banner13

banner26