banner17

Sözlü kültürümüzün köprü insanlarındandı

Enver Demirbağ, bizi çağırdı her dem varlığımızın gerçek mekânına. İçinde çırpınıp durduğumuz gurbetin, gamın içine medeniyetimizin ipini sarkıtarak yukarıları işaret ediyor. Muaz Ergü yazdı..

Sözlü kültürümüzün köprü insanlarındandı

Erkan Oğur, onun için “Türkiye’nin en iyi seslerinden biri” demişti. Türkiye’nin seslerinden, Anadolu’nun… Yakıp kavuran, bir sevda rüzgârına kül edip dağıtan… Acının, çaresizliğin, özlemin, vuslatın, sevincin, yitip gitmenin, yeniden bulunmanın göğünde bir dua gibi asılı türkülerimizin sesi. Söze gelişi türkülerin, dile getirilişi… Öyle içli, öyle dokunaklı…

İçli bir medeniyetin, içten söylenen sözlerin çocuklarıyız hepimiz. Deftere yazılmaz menkıbelerimiz, kitaplar yazmaz bizi. En yürekten bir uzun hava, bir hoyrat havalandırır serencamımızı. Katar katar kervanlar yürüyüp giderken fani dünyadan, bir fani kervana yüklenirken gam u kederimiz. En ücra koyaklarda öterken keklikler. İki keklik seke seke yol ederken gönül evini. Derin acıların, imkânsız aşkların, bitimsiz bekleyişlerin, sonsuz hüzünlerin coğrafyasındayız. Çığırdığımız türküler de bizi çığıran türküler de bu coğrafyanın seslenişidir, ses verişi…

Enver Demirbağ, Harputlu, Harput’tan… Coğrafyamızın harlanmış şehirlerinden… Sevdalılar diyarı, baştan sona bir masal şehri. Harput’ta klasik müziğimizle halk müziğimiz enfes bir terkibe ulaşmış. Gazeller, divanlar, mayalar, müstezatlar, uzun havalar, kasideler, ilahiler, ritmik hoyratlar… Yüzlerce makam: Hüseyni’den Muhayyer’e, İbrahimiye’den Bayati’ye, Nevruz’dan Versak’a, Beşiri’den Muhalif’e, Saba’dan Nihavent’e… Osmanlı saray müziğine kaynaklık eden bir özellikte. Ağır, oturaklı… Cümbüşün, gırnatanın, udun, meyin, kavalın dehşet uyumu. Fuzuli’den Urfalı Nabi’ye, Nedim’den Rıfat Dede’ye, Rasih’ten Nesimi’ye, Nevres’ten Harputlu Hacı Hayri Bey’e adını sayamadığımız yüzlerce büyük adamların, engin insanların şiirlerinin, bestelerinin kaynaklık ettiği bir müzik deryası. Taşına, toprağına İslam ikliminin sindiği Harput.

Okuduğu gazeller geçmiş zaman sevdalılarını getirir modern zamanlara

Kadim medeniyetimizde bütün sanatlarda usta-çırak ilişkisi vardı. Bir şeye meyli, yeteneği olan o işin ustalarının, pirlerinin dizinin dibine çöker derslerini talim ederlerdi. Hoca öğrencisini seçer, öğrenci hocasını… Kibirlenmeden, küçümsemeden rahleye diz çökülürdü. Enver Demirbağ da büyük usta Hafız Osman Öge’nin dizinin dibine çöker. Daha sonra musiki meclislerine katılır. Kardeşi Paşa Demirbağ da yanındadır…

Enver Demirbağ, Harput’ta okunan bütün makamlara kendi edasını ve sesini katarak insanı alıp götürür buralardan. Makber’i dinlerken bütün mezarları dolaştırır. Rıfat Dede’nin “Ben şehid-i badeyem/ Dostlar demim yadeyleyin” adlı gazeli okurken bir sonsuzluk deminde seyran eyler yalan dünyayı. “Makber” derken ölüme doğru açılır bütün yollar. “Süzme Çeşmin Gelmesin Müjgan Müjgan Üstüne” gazeli geçmiş zaman sevdalılarını getirir modern zamanlara. Utangaç bakışları, utanmaktan kızaran yüzleri… Fuzuli’nin “Merhem Koyup Onarma Sinemde Kanlı Dağı” şiirini söylerken dermansız dertlerin kıyısında dolaştırır insanı biteviye.

Yemen Türküsü'nü söyler sonra Enver Demirbağ… Yemen çöllerinde unutulmuş çocuklara yakılmış ağıtları. Çöllerin kaybettiği çocukları…. Bir Şuh-i Sitemkar der. Havuz Başının Gülleri… Yüksek Minarede Kandiller Yanarken seyreyleriz Meteris’in Yollarını. Aş Yedim Dilim Yandı türküsünü söyler. Kövenk’in Yollarını… Ahçik’i alıp getirir Urum ellerinden. Havuz Başının Gülleriyle.

Sesinin, sözünün yüceliğine karşın mütevazı bir hayatı yaşadı

Enver Demirbağ, büyük bir mirasın sesleyicisi. Bir büyük terekenin… Söz söylemenin, sözü söylemenin namus olduğuna inanan bir geleneğin çocuğu. Bugün büyük bir kültürsüzlük denizinde yüzerken sesi duyulmayan değerimiz. Renklerin, reklamların, imajların, neonların yalancı parıltılarında görülmeyen, gösterilmeyen büyük adamlardan. Bu topraklar popüler kuşatmanın, ruhsuz sanatın, türedi uygarlığın esaretine girdiğinden beri kendi değerlerimizi tanıyamıyoruz. Yoz, yozlaşmış bir gürültü, müzik diye dayatıyor kendini. Varlığımızın birinci ağızdan yorumlanması olan sözlü kültür ürünlerimizi yitirdikçe kayboluyoruz başka denizlerde. Demirbağ, bizi çağırıyor her dem varlığımızın gerçek mekânına. İçinde çırpınıp durduğumuz gurbetin, gamın içine medeniyetimizin ipini sarkıtarak yukarıları işaret ediyor. Bu sese kulak vermeli.

Demirbağ hayatın gerçeği olan acıya dokundu, acıyı söyledi. Sesinin, sözünün yüceliğine karşın mütevazı bir hayatı yaşadı. Nitekim ölümü de bu hayatın tescili oldu. İçimizi burkan bir ölüm. 2010 yılının Kasım ayında yalnız yaşadığı evinde, yarı felçli bir haldeyken elektrik sobasının neden olduğu bir yangınla geldi ölüm. Harput’un musiki arşivi Enver Demirbağ bir başına yürüdü gerçek âleme. Yapayalnız…

Ruhu şad olsun….

 

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2017, 13:59
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20