Sözden çok icraat adamıdır Fazıl Baş

Fazıl Baş'ta beni en çok sarsan yön, eğriyle doğruyu ayırmaktaki kudretidir. Eğriyle doğru, iyiyle kötü, ahlakla ahlaksızlık, hakla haksızlık… Ömer Yalçınova yazdı.

Sözden çok icraat adamıdır Fazıl Baş

En yakınlarını yazmak biraz zordur. Biraz değil, çok zordur. Annem “Bana bir şiir yazmadın” diye sitem ettiğinde bunu düşünmüştüm. Sahi anneme dair neden bir şiir yazamıyordum? Cevabı basit, fakat bulması, anlaması zor. Çünkü annem çok yakınımda, en yakınımdaydı. Canımdan bir parçaydı. Oysa yazmak için her zaman bir mesafe gerekir, yani yazmak görmekle ilgilidir. En yakınındakini göremediğin için onunla ilgili düşünemezsin. Düşünürsün fakat bu, kendini düşünmekten ayrı değildir. Dikkat edilirse anne veya aşk konulu şiirler genellikle ayrılık acısı taşır. Yani mekansal veya zamansal bir ayrılığın, özlemin veya acının sonucunda yazılmışlardır. İster istemez en yakındakiler, kişinin aynası olur. Aynaya bakıp, kendini yazmak ise zor kelimesiyle anlatılamayacak kadar müşküldür.

Bunları Muhammet Fazıl Baş’la ilgili bir şeyler yazmak istediğimde düşündüm. Fazıl Baş da benim en yakınım diyebileceğim kişilerden biri. O yüzden onunla “kardeş” diyerek anlaşırız. Dost, arkadaş bir şeydir. Fakat gerçekten kardeş dediğinizde, kelimenin tam yerine oturduğu kişiler enderdir. Bazen kardeş olmak istediğiniz kişiye, o şekilde hitap edersiniz. Fazıl’a kardeş deyişimin bununla bir alakası yok. Ona herkes kardeş diyemez. Fakat biri bunu demeye cesaret göstermişse, gerçekten Fazıl’ın kardeşi olmak zorundadır. Ya da kardeşse zaten başka bir hitap şekli yoktur Fazıl için. O zaman şunu söyleyebiliriz: Fazıl sınırları belirgin olan, dini ve ahlaki ölçülerle hareket eden ve karşısındakinin de kendisiyle bir ilişki içinde olmasını istiyorsa, bu ölçüler dairesinde bulunmak zorunda kaldığı bir kişidir. Bu arada Fazıl için ahlaki olanla dini olan arasında herhangi bir ayrımın olmadığını belirtelim.

Fazıl tutarlı ve sağlam bir mantığa sahiptir

Fazıl rastlanabilecek en ahlaklı ve ilkeli adamdır. Laga lugadan veya boş işlerden hoşlanmaz. Onun yanına dolu şeylerle gitmeniz gerekir. Onun boş lakırdılara karnı toktur. Bu yüzden Fazıl’ı genellikle susarken görürüz. Çünkü ortalıkta boş sözler doluşmaktadır. Ve Fazıl boş sözlerle uğraşmayacağı için, orada yalnızca susacaktır. Sustuğunda düşündüğünü, aklından başka başka meselelerin geçtiğini de söyleyebiliriz. Çünkü Fazıl meselesi olan bir insandır. Her meseleyi ince eleyip sık dokur. Kafasında dönüp dolaştırdığı meseleyle ilgili uzaktan yakından alakalı bir söz edilmeye başlanmışsa, o zaman Fazıl’ı dikkat kesilmiş görürsünüz. O dinler, herkesi dinler, her açıdan dinler. Ve sonra araya çok kısa cümleler serpiştirir. Çok kısa cümlelerdir bunlar ama fikirsel açıdan ağırdırlar. Sohbetin sonunda en uzun cümlelerini kurar ve konuyu kapatır.

Ali Akyurt için bir kitabın önsözü diyebiliriz. Fazıl Baş içinse sonsöz. Dikkat edildiği zaman bu hemen fark edilir. Tartışmayı veya sohbeti genellikle Ali açar. Fazıl tartışmanın içinde etkin bir konumdadır. Söz neticeye ulaştığında veya fazla uzayıp dağıldığı zaman, Fazıl toparlayıcı sonsözü söyler. Sohbet orada biter. Sözü uzatmak isteyenler konuşmaya devam ederse, konu zıvanadan çıkmış demektir. Çoğu kimse bunu zaten Fazıl’ın yanında yapamaz. Çünkü Fazıl’ın fikirleri keskindir, kendini dinleten cinstendir. Onun sözlerine karşı gelmek kolay değildir. Çünkü Fazıl tutarlı ve sağlam bir mantığa sahiptir. Karşısındakine kaçacak delik bırakmaz. Bunu onun şahsiyetiyle birlikte yazılarında da görebiliriz. Sıkı bir eleştirmendir Fazıl. Eleştirdiği konuyla veya kişiyle ilgili neredeyse hiçbir söz bırakmaz. Bu yöndeki sağlamlık ve sıkılığını kardeşliğinde de görebiliriz.

Onun için siyaset eğriyle doğruyu ayırabilmektir

Fazıl’da beni en çok sarsan yön; eğriyle doğruyu ayırmaktaki kudretidir. Eğriyle doğru, iyiyle kötü, ahlakla ahlaksızlık, hakla haksızlık… onda ayrımına kavuşur. Bulanıklık yoktur Fazıl’da. Çünkü Fazıl tam bir inanç adamıdır. İnandığı kişiye karşı yükümlülüklerini bilir, tam bir güven içindedir. O yüzden Fazıl tam bir dava adamıdır. Örneğin Fayrap denildiği zaman Fazıl için akan sular durur. Fayrap, Fazıl için keyif çatma, entelektüel bir uğraş veya boş zamanlarını değerlendirme yeri değil, dava işidir. Dava demişken onun başka bir yönünü daha yakalarız. Fazıl tam bir siyasetçidir. Siyasetten kasıt, partiler değil. Partiler üstü veya ötesi diyebileceğimiz bir siyaset sahibidir Fazıl. Örneğin onun birkaç aşk şiirinde bile buram buram bir siyasetle ve Türkiye’yle karşılaşırız. Onda siyaset; inancın, ahlakın, vatanın, dinin, şiirin atar damarından bağımsız hareket etmemek, onu kollamak, ona karşı sorumluluk ve vazifelerini bilmek manasına gelir. Yani onun için siyaset, aslında eğriyle doğruyu ayırabilmektir.

Fazıl yalnızca ortalıkta boş sözler dolaştığı için susmaz. O, sözden çok icraat adamıdır. Fazıl için “az söz, çok iş” önemlidir. Fazıl’la şöyle doyasıya bir edebiyat dedikodusu yaptığımızı hatırlamam. Oysa onunla İstanbul’da üç yıl içtiğimiz su ayrı gitmemiştir. Onda sürekli icraata dönük bir düşünce hakimdir. Dergi mi çıkacak, Fazıl “hani yazılar” diye söze başlar. Yazı yoksa, “ne yazacaksın” diye sorar. Sen bir cevap verirsin ve Fazıl yazıyı iki gün, bilemedin bir hafta sonra önünde görecek. Yoksa konuşmaya gerek yoktur. Konuşulacaksa, yazının içeriğiyle veya yazıyı yazmak için okunması gereken makale ve kitaplarla ilgili konuşulacaktır. Yoksa çayımız hazır mı? Ona bakılmalı. Geyik yapmaya gerek yoktur. İş çoktur ve zaman kısıtlıdır. Hemen icraata geçmek gerekmektedir. Keyif yapmaya vakit kalmamıştır. Fazıl gayet ciddidir. Onu bazen hedefe odaklanmış, hızla giden bir füzeye benzetirim. Hedefte patlamaya hazırdır.

Fazıl özetler ve yoluna devam eder

Fazıl’la tanışmamız Ali’yle tanışmamız kadar zor olmamıştır. Tanışmak demeyelim buna, ünsiyet kurmak diyelim. Bunda onun beni hemen çözmesi, anlaması, benimse onda aradığımı bulmam büyük bir etken. Ali anlaşılmazı zor bir şahsiyet; ele avuca sığmaz ve sürekli bir özgürlük içinde hareket eder. Ali’den özgürlüğünü aldığınız zaman nefessiz kalır ve kaçar. Fazıl’ın özgürlüğüne dokunmak mümkün değildir. Bu yüzden Fazıl’ın yanında edepli durduğunuz müddetçe rahat hareket edebilirsiniz. Ya da bu, bende böyle olmuştur. Ali’yi ise kaçmaması için sürekli kollamanız gerekmektedir. Ali hemen dikkatini başka bir tarafa yöneltebilir. Fazıl’da ise zaten derleyip toparlayıcılık vardır. Onun dikkati kolay kolay dağılmaz. Ali ayrıntılara kadar inip onlarla çetin bir boğuşma içine girmişken, Fazıl taştan taşa atlayıp karşıya geçmiştir bile. Bu yüzden Fazıl özetler ve yoluna devam eder. Ali ise ayrıntılarla fikirlerini ve ilişkilerini çeşitlendirir.

Fazıl’a içimi bol bol dökmüşümdür. Birkaç saat konuşmama karşılık “Mızmızlanmayı bırakıp işine bak” cevabıyla kendime geldiğimi bilirim. İlk karşılaşmamızda da böyle olmuştu. Ben saatlerce konuşmuştum ve Fazıl, “Bunları geride bırak. Önümüze bakalım” demişti. O zaman nefes almaya başladığımı hissetmiştim. Geçmişin, pişmanlıkların, keşkelerin içinde boğulup kalmamayı, bulanıklıktan çıkıp, aydınlıkta yürümeyi Fazıl’dan öğrendim. Çünkü Fazıl karanlıkla birlikte aydınlığın da olduğunu gösterebilen ender kişilerdendir. “Yürünecek tek yol karanlık değildir” diyebilen, aydınlıkta yürümeyi her zaman önceleyen biri. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: İstanbul’da üç yıl işsiz bir şekilde yaşayabilmişsem, bunu Ali’nin kapı açıcılığıyla, Fazıl’in ise bulanıktan beni aydınlığa çıkarışıyla gerçekleştirebilmişimdir. Sanırım biri olmadan diğerinin çok bir etkisi olmayacaktır.

Bu yazı için kendimi çok zorladım. Bu kadarını yazabildim. Oysa Fazıl’la ilgili daha yazılacak çok şey var. Fazıl’ın ve Ali’nin şiirlerinden hiç söz edemedim. Yer kalmadı. Hakeza onların yazılarından da öyle. Fazıl’ın önderliğinden, eleştirmenliğinden, dergiciliğinden de söz edemedik. Başka bir haberde bunları da yazmak istiyorum. Şunu gayet iyi biliyorum: Edebiyatımızın son on yılında ortaya yeni bir anlayış, algılayış, bakış açısı, hatta şiir çıkmışsa bunda Ali’yle Fazıl’ın yazdıklarının payı büyüktür. Ortamda böyle öncü bir etkileri olmuştur. Onlar edebiyat ortamımızın kısır, bir o kadar kördüğüme dönüşmüş tartışmalarına, meselelerine yetenek, bilgi birikimi ve keskin zekalarıyla farklı bir ışık düşürmeyi, ucu açık bir yol açmayı başarmışlardır. Bunu Fayrap’ı ayrıntılı bir şekilde okuduğumuzda fark ederiz. Doğrusu onlar edebiyat ortamımızın sessiz, sakin, çıkarsız, çalışkan ve fedakar erleridir. Çok şükür böyle kalemler neticesinde edebiyatla ilgili ümitlenebiliriz. Çünkü biz farkında olmasak bile onlar düşünmekte ve çalışmaktadırlar. Hem de bizim için. İnançlarının bir gereği olarak.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Yayın Tarihi: 17 Temmuz 2014 Perşembe 14:25 Güncelleme Tarihi: 17 Temmuz 2014, 15:18
banner25
YORUM EKLE

banner26