Söylemlerden çok canları ortaya koymalı

Şehidlerden bir şehid Erdoğan Tuna... Gitmeden önce, 'Bu bozuk düzenin kahredici illetleri dururken, Müslüman’ın gülmeye asla vakti olamaz!' diyen bir şehid. Fatih Pala yazdı.

Söylemlerden çok canları ortaya koymalı

 

 

Şehidlerden bir şehid Erdoğan Tuna... Gitmeden önce, “Bu bozuk düzenin kahredici illetleri dururken, Müslüman’ın gülmeye asla vakti olamaz!” diyen bir şehid. Gümüşhane ilinin, Şiran ilçesinin, Telme köyünde başlayan dünya yolculuğu (1956), Edirne ilinde, hem imam-hatip, hem de üniversite öğrencisi olarak devam ederken şehadetle son bulan bir şehid (25 Aralık1978).

Zaten iyiler önden ve çabucak gider

Yaşadıklara zamanı bir nur gibi parlatan, aydınlık ömürlü şahsiyettir onlar/şehidler. Gelişi güzel yaşayanlardan hep farklı olmuşlardır. Bunu, farklı olmak için değil, müminliklerinin gereği olarak yapmışlardır. Dertlerin dünyasına girerek, dünyanın derdini yüklenmişlerdir. Sanki bütün insanlığın derdi onların omuzlarındaymış gibi adımlamışlardır fani dünyayı. Saç kıllarından ayak tırnaklarına kadar sevda yüklüdürler, dava sahibidirler. Yüce Yaradan, sanki onları numune olsunlar diye yaratmış. Rasulullah aleyhisselatu vesselam söyler ya hani: “Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine tutunsanız yolunuzu aydınlatır.” İşte şehidlerin davranışları da böyledir. Hangisine el atsak, orada bize kılavuzluk ederler. Aile hayatlarında, eşlik ve ebeveynliklerinde, iş hayatlarında, öğrenciliklerinde, ibadetlerinde, sosyalliklerinde… Ne sayarsanız sayın ve hangisini dikkate alarak incelerseniz inceleyin; karşınıza ibretlik bir tablo çıkacak ve kendinizi imrenme halinde sükûta ermiş vaziyette bulacaksınızdır.

Erdoğan Tuna da öyle. Mehmet Ali Tekin’in, “Şehidlerimiz” ve AKEV’in, “Yakın Tarih Şehidler Albümü” eserlerinden aldığımız bilgilere göre, şehidin babası ve arkadaşları, onun özel ve güzel hallerini anlatmakla bitiremiyorlar. Zaten iyiler önden ve çabucak gider; geridekiler de onları ve onlardan kalan öğütçü halleri, sözleri konuşurlar hep. Ama gidenler muhakkak konuşulacak, anılacak izler bırakmışlardır. Ne güzel bir gidiştir bu ya Rabbi; bize de nasip eder misin? Bize de nasip et!

Şehid Erdoğan, daha küçük yaşlarındayken zulme ve tuğyana eğilmemeyi, başkaldırmayı öğrenerek büyüme yoluna koyulur. İlkokul yıllarından itibaren ibadetlerini asla aksatmamış, günlük işlerinde çokça gayret göstermekle birlikte elinden gelmeyen işte yok imiş. İmam hatipte okuduğu vakitlerde sürekli bir şeyler okuması ve özellikle de kitaplarla meşgul olması çevresinin dikkatini çekmiştir. Çocukluğundan beri çok gayretli ve cesaretli olan, ibadetlerine düşkün, tatil dönemlerinde köyüne geldiğinde kitap okumalarına ara vermeksizin devam eden ve tebliğ faaliyetlerini hızlandırmak için her yola başvuran bir genç olduğunun bilgisini, hem çocukluk arkadaşı ve hem de köyleri Telme’nin o günlerdeki, yani şehadete ulaştığı tarihteki imam-hatibi Zarif Hoca’dan alıyoruz.

Gözleri kararan şehidimiz değildi, karanlığa aşık atan o katil ruhlu zavallılardı

İmam hatiplik görevini yaptığı Tekirdağ’dan bir akrabasına yazdığı mektupta: “Söylemlerden çok, canları ortaya koymak gerek; Allah yolunda canlarımızı feda ederek toprağa dökülen kanlarımızla bu dava yükselecektir!” şeklinde cümleler kurması, onun şehadet sevdalısı olduğuna işarettir. Boyun eğdiği Rabbinin davası olan İslam yolunda, başını çekinmeden vermenin hayalini kuranlardır şehidler kervanını yürütenler, büyütenler, coşturanlar. Yalnızca hayal kurmamış ve bizzat şehadet şerbetini yudumlamıştır güzel Müslüman, aziz şehid Erdoğan Tuna. 80 öncesi yılların çetin ve çetrefilli günlerinde onurluca/izzetlice yaşamış ve zalim sistemin dişlileri arasında kaybolmadan, daha bir bilenerek göklere süzülmüştür bir güvercin misali bu şehid.

Tabi, iyiler, iyilikleri gün gün ve şehir şehir yayarken; kötüler, kötülüklerini uyutacak değillerdi. Erdoğan Tuna’nın Rabbanî mücadelesini kendilerine zarar olarak görenler, bu zararın önüne geçmek için ona uyarıda bulunmuşlardır. Uyarıda bulunmuşlardı ki, yol-yordam bilmeyenlere öncülük etmesin şehidimiz. Uyarıda bulunmuşlardı ki, insanlar vahye dayalı bir hayatın müdavimi olmasınlar. Uyarıda bulunmuşlardı ki, zalimler ve küfür hükümranlığına devam etsin… Buna, şehid yürek dayanabilir miydi? Bu alçak uyarı ve tekliflere, bir mümin kulak asar mıydı? Rabbinden başkasından zerrece korku duymayan iman ve cesaret timsali bir yiğide etki eder miydi bu cahillikler? O, yılmadı ve dönmedi davasından. Nefsine ve şeytana kulluğu tercih edenler de, cürüm işlemeye ant içmişlerdi bir kere. Davet ve cihad öğretmeni vasfındaki bir Müslüman Erdoğan Tuna’yı, bir gün yalnız bulduklarında, tam on dört bıçak darbesiyle yaralayarak kara dünyaya gözlerini kapatırlar. Gözleri kararan şehidimiz değildi, karanlığa aşık atan o katil ruhlu zavallılardı. Bilmiyorlardı muhataplarının cennete yol aldığını. Bilmiyorlardı, onun muradına erdiğini. Bilmiyorlardı, toprağın bağrına misafir ettiği o sımsıcak kanın, büyük ömürlere, koca dirilişlere vesile olduğunu.

Ya Rabbi! Bizleri de şehidlerden yaz!

Bu allı şehid, şehadetinden önce yazdığı bir makalesinde ders üstüne ders veriyor cümle iman sahiplerine! Ona göre, bir Müslüman dertsizmiş gibi gezemez, dolaşamaz, yaşayamaz. Müslüman; ne zamanki kendi düzeninde yaşar, işte o zaman rahat olarak uyumaya hak kazanır. Onun düşüncesine göre, dönemin sistemi yılanların elindedir ve yılanlar içerisinde rahat olarak uyunamayacağının altını çizer. Doğanların diyarında güvercinlerin serbestçe dolaşamayacağından ve Müslümanların kafese konmuş kuşlar misali olduklarından, Müslümanlığın ise göklere kaldırıldığından dem vurmuştur. Öylesine yüce bir kaygı taşımış ki Erdoğan Tuna’mız, bunu hayatını feda ederek tasdiklemiştir. Ne güzel tasdikleyiştir bu, ne âlâ yükseliştir böyle!

Şehid Metin Yüksel’in akranı sayılır Erdoğan Tuna. O, Edirne’de Rabbisine kavuşurken 25 Aralık 1978’de, iki ay sonra da peşine Metin Yüksel’i davet ederek gitmiştir (23 Şubat 1979). Dönemin Akıncılar Dergisi, ortasında Erdoğan Tuna’nın fotoğrafının olduğu ve altında da Osmanlıca olarak yazılmış metinle; hem Erdoğan Tuna’yı, hem de Metin Yüksel’i konu edinen bir resim yayınlarlar. Osmanlıca olarak yazılmış metni, kendi çabalarım sonucu şu şekilde çözümledim; yanlışım varsa düzeltilmesini isterim: “Ey Metinler ve Erdoğanlar! Müstakbel İslam Devleti’ne bedeninizle temel taşı olduğunuz. Bu uğurda bıraktığınız yolu, biz tamamlayacağız. Ruhunuz şad olsun!”

Erdoğan Tunaların, Metin Yüksellerin yaktığı bu sönmez meş’ale, bugün sürdürücülerini bekler. Kim bilir, belki de sürdürülüyordur da kimi gözler bunu görmüyordur. Şehidlerin bizlere bıraktığı şehadet ve cihad mirası kadar, daha değerli ve daha kıymetli başka bir varislik olamaz.

Ya Rabbi! Bizleri de şehidlerden yaz. Bizleri de şehidlerle yaz. Âmin…

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2013, 17:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13