banner17

Sosyal bilimlerden beslenen Osmanlıca ustası

Mustafa Koç salt bir dilbilimci değildir. Dili, düşünceden ve toplumdan ayrı düşünmez. Zeki Dursun yazdı..

Sosyal bilimlerden beslenen Osmanlıca ustası

 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi TDE bölümünün koridorunda bir insan… Heybeti, gülüşü, davranışı ile farklı.. Garip bir adam…

Herkes tarafından Osmanlı Türkçesi konusunda parmakla gösterilen bir irade… Yalnız, herkesin içinde ama kimseyle değil… Herkesle konuşan ama sadece kendisiyle konuşuyormuşçasına bir eda…  Sonra sessizlik… Biraz Orta Asya… Biraz Fatih Üniversitesi… Biraz Kıbrıs… Derken tekrar kendine dönüş…

Dünyanın ilk yapma dilini okuyan ilk dilbilimciMustafa Koç

Mustafa Koç Hoca kendine her döndüğünde bir eser zuhura gelir. Bu kendine dönüşlerinin eserlerinden biri de Baleybelen… 16. Yüzyılın (diğer adıyla Kanuni yüzyılı) velud sufilerden Muhyi-i Gülşeni, kellenin sıkıntıda olduğu bir zamanda, mecburen yeni bir dil oluşturur. Çünkü dönemin tekkelerinde konuşmak kellenin gitmesi için bir sebeptir. Şehzade Mustafa katledilmiş, Kanuni Şehzade taraftarlarına muhalif.

Muhyi, Mısır’da yaşayan bir Gülşeni dervişi… Hocası Hafız Ahmet Efendi… Şehzade Mustafa’nın katli sırasında hocasıyla İstanbul’a gelir. Tekrar Mısır’a döner ama devir u devran değişmiştir. Konuşmak sıkıntılıdır. Dünyanın ilk yapma dilini oluşturur Muhyi, adına “Baleybelen” der.

Kitap yüzünü Kahire’de araştırma için bulunan Mustafa Koç’a gösterir. Koç, Osmanlıca okur, kelimeler anlamsızdır; Arapça okumayı dener, bir sonuç çıkmaz; Farsça okumaya çalışır ama eser nazlıdır, bir türlü perçemini açmaz. Sonra bir kayıtta bu kitabın Muhyi’nin Baleybelen’i olduğunu anlar ve kitap perçemini açar. Mustafa Koç eseri okuyabilen ilk dilbilimci olur. Yayına haızrladığı kitaba, bugün pek çok kadim kitapta eksik bırakılan o dönemin şartlarını ve kitabın içeriğini anlatan kallavi bir giriş yazar. Muhyi’nin tanınmasını sağlayan dilbilimci Mustafa Koç Hocadır.

Mustafa KoçBilim ve Sanat Vakfı’nda ya da Fatih’te Asude’de

Hani sohbeti kafasını dağıtmak için yapan insanlar vardır ya, Mustafa Koç da o ekiptendir. Sabaha kadar çalışan, teberrüken uyuyan, çalışma vakti gelinceye kadar da sohbet eden bir insan… Bilim ve Sanat Vakfı’nda ya da Fatih’te Asude’de kendisinin sohbetine şahit olan nice can vardır.

Baleybelen’le Mısır sahasından Türkçeye seslenen Mustafa Koç, Anadolu sahasından da Türkçeye Aşçı Dede’nin Hatıraları ile seslenir. Osmanlı sarayı çevresinde yaşayan, Mevlevilikle irtibatı olan bir adamın günlüklerini günümüz Türkçesine aktarır. Yol arkadaşı Eyüp Tanrıverdi olur. Mustafa Koç kendine dönmüştür bir kere. Eserler peş peşe gelir. Kınalızade’nin Ahlak-i Alai’si de okurla buluşur aynı yıllarda.

Arkasını dünyaya dönerek yazan ve düşünen bir insandır o

Mustafa Koç salt bir dilbilimci değildir. Çalışmaları sosyo-linguistik üzerinden gerçekleşir. Dili, düşünceden ve toplumdan ayrı düşünmez. Bütün eserlerinde bu tarafı gözetir: Dilin toplumsal açıdan değişimi ve bunun hayata yansıması.Mustafa Koç

Mustafa Koç, İstanbul üzerine çalışmalarıyla da bilinir. Değişen ve kaybolan İstanbul onun gündemindedir. Nerede bir tekke, nerede bir yatır, nerede bir kitabe varsa orada Mustafa Koç vardır. Fatih’ten başka bir yerde uzun süre kaldığı vaki değildir. Onun için Fatih her şey demektir. Kendisi demektir.

Şehrin tarihine nüfuz etmeni yolu olarak Meşayıh defterlerinin okunmasını görür. Bu bakımdan Süleymaniye Kütüphanesinin Meşayıh Arşivi, onun ziyaretgâhlarından biridir her zaman.

Evi her zaman çalışmayı düşündükleri ve çalıştıklarıyla döşelidir. Arkasını dünyaya dönerek yazan ve düşünen bir insandır o. El-an bir sözlük çalışmasıyla meşgul.

Her kim kendisini ziyaret etme niyetiyle yanına varırsa bizden de selam etsin ve ellerini beni adıma öpsün.

 

Zeki Dursun, özleyerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Ekim 2012, 10:58
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20