Son yıllarında Ayasofya için çalışıyordu

Ziyad Ebüzziya eski harflerin öğrenilmesini teşvik etmiş, kütüphanesini genç araştırmacılara sonuna kadar açmıştı. Rumeysa Kılıç yazdı..

Son yıllarında Ayasofya için çalışıyordu

Ziyad Ebüzziya, saltanatın son demlerinde doğmuş (1911) ve yeni rejim döneminde yetişmiş bir fikir ve sanat adamı. Gazeteci yönü ile tanınsa da gazeteyi fikir ve çalışmalarının atölyesi olarak kullanır. Doğumu Osmanlı’nın son dönemlerine rastlar fakat Ebüzziya ailesinden olmasının da etkisiyle Osmanlı terbiyesinin bütün inceliklerini taşıyan bir İstanbul beyefendisi olarak yetişir.

M. Emin Gerger, onu şöyle anlatıyor: “Dostluğumuz boyunca bir kez olsun ağzından lüzumsuz, ölçüsüz bir söz işitmedim. Evine her gittiğimizde bizi hoş tutar, ikramda bulunur, sorduğumuz soruları enine boyuna cevaplar, ilmî, tarihî, siyasi ve kültürel konular etrafında bizleri ihya eder, aydınlatırdı. Herkesin anlayabileceği bir şekilde konuşur, tatlı tatlı sohbet eder, sohbetlerine doyum olmazdı.” Misafirlerine ihtimam gösteren, özellikle genç araştırmacılara rehberlik etmekten memnuniyet duyan birisidir. Gözünüzde canlanması için misafirlerinin ona dair anılarından yola çıkarak tasvir edersem, önemli bir konuyu konuşmak, danışmak için ziyaretine gittiğiniz bu adam, muhabbet duyduğu kitapları, antika eşyaları, sırtına konacak kadar ona alışmış kuşları ve sarımtrak kedisi ile sizi karşılıyor ve ziyaretinizi önemseyerek kafanızdaki her soruyu uzun ve anlaşılır bir dil ile cevaplamaya gayret ediyor.T ablo çok güzel değil mi? Bu bakımdan Ziyad Ebüzziya, Gerger’in de deyimiyle ilminin zekatını en üst limitten veren bir ilim adamıydı.

Onun fikir dünyasının temel taşlarını sabah erken saatlerde başlayıp gece yarılarına kadar süren bir çalışma temposu, iyi bir gözlem ve analiz kabiliyeti oluşturur. Ben hayata bu derinlikli yaklaşımını en çok anılarını anlattığı röportajlarını okurken farkettim. Ziyad Efendi anılarını zihninde kalan yansımalar ve onların ortaya çıkardığı duygular olarak değil, dönemi ve kendisini çözümleyerek, kişisel tekamülüne katkısı ile anlatıyor. Bu anılar bugün hâlâ bize geçmişte bıraktıklarımızdan esintiler taşımakta. Cumhuriyet ile birlikte her ne kadar tarihimiz, kültürümüz, dilimiz ve hatta dinimiz bize unutturulmaya çalışılmış olsa da inşallah Ziyad Ebüzziya gibi mümtaz şahsiyetler üzerinden zihnimizde bir Osmanlı münevveri portresi çizmemiz ve onların ilmî derinliklerinden istifade ederek resmi tarihin yalanlarına karşı bir savunma duvarı oluşturmamız mümkün olacaktır.

Gazeteciliğin zorluklarını derinden yaşayan bir aile

Ziyad Ebüzziya, Osmanlı’da gazetecilik hareketlerinin ilk temsilcilerinden Ebüzziya Tevfik’in torunudur. İstanbul geleneğinin içinden gelen ailenin kökleri Horosan’ın Şereflü aşiretine dayanıyor. Hatta Horasan’dan göç ettikleri Koçhisar'ın “Şerefli Koçhisar” olarak anılması da bu sebepledir. Ailenin köklerinin eskiliğini, Ziyad Ebüzziya’nın bir röpörtajda atalarının Yavuz döneminde saraya at veren esnaftan olduğunu söylemesinden de biliyoruz. Ebüzziya soy ismi ise aile kadar eski değil. Namık Kemal ile birlikte gazete çıkaran dönemin önemli fikir adamlarından Tevfik Bey, “Vatan Yahut Silistre’’den dolayı çıkan olaylar sebebiyle 22 yaşında iken Rodos’a sürülecek ve burada yazılarını kendi adıyla yayımlayamadığı için Ebüzziya (Ziya’nın babası) imzasını kullanacaktır. Daha sonraları bir röportajda Ziyad Ebüzziya bu sürgünü anlatırken Abdülaziz ile Abdulhamit’in farkından bahsederek Abdulaziz’in sürgün ettiklerinin maaşını kestiğini, Abdulhamit’in ise bunu yapmadığını, dedesinin Abdulaziz döneminde sürgün edilmesinden dolayı beş kuruşsuz kaldığını söyleyecektir.

Ebüzziya’ların sürgün hadisesinden sonra hem soy isimleri, hem de kaderleri gazetecilik ile çizilmiş olur. Aile gazeteciliğin Türkiye’de gelişmesinde dededen toruna etkili olur. Fakat gazetecilik o dönemde de bedelleri ağır bir meslektir. Ziyad Bey’in babası Talha Ebüzziya, o henüz on yaşındayken, Milli Mücadele döneminde İstanbul’da çektiği fotoğrafları Anadolu’ya gönderdiği için İngilizler tarafından atıldığı hapishanede koşulların kötülüğü yüzünden vefat edecek, amcası Velid Ebüzziya ise Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkarıldığı dönemlerde yeni rejim tarafından gazetesi kapatılarak İstiklal Mahkemelerinde yargılanacaktır.

O yıl cami izci salonu yapıldı”

Siyasete atılıp gazeteciliği bırakana kadar Ziyad Ebüzziya da bu mesleğin zorluklarını yaşamıştır. O, sadece çalışma hayatı içinde değil, gazeteciliğin baba mesleği olmasından dolayı çocukluk yıllarından itibaren siyaset ve çatışmanın içerisinde bulunmuş birisidir. Babasının vefatından sonra eğitimi ile amcası ilgilenmiş, ilkokul yıllarını işgal İstanbul’unda Anadolu’ya kaçan hocalar sebebiyle boş okullarda geçirmiş, daha sonra ilk ve orta öğrenimini Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nde tamamlamıştır. Osmanlı geleneğinden geldiği için bu okulun mezunu olmakla her zaman övünmüştür.

Ancak o günün Galatasaray Mekteb-i Sultanisi ile şimdinin Galatasaray Lisesi arasında derin bir uçurum var. Galatasaray Lisesi ile ilgili anılarında Ziyad Ebüzziya’nın lisenin bir İslam mektebi olduğundan söz ettiğini görüyoruz. Meşrutiyet’e kadar okulda farz namazların cemaatle kılınmasının mecburi olduğundan, daha sonraları ise okulun mescid olarak ayrılmış kısmında namazların kılınmaya devam edildiğinden, ezanı okulun resmi müezzinin okuduğundan, din dersi hocasının ise imamlık yaptığından söz ediyor. Anılarında, caminin kapatılışını “1927 yılı sonunda Galatasaray Camii tamamen kapatıldı. 1928-1929 ders yılına girdiğimiz zaman caminin kıymetli ve güzel halılarının kaldırılmış, minberinin yok edilmiş, duvarlara asılı nefis hat levhalarının indirilmiş olduğunu gördük. Bu sanat eserlerine ne oldu? Allah bilir… Mihrap bir tahta perdeyle örtülmüştü. O yıl cami izci salonu yapıldı.” diyerek anlatır.

Galatasaray Lisesi’nin ardından öğrenim hayatına İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devam eden Ziyad Bey, yüksek tahsilini tamamladıktan sonra amcasının çıkardığı Zaman gazetesinde çalışır, daha sonra Tasvir-i Efkar gazetesine geçer ve aynı gazeteyi ilerleyen zamanlarda Tasvir ismi ile çıkartır. Gazete Demokrat Parti'yi destekleyen bir yayın politikasına sahip olduğu için on yedi defa kapatılır, kendileri otuz beş defa mahkemeye verilir. Zaten sonrasında Ziyad Bey, Demokrat Parti’den aday olmuş ve ikinci aday oluşunda Konya’dan milletvekili seçilmişti.

Kendisine 'zarif mücahit' de denirmiş

Fransızca, Almanca, Rumca bilen Ziyad Ebüzziya, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin kurucu mütevelli heyeti üyesi ve daha bir çok vakıfta önemli görevlerde bulunmuş birisidir. İmzalı tek çalışması Sahir Kozikoğlu ile birlikte kaleme aldığı ‘Galatasaray 1922-1933 Tarihçesi ve 1933 Yılı Mezunlarının Elli Yılları (İstanbul 1986)’ adlı kitaptır fakat imzasız çalışmaları azımsanmayacak kadar fazladır. Türkiye’nin fikir ve düşünce hayatına bir çok katkıda bulunan Ziyad Ebüzziya, hayatının son yıllarında Ayasofya’nın kapatılmasına sebep olan belgelerin düzmeceliği üzerine çalışıyordu.

O her zaman, Batı’nın Doğu karşısındaki ikiyüzlülüğünü bilir ve bundan dolayı ümmet için çalışması gerekenin yine ümmet olduğunu söylerdi. Eski harflerin öğrenilmesini teşvik etmiş, kütüphanesini genç araştırmacılara sonuna kadar açmıştı. Dolu dolu geçen ömrü İstanbul’da 1994’de nihayete ermişti. Kütüphanesini İslam Araştırmaları Merkezi’ne bağışlamıştı. İSAM’dan aldığım bilgiye göre toplam 5700 civarında eser içeren bu kütüphanede kitap, dergi ve nadir eserler mevcut imiş. Allah ‘zarif mücahit’ diye de isimlendirilen bu kulunu razı olduklarından eylesin.

Rumeysa Kılıç yazdı

Yayın Tarihi: 23 Mayıs 2014 Cuma 14:24 Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2020, 23:23
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26