Sömürüye başkaldırı fitilini 1952'de ateşledi

Frantz Fanon’un ilk eseri Kara Deri Beyaz Maske 1952'de yayımlanır ve özellikle bütün dünyada yavaş yavaş uyanmaya, konuşulmaya başlanan kavramlar arasında yer alan insan hakları, sömürgecilik karşıtı hareketlerle siyahların bilinçlenmesi konusunda, siyasiler ve sivillerle birlikte siyahlar üzerinde büyük bir etki yapar.

Sömürüye başkaldırı fitilini 1952'de ateşledi

 

Yeryüzünün Lanetlileri, yaşadığı dünya ve zaman diliminde, bir siyah adamın, bir kara çehreli psikiyatristin değişen dünya düzeni içerisinde içsel bir aydınlanma yaşamaksızın tanık olduğu muazzam hadiselerin hemen sonrasında kaleme alındı. O zamana kadar Frantz Fanon diye biri yaşamıyordu dünya üzerinde. “Düşlerimizi, bâtıl inançlarımızı ve geçmişteki kan bağına dayalı yakınlıklarımızı terk etmek zorundayız. Karşılaştığı yerde, dünyanın dört bir yanında bulunduğu yerde öldürdüğü insanları anlata anlata bitiremeyen şu Avrupa’nın kuyruğunu bırakalım.” dediği yıllarda kan kanserine yakalandığını bildiği halde kaleme almaktan bir an olsun geri durmadığı iki eserini de hasta yatağında nihayete erdirdi.

“Şu Avrupa’nın kuyruğunu bırakalım” derken, bir fosil kalıntısından farkı olmayan Avrupalı, işkenceci beyaz adamın, işkence yaparken onun aslında nasıl da masum göründüğüne övgüler dizen sahtekâr kanaat önderlerine ve velilerine sesleniyordu: “Şiddet, tedavi eder. Halkı aşağılık kompleksinden, umutsuzluktan ve eylemsizlikten kurtarır. Onu korkusuz kılar ve özgüvenini tekrar kazanmasını sağlar.”

Şöyle, biraz daha geriye doğru eğilelim ve rezil bir çağın gerisinde bıraktığı felaketlerin kaynağını yeniden hatırlayalım: Batı düşüncesi, felsefenin derinliğine nüfuz edebilen aristokrat tavrıyla, üçüncü dünyayı her zaman sömürgeci zihniyetinin dürbününden seyretti. Şüphesiz bütün bu alışkanlığın esas temelleri arasında, Rönesans ve coğrafî keşiflerle sürüklenen maceracı ruhlara ferahlık sunan yeni denizyollarının keşfiyle birlikte beyaz adamın sözde bu yeni insan ırkına duyduğu derin ve sızılı köleci iştiyakın payı büyüktür. Yüzyıllar boyunca devam edegelen ve ilginçtir ki çok kısa sürede beyaz adamın mantığını savunan ve bir çeşit ‘katiline duyduğu derin, ruhî hazla kendi geçmişini unutmuşçasına bir portre çizen siyah adam’, kendi geleceğini düşünmemeyi öğrenmiştir/öğretilmiştir artık.

Bilinçli bir öğrenme değildir elbette bu ameliye. Maddi ve manevi bütün unsurlarıyla yeni dünyanın efendileri arasında yer kapma yarışına giren ‘medeni Avrupa’, yeni kimlik, teknik, modernizasyon ve aletleri başta olmak üzere, hür dünyanın yoksul toprak sahiplerine doğru, kara Afrika ve Hindistan üzerinden yepyeni keşifler ortaya çıkarıverdiler. Sözde mutluluk arayışına bir son verecek yepyeni keşifleriyle, kara adamın bembeyaz ruhuna ilk karanlık tohumları atıverdiler. Kitabın, Yeryüzünün Lanetlileri’nin önsözünde Jean-Paul Sartre içine doğduğu milleti adına özeleştiri babında şunları yazacaktır: “Görev tek, amaç tek: her tür araçla sömürgeciliği sürüp atmak. En uyanıklarımız gerektiğinde bunu kabul etmeye hazırdırlar, ama bu güç denemesinde aşağı-insanların bir insanlık belgesi elde etmek için kullandıkları tamamen insanlık dışı yöntemi görmeden gelemezler: Hemen verin şu belgeyi de barışçıl yollarla bunu hak etmeye çalışsınlar. Soylu ruhlarımız ırkçıdır. Fanon’u okumaları iyi olur. Fanon, bu bastırılamaz şiddetin ne bir bardak suda fırtına, ne barbar içgüdülerinin yeniden ortaya çıkışı ne de bir hınç olduğunu kusursuzca gösteriyor: kendine gelen insandır bu.”

Irksal önyargıları bir filozof ve bir psikiyatrist bakışıyla ele alır

Fanon’un ilk eseri Siyah Deri Beyaz Maske 1952'de yayımlanır. Kitap, doğrudan sömürgeciliği ve onun insan ve toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini irdelemektedir. Özellikle bütün dünyada yavaş yavaş uyanmaya, konuşulmaya başlanan kavramlar arasında yer alan insan hakları, sömürgecilik karşıtı hareketlerle siyahların bilinçlenmesi konusunda, siyasiler ve sivillerle birlikte siyahlar üzerinde büyük bir etki yapar. Kitap, beyazların sömürgeciliğinin siyah kurbanlarına varoluşsal olarak hayalî ve alçaltıcı bir varoluş empoze ederek, sanki onları yozlaşmış değerlerinden kurtararak daha iyi bir gelecek sözü vermektedir. Çünkü sömürülenler sömürenler tarafından insan olarak görülmemektedirler. Yani sömürülenlerin kabul etmeye zorlandıkları bir felaket vardır ortada.

Fanon, bütün bir kitap boyunca, ırk ve renk sorununun nasıl olup da bütün imgeler ve sözcükler arasında kurulu dünya ile bağlantılı olduğu anlatma uğraşı vermektedir. Örneğin, “Fransızca’daki adalet, gerçek ve erdem kavramları da her zaman yüceltilen beyaz olmanın simgeleri değil midir?” diye soran Fanon, gerçeklik bağlamında sosyal ve ekonomik durum ve ayrımları göz önünde tutarak, ırksal önyargıları bir filozof ve bir psikiyatrist bakışıyla ele alır. Kitap, metinler arasında son noktaya kadar tonu öfkeden kabararak daha yumuşak neticelere ulaşan farlılıklar barındırır. Aynı zamanda kitabın şiirsel dili ile de gücünü günümüzde dahi sürdürmeye devam ettirdiği söylenebilir.

Şüphesiz XX. yüzyıl, dünya savaş ve sömürgecilik tarihinin görebileceği en kanlı ve en dokunaklı insan/lık fotoğraflarına tesadüf eylemiştir. Batı zekâsı, üstün olduğunu anladığı ve hissettiği Rönesans sonrası geçen zaman dilimi içinde, sözkonusu üstünlüğünü devam ettirmek ve bunu sözde geri kalmış üçüncü dünyanın ‘pis köle’lerine kabul ettirmek ve onlara ‘medeniyet’ götürmek gibi pek üstün(!) bir görevi vazife bilmiştir. Sömürgeci Batılı adam, yüzyılların kirlettiği kanlı çizmeleri ve elleriyle Afrika’nın kaderine doğru uzandığı anda, kara kıtanın kara adamları birden fazla Avrupalı kavmi karşılarında bulmuşlardı; Fransızların öncü kuvvet olarak yer aldığı bu kervanda İngilizlerin, Hollandalıların, İsveçlilerin, sonrasındaysa Almanların ve İtalyanların yüzyıllar boyunca zavallı Afrika insanına dikte ettiği bir gerçek vardı ki o da ‘medeni olmanın bir bedel gerektirdiği’ydi. Özellikle yakın dönem dünya savaş tarihinde, çocukların dahi sömürgeye karşı direnen ülkelere gönderilecek bombaların üzerine, ‘Yeni yılınız kutlu olsun!’, ‘Sürpriz!’ türünden cümleler çiziktirdiğini hatırlayınız lütfen.

Yüzyıllar içinde Doğu’nun bir gergef titizliğiyle işleyerek meydana getirdiği ve fakat Batı düşüncesinin birkaç çırpıştırmayla kendine mal etmeye yeltendiği İslâm hukuku ve mücadelesi üzerine çok şey söylenebilir şüphesiz. Bu nokta özellikle XX. yüzyılın kanlı safhaları arasında yer edinmiş birtakım ideolojilerin, doktrinlerin ve sistemlerin yapısı gereği, İslâm düşüncesinin adalet mekanizması ve işleyişi itibarıyla hayırhah bir tutum sergilemelerine elbette engel teşkil ediyordu. Yani kara kıtanın İslâm’la şereflenen kabile ve kavimlerini Hıristiyanlık inancı doğrultusunda yetiştirmenin biricik itici kuvveti olarak sömürü bütün olarak elbette bir anlam ifade ediyordu. Beyaz adam medeniyet getirecek ve fakat bunun karşılığı olarak beyaz adama mutlak itaat edilecekti.

Afrika ve Amerika’daki pek çok toplumsal hareketin biricik esin kaynağı olur

Bu itaati öncesinde mutlak teslimiyetle kabul, sonrasındaysa sorgulayarak reddedenlerden biri olarak Frantz Fanon, klasik Afrika menşeli siyah bir köleden başkası değildi. Yaşamının unutulmaz iki karesinden ilki: Yıl 1940. Fransa faşist naziler tarafından işgal edilir. Bu işgali takip eden aylar içinde, 20 Temmuz 1925’te doğduğu yer olan Martinik’e üs kuran Fransız ordusunun, kendi yerli halkını sömürme ve onlara karşı keyfî, suistimallerle dolu tavırlara bürünmesi, Fanon’un henüz bakir düşüncesi üzerinde çok derin bir etki bırakır. Koloniyel ırkçılık ve devamında yaşadığı yabancılaşma hislerinin gerçekliğini kısacık yaşamı boyunca tıpkı bir cüzdan gibi sürekli kalbinde ve düşüncesinde taşıyacaktır. İkincisi ise,  Nazi işgali neticesinde, henüz onyedisinde olan Fanon, “içinde galeyana gelen duyguların etkisiyle, kendi dar çevresini aşarak, asıl kökenini sorgulamayı dahi gerekli görmeden, ‘anavatan’ Fransa’nın kurtuluşu için, Özgür Fransız Güçlerine katılmaya karar verir. Bir Fransız vatandaşı olarak, kendilerine ‘medeniyet’ bahşeden beyaz efendilerle çoktan özdeşleşmiştir çünkü.”

Bu iki hadise sonrası Fanon’un düşünceleri, yaralandığı savaş sonrası kendisine verilen cesaret madalyasıyla daha da berrak bir hale gelmişti. Felsefe ve psikiyatri eğitimi sonrasında Cezayir savaşına gönüllü katılırken yeni bir dünyaya doğacağının hemen hemen farkında gibidir. Ölümünden birkaç ay önce bitirdiği Yeryüzünün Lanetlileri’nde, en ince detaylarıyla Fransız kuvvetlerinin Cezayirli direnişçilere uygulamış olduğu işkencelerin etkilerini psikososyal cepheden tartışır. Yıllarca devam eden sömürü ve asimilasyon sonrası, Cezayirli yerlilerin yıllar süren sözkonusu sömürüye karşı çıkışlarında yaşadıkları ağır travma ve işkence sonrası ruh hallerini dillendirir. Yeryüzünün Lanetlileri, özellikle altmış ve yetmişli yıllar boyunca kuzey Afrika toprakları üzerinde devam eden emperyalizm karşıtı mücadelenin ve kara adamın özgürlüğünün, medeni dünyanın gözüne soktuğu manifestosu olarak kabul görür. Afrika ve Amerika’daki pek çok toplumsal hareketin biricik esin kaynağı olur.

Artık rahatça ölebilecektir Fanon. Müslüman halkların ve bütün ezilen siyahîlerin emperyalist savaşta akıtacakları kanı kutsayacak bütün doneleri sıralamıştır eserlerinde. Özellikle, bugün ‘Arap Baharı’ olarak kendisine hayatiyet bulan Arap ülkelerindeki otoriteye başkaldırıyı tetikleyen güç, aslında altmışlarda bizzat Fanon’un kendisince teorik olarak yazılmış ve pratik olarak uygulanmıştı. Cezayir bağımsızlık hareketinin esin kaynağı olarak geri planda fon olarak duran kıyam, marksist bir düşünürün emperyalizme karşı duruşunun özgün bir ifadesi olarak ezilen ulusların modern dünyada imrenerek baktığı bir fener olmuştur. Sonrasındaysa Frantz Fanon, ismini İbrahim Fanon olarak değiştirecektir.

 

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Temmuz 2013, 15:23
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13