Şiiri kanayan Derviş

Ve öldüğü gün şair, açıldı dili halkının; gördü gözü dünyanın katliama dair olan her şeyi.

Şiiri kanayan Derviş

Mahmut Derviş Şiirinden akan Kan

Neden Arap şairler ya sürgünde ya da uzak bir ülkenin hastanesinde ölürler?!

Bilmiyorum; ya da çok iyi bildiğimden yumruklarımı sıkıp dişliyorum etimi.

Mahmut Derviş denildi mi içimde bir yerler sancır. Ona dair düz cümleler kuramayacağım gelir aklıma. Birden yetmişli yıllara gider, uçak kaçırmak, kefiyemin üzerine bir parça perçem düşürmek isterim. Oradan 1942"de Beytlehem civarında bir bebek ağlamasıyla mutlu olmak isterim. Bir yanım Arap olur, öbür yanımla dururum tüm zorbaların karşısına. Mekke"ye geçer, Ukaz Panayırında bir şair"in Kureyş Ulularından iki parça gümüş kazanma kaygısı gütmeden gazel okumasını dinlerim. Gözlerimi açarım ki ellerinde taşlarla, tanklara karşı durmuş Hanzalaların kulaklarına bir şeyler fısıldayan kalın çerçeveli gözlüğüyle Mahmut Derviş"i görürüm.

“Arabım!” derken ırkçılığa değil de sürgün ve yaralı yanına vurgu yapan bir avazı vardır şairin. 6 yaşında ömrünün üzerine siyon yıldızı düşmüş bir adamın hikayesini yazmak, üzerinde gökyüzünün ferahlığından başka baskı duymayan bir adem için hiçte kolay değil! Ona ait şiirlei okuduktan sonra ifalah olmadım sanırım. Zira uslanmaz bir yan vardı şiirde.

Araplarda, Türk geleneğinin aksine solcu olmak “milliyetçi” olmak olarak tezahür etmiştir. Sol menşeîli olupta Arap milliyetçisi olmayan bir Arap bulmak neredeyse mümkün değildir. Bu sebepten biz Türkler Arapları her zaman tuhaf karşıladığımız gibi, bu inanış biçiminden dolayı da garipseriz. Ama ben buradaki garipsemeyi İslam"ın “gariplerin dini” olmasına yontarak yazıma devam etmek istiyorum.

 

 

Mahmut Derviş,

İslamcı değildi.

Dindar da değildi.

Modern ve laik bir yaşam tarzını seçmişti.

Uzlaşmacıydı, Hamas"ın, Hizbullah"ın, bir vakitler El-Fetih"in aksine.

Uçak kaçırmalara, intihar bombacılarına da karşıydı.

Ama şiiri bir intihar bombacısına fünyeyi patlattıracak kadar dolu yazdı.

Özgürlüğü 6 yaşında katledilmiş bir Arap olarak daima savaşkan bir dil kullandı.

Yaser Arafat"ın yanına oturduğunda ise “Barış olmalı!” diyordu. Bu bir tezat değil, şairin daima basiretli duruşuydu.

Dedim ya, dindar değildi, İslamcı hiç değildi; lakin çok İslamcıya çok dindara abdest aldırır su vardı şiirinde. Muhammed"i babasıyla birlikte vurduklarında bir varilin ardında, Mahmut Derviş"in dizeleri Kur"an"dan ayetler okur gibiydi Muhammed"in kulağına. Bu yüzden ağlamadı Muhammed ölürken. Bu cesaretle Muhammedin babası şehadet parmağını kaldırıp Lanetlilere meydan okudu.

Leyla Halid, önce Ürdün Parlamentosuna, ardından Filistin Barış Görüşmelerine delege olarak katıldığında uçak kaçıran bir militan değil; çocuklarının özgür dünyada büyümesini isteyen bir Filistinli anneydi. Bassam Ebu Şerif"in ruhu Ramallah"ta her gün secde ediyordu Kudüs"e doğru. Nizar Kabbani sürgün yediği ve de diplomat olark gittiği her ülkede bir sürgün kral lehçesiyle Samilerin derdini anlatıyordu. Mahmut Derviş ise hepsiydi! Samih el- Kasım “doğduğumuz gün direniş de doğdu!” demişti. Bu dizeler aslında Mahmut Derviş"ten başkasını işaret etmiyordu. Naci el-Ali nasıl ki Hanzala ile sessizce ama yıkılmadan yok edilen bir millet adına dikilmişse dünyanın en imansız ordusu karşısına, Mahmut Derviş de “silah kaçırılan gecelerde” doğmuştu. Firavun"un “Arz-ı Mevud"a köleleri kaçıracak olan çocuk doğacak, erkek çocukları öldürün!” dediği bir gecede. Araplar, şairleri için “çölün gezgin-sürgün kralları” derler. O kralın gözlerinde neler görüyorum yıllardır?

 

“Gözlerin bir diken

yüreğe saplanmış,

çıldırasıya sevilen,

işkencesine dayanılamayan.

Gözlerin bir diken,

rüzgârdan koruduğum,

ötesinde acıların, gecelerin,

derinlere sapladığım.

Kandiller yanar ışığınla,

geceler dönüşür sabaha.

Bense unuturum birden,

- göz rastlar rastlamaz göze-,

yaşadığımız bir vakitler

kapının ardında

yanyana.”

 

Filistinli sevgiliye seslenirken neler hissetmişse ben de aynı acı ve aşk duygularıyla bakıyorum resmine:

 

http://www.video75.com/_zv9jxbhjMt/mahmoud-darwich-free-pal/

 

Bu ülkede  “Arabım!” şiirini en güzel okuyanlardan birisi de İbrahim Sadri idi Sadri Alışık sözlerini okumadan evvel. Dolu bir avaz, boyun eğmeyen bir üslûpla okunmalıdır Mahmut Derviş şiirleri. Tıpkı sesindeki o Musa avazı gibi .-Biliyorum Hz. Musa kekemeydi ve kardeşi Hz. Harun O"na dil oluyordu.- Bu durumun tefsiri ise, Mahmut Derviş şiirindeki satır aralarını Arap çocukları doldurmuştur, şeklinde olabilir.

 

http://www.mahmouddarwish.com//

 

Şeceresi bellidir şairin. Temiz bir soydan gelmiştir. Temiz bir soydan gelenlerin başına gelen bela ise; soysuzlarla savaşmaktır. Şiirinde aşk, şiirinde silah sesleri, şiirinde ahenk, şiirinde lirizm olan bir Arap şairin kavga etmek için en gelişmiş orduya ihtiyacı yoktur.  Zira, gelişmiş, beliğ bir dil “bitirir savaşı”.  Lakin 2008 yılı güzel adamların göç zamanıydı. Erdem Beyazıt gibi, Mahmut Derviş gibi… Bitiremedi savaşı ama ,”kesilmedi de hem başı hem de dili!”. Gabar Dağlarından Yemen"e; Cebel-i Tarık"tan Elburz Dağlarına kadar çocuklar Filistin Ulusal Marşını söylüyorlar tüm petrol baronlarına inat.

Ekmeğini taştan çıkaranların şairi öldü!

Ama şiiri yankılanıyor dünyada.

Bu sese kayıtsız kalmayan insanlar ödüller verdiler ona. Rusya"da, Bosna"da, Türkiye"de, Fransa"da...  Ama en büyük ödülü özünü inkr etmeyen Arap çocukları veriyorlar rahmetli şaire:

 

“Ve ant içerim ki, bir mendil işleyeceğim yarına kadar, gözlerine sunduğum şiirlerle süslüve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı: "Bir Filistin vardı, bir Filistin gene var!" şairin Sevgili"ye seslendiği sözleri çınlatarak Süleyman Tapınağı"nın duvarlarında.

"ayaklanışım özgürlüğüm,

bununla tanındım ve tanınacağım"

Beyrut Kasidesi"nde böyle demişti ve dediği gibi hatırlayacağız O"nu. Tarih kitaplarından, resmi anlayışların dayattığı zorlama kahramanlardan çok öte bir “Musa dili”ni yaşatan sürgün kralı; şiiri, duruşu, laik ve modern olduğu halde dinine hürmetiyle anacağız. Rahmet ve dua ile ey Arapların son sürgün kralı. “Ben Arap Ahmet'im / Dedi / Ben kurşunlar / Ben portakallar / Ve düşler. / Benim çadırımdır Tel Zaatar / Anayurt benim / Sürüp giden o yolculuk anayurda / Doğu'dan ta Batı'ya / Bilendi bütün kılıçlar Ahmed tanımaya başlarken / Ellerini ayaklarını / Süzülen bir yıldız gibi Bakıp bakıp Hayfa' ya. / Ahmed'di seçilen kurban / Kentler asfalt organlarını / Bırakıp arkalarında / Düştüler peşine Ahmed'in / Öldürmek için. / Doğu'dan ta Batı'ya / Cenaze törenini hazırlıyorlardı. / Giyotinlerden giyotin beğenip.”

Zeki Bulduk yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 10:48
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
nizar
nizar - 11 yıl Önce

eyvallah zeki. mahmud derviş herhalde bundan daha iyi anlatılamazdı.

mehmet naci
mehmet naci - 11 yıl Önce

Mahmud Derviş'in kendi sesinden şiirleri buradadır. saygılar.

http://www.mahmouddarwish.com/

banner19

banner26