Seyfullah Aslan'ı bulduk

'Bu bir latife olarak alınacaksa dahî, kişisel rönesansımın İmam-Hatip kapısında başladığını söylemeliyim.'

Seyfullah Aslan'ı bulduk

Seyfullah Aslan Edebiyat dünyasında güzel bir yer edinen ve sonra yayınına son verilen Derkanar Dergisi’nin yayın yönetmenliğini yapmıştı. Kendisiyle hem bu süreci hem de şimdi neler yaptığını konuştuk

 

Seyfullah Aslan nerede, ne yapıyor?

İstanbul Üniversitesi Akdeniz Dünyası Araştırmaları’nda tarih yüksek lisans eğitimime devam ediyorum.

 

Seyfullah AslanHâlâ hikâye yazıyor musun? Pek göremiyoruz…

Yazıyorum. Ama bu uzun süreçte bitirdiğim bir hikâye yok. Yarım bekleyen ya da bütün kurgusuyla örülmeyi bekleyen hikâye taslaklarım var. Yayınlamaya gelince; şairlerin aceleci olmasına, hikâyecilerin rahvan atlar gibi ilerlemesine inandığımdan şimdilik sahnenin dışındayım.

 

Derkenar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptın. Bir süre sonra sanırım Hüseyin Akın’a devrettin. Biraz bu süreçten, Derkenar dergisinden bahsetsen…

Derkenar dergisini, Bilgi Üniversitesi’nde okurken Mehmet Ali Başaran’la yayınlamaya başlamıştık. 2004 yılıydı. Eylül 2005’de 11. sayıdan itibaren Hüseyin Akın ağabeyle dergiyi çıkarmaya başladık. Yani aslen bir devir olmadı. Eylül 2006’da, dergilerin herkesçe bilinen sıkıntılarıyla yüzleşince kapattım. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Tarih bölümüne kaydımı aldırmıştım ve dergiyle ilgilenebileceğim zaman gittikçe kısıtlanıyordu. Mart 2008’de yeniden bir deneme yaptıysak da uzun soluklu olmadı maalesef.

Bütün bu kronolojinin soğukluğuna rağmen derginin hem tesis ettiği dostluklar anlamında hem de birçok ismin ürünlerini yayınlaması anlamında verimli bir dergi olduğunu söyleyebilirim.

 

Yeniden bir edebiyat dergisi yönetmek ister misin?

Aslında yeni bir dergi fikri bile beni heyecanlandırmakta. Ancak gerek “Bugün yeni bir edebiyat dergisine ihtiyaç var mı?” sorusu gerekse dağıtım ve finans problemlerinin bağımsız çözümündeki zorluklar cesaretimi fazlasıyla kırıyor. Öte yandan kendimce bazı sebeplerimden dolayı yeni bir dergiyle ilgilenmek benim için çok zor görünüyor. İki sebep var. Birincisi akademisyen olmak gibi bir hedefim var. Mesleki ve ailevi sorumluluklar diyelim kısaca. İkincisi edebiyat dünyası denilen o kuyunun olabildiğince uzağında durmak istiyorum. Şimdilik okumak ve yazdıklarımla baş başa kalmak daha huzurlu bir seçim olarak görünüyor. 

 

Bir edebiyat dergisinin yayın yönetmenliğini yapmanın en güzel yönü ve en rahatsız edici yönü nedir?

Bir dergide yayın yönetmeni olmak aslında büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Okura ve yazara karşı sorumluluk… Bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirmiş olmanın göstergesi, dergiyi kitapçıda gören okurun yüzündeki mutluluktur. İyi bir dergi çıkarmak ve okurunu bulmak. Sanırım en iyi tarafı bu.

En rahatsız edici yanı ise yazarların yayın yönetmenini anlamak istememesi ve rahatsız etmesi. Misal, bir şiir gönderir; ya hemen bir sonraki sayıda yayınlanması konusunda ısrarcıdır ya da benim şiirim neden ilk sırada olmadı, neden dördüncü sırada oldu şeklinde çocukça tavırlar takınır. Bütün bunlar, yayın yönetmeninin dergiden aldığı manevi hazzı öldürür ve neredeyse dergiciliğe bela okumaya başlar.

 

Seyfullah Aslanİngilizce biliyorsun şimdi de Fransızca’ya dadanmışsın. Bir “Seyfullah Aslan rönasansı” mı gerçekleşiyor nedir?

İngilizce akademisyenlik için gerekli. Fransızca’yı ise ortaokulda, Güngören Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nde öğrenmiştim. Takribi 12 yıl kullanmayınca unuttum sayılır. Şimdi, yeniden Fransızca öğrenmeye gayret ediyorum. Aslında “Rönesans” tanımlamanıza temelden karşıyım. Bu bir latife olarak alınacaksa dahî, kişisel rönesansımın İmam-Hatip kapısında başladığını söylemeliyim. Ancak asıl rönesansımı (ilmi iştiyakımı) İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünün değerli ilim adamlarına ve okuduklarıma borçlu olduğumu ifade etmeliyim. Öte yandan cin olmadan adam çarpmak olarak telakki edilecek bir vaziyete de düşmek istemem.

 

Lisans eğitimini Tarih alanında aldın. Şimdi de aynı bölümde yüksek lisans yapıyorsun sanırım. Ve akademik olarak da bireysel olarak da Tarih’le ilgilisin. Müverrih.net sitesinin sahibi olman da bunun bir kanıtı gibi. Bize “Tarih nedir?”i anlat o zaman.

Bu soruyu cevaplamak için koca koca kitaplar yazılırken, konferanslar düzenlenirken benim iki cümleyle cevap vermeye kalkmam doğru olmaz. İlgililerin meselenin problemlerini görmesi için temel olabilecek bir kitap önerebilirim: Edward Hallett Carr’ın Tarih Nedir?adlı kitabı. Müverrih.net’te, önümüzdeki günlerde bu kitapla ilgili birkaç satır yazmayı ve meseleyi tartışmayı düşünüyordum. Belki orada meseleyi genişlemesine tartışma imkânım olabilir.

 

Oğuz Atay’da şöyle diyor: Herkes tarihle ilgili, günümüzle ilgilenen kalmadı…

Herkesin tarihle ilgili olması güzel. Ancak bunu tarih hakkında söz söylemek olarak alırsak, sanırım bu durum en çok tarihçilerin canını sıkıyor. Örneğin, fetihle veya II. Abdülhamid’le ilgili bir iki kitap okuyan hemen hüküm vermeye başlıyor. Özellikle tarih eğitimi almış olanlar, malumat sahibi olmakla, bir mesele hakkında fikir yürütülemeyeceğini bilirler. Her kitap yeni sorular ve sorunlarla başka kitapların kapısını çalarken, zihnimizde tarihin problemleri çözülmeye ya da sağlam bir zemine oturmaya başlar.

Tabii bir de “herkesin tarihle ilgili olması” durumunun popüler kitaplar üzerinden taşan bir ilgi olduğunu eklemeliyim.

Günümüzle ilgilenen tarihçiler çoğunlukla ideolojik açmazlardan kurtulamadıkları için ya da kendileri kurtulsa bile bir şekilde etiketlendikleri için maalesef kıymetli vakitleri harcıyoruz.

 

Seyfullah AslanPeki senin tarihin içinden bir kahramanın var mı?

Tarihin içinden bir kahraman seçtiğim zamanlar ilkokul çağlarımdaydım. Babam, Battal Gazi ve Danişmend Gazi kitaplarını elime tutuşturduğunda bütün kahramanlarım küffarla savaşıyordu. Tarih talebesi olarak bir kahraman seçmem pek doğru olmamakla beraber, Barbaros Hayreddin Paşa’yı pek bi’ severim.

 

Peki neden bu isim?

Lisans eğitimim sırasında, Prof. Dr. İdris Bostan hocamın büyük tesiriyle Osmanlı denizciliğine ilgi duydum. Osmanlı’nın Akdeniz’de hâkimiyet kurmasında büyük yararlılık gösterdiği için ve diğer imparatorluklar kendi donanmalarının başına geçirmek için ona büyük servetler teklif ettiği halde Osmanlı’ya tâbi olduğu için.

 

Tarihle ilgili bir kitap söyle o zaman, okumadan edemeyeceğimiz…

Tek bir kitap söylemek hem zor hem de adaletli olmaz. Tek kitap yerine izninizle ben birkaç isim zikredeyim: Halil İnalcık, İdris Bostan, Suraiya Faroqhi, Cornell H. Fleischer, Palmira Brummett, Donald Quataert gibi isimleri tarihe ilgi duyanların mutlaka okuması gerekir.

 

Tarihi bir şehir, görmeden ölmesek diyebileceğimiz…

Bu geniş coğrafyada tek bir şehir söylemek çok zor. İsteyen bunlardan birine gitsin, imkânı olan hepsini görsün: Bursa, Edirne, İstanbul, Mostar, Üsküp, Şam ve Bağdat. (Bağdat’ta hâlâ bir şeyler kaldıysa.)

 

Seyfullah Aslan, seni Allah için seviyoruz ve başarılarının tarihe geçmesini diliyoruz.

Dünya bizim; tarih de. Çok teşekkür ederim.

 

Besim Bal Edebiyat Fakültesi’nden konuştu!

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2009, 08:39
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Furkan Balaç
Furkan Balaç - 9 yıl Önce

Allah kabul etsin...

Okan Büyüktapu
Okan Büyüktapu - 9 yıl Önce

Seyfullah arkadaşımızı tanıyanlar için belki biraz eksik söyleyebilirim ancak tanımayanlar için konuşursam; dürüst, yardımsever, cana yakın, kendisini ilmi olarak besleyebilmiş ve dolu dolu sohbet edebileceğiniz bir kişilik. Edebiyat alanında olduğu kadar tarih alanında da birikim sahibi. Görüşlerini ön yargı giydirmeden, ideolojiyle yıkamadan sunabilen, karşısındakinin görüşlerine saygılı bir insan. İlerlediği akademisyenlik yolundan muvaffak olmasını dilerim...

Nuri Panço
Nuri Panço - 9 yıl Önce

İmam Hatipe başlayarak asıl rönesansını yapmış:))) İyi bakalım inşallah üniversiteyi bitirince de reformu gerçekleştirirsin:)))

İlkay Türkyay
İlkay Türkyay - 9 yıl Önce

nuri paçonun bu lafını gönülden destekliyorum.Klavyesine sağlık.Böyle kıvrak zekalar görmek vasatın bile dibe vurduğu bu çağda insanı mutlu ediyor.Tekrar teşekkürler

Yunus
Yunus - 9 yıl Önce

Söyleşiyi okumadan yorum yaptığınız nasıl da ayan beyan ortada.

Soruda rönesans tabiri geçiyor ve bu tabire karşı olduğunu belirtiyor başından. ama siz art niyetiniz, basitliğiniz ve tahammülsüzlüğünüzle hemen yargılıyorsunuz.

Ayrıca Nuri'nin dediği gibi "İmam Hatipe başlayarak asıl rönesansını yapmış" demiyor, okursanız başka birşey dediğini görürsünüz.

Okumadan yorum yapanlar, okumadan alim olanlar, kahvehane ağzıyla konuşanlar ne kadar da çok.

mehmet ali başaran
mehmet ali başaran - 9 yıl Önce

bir kitaba bakılır, orda bulunamazsa, muhakkak bir yazıda kendisine rastlanır!
yaşamı okumak ve yazmak olduğundan, o aradadır, başka bir yere gitmiş olamaz!

banner19