banner17

Seni kimler öldürdü Ömer?!

Başkalarının acılarında bizi çeken şey eğer yüreğimize bir çentik atmıyorsa; bizdeki yürek bir etten öte nedir ki?!

Seni kimler öldürdü Ömer?!

Öğrencinin ölümü; göğ ekini biçmiş gibi

Fahrettin Çetin’in yerinde olmak istemezdim. Kimdir Fahrettin Çetin? Ömer Çetin’in ve Ömer’in dört kız kardeşinin babası. Ömer, Ağustos sıcağında bir inşaattan düşüp öldüğünde geride iki kat acılı bir ders bıraktı bize. Oysa daha öğretmen olamamıştı ama öğrendiklerinden çıkardığı sonuç şuydu: Kendi göbeğini kendin keseceksin!Ömer Çetin

Ders bir: Fukaraysan çalışacaksın, “vay ben üniversiteliyim, bursla yaşarım” falan demeyeceksin!

Ders iki: Ölüm değildir acı olan; ölme biçimimizdir!

İnşaattan düşüp ölmek demek

Muğla Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi Ömer Çetin Ağrılıydı. Adeta hayat karşısında ağrılıydı. Çalışmazsa karnı doymayan milyonlarca insandan biriydi. Başkalarına boyun eğmeden okuyan yüz binlerce gururlu öğrenciden biriydi. Burs almıyordu. Devletin yurdunda kalıyordu. Gelecek yıl da o yurtta kalabilmek için paraya ihtiyacı vardı. Arkasında duran paralı pullu bir kollayanı yoktu. Öyle ki, bir yıl önce evlenen ablasının düğününe cebinde parası olmadığı için gidememiş; bu yıl kazandığı ilk parayı ablasına göndermiş, “yeğenime beşik alın!” diye.

İnşaattan düşüp ölmek, öyle çok katlı rezidanslardan satanistçe ya da zevke doyup, dünyadan sıkılıp atlamaya benzemez. Zira inşaattan düşüp ölmek demek; 22 yaşında, içinde sancılarla, “aman anam ağlar, bacılarımın hali ne olur, babam yıkılır, okutamadığım çocukların boynu bükük kalır Ağrı Dağı eteklerinde” diye bitmemiş cümlelerle, gözü açık gitmektir ahirete.

Oturduğunuz balkondan bir işçi düşmüş olabilir!

Hiç inşaattan düşen işçi gördünüz mü? Ya da inşaattan düştükten sonra, arkadaşları tarafından yola çıkarılan ama hiçbir arabaya alınmayan, daha sonra da kan kaybından ölen bir insan gördünüz mü? Ben gördüm. Hatta daha fazlasını gördüm. Yerde, kan izleri ve bir kenarda babasının ayakkabısını gören 12 yaşındaki bir kalıpçı çırağının insanın kalbini durduran çığlığını duydum. O ayakkabının tekini taşıyan yaralıyı arabasına alan taksicinin, “koltuklar batmasın, durun gazete sereyim!” dediğini de duydum; duymaz olaydım.

Ömer’in 12 yaşında bir çocuğu yoktu geride kalan. Geride, hayalleri, umutları, gözü yaşlı anası, babası ve bacıları vardı. Sonra, “paramı harcamayayım” diye kaldığı bir inşaat koğuşu, sevdiği kıza sadece bir mesaj attığı cep telefonu, bir daha kullanamayacağı Yurtkur kimliği vardı…

Ömer ÇetinO kimlikte her ne kadar “Muğla Erkek Öğrenci Yurdu C Blok- Z 12 no’lu oda”da kalıyor görünse de ranzası yaslı artık. Hayalleri olan başka bir delikanlı gelecek o ranzaya. Belki o da gururlu davranacak, kimseden burs talep etmeyecek, inşaatta, lokantada, pazarda, esnaf yanında, otobüste çalışacak tatillerde. Okulunda sevdiği bir kız olacak, sıcak ama fakir olmayan bir yuva kurmayı düşlediği…

30 liraya öldürülen Ömerler…

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir de ölüm… İşte tam da inşaata amele olarak giden, 22 gün sonunda kefen parasını çıkaran, hayallerini başka öğrencilere bırakan o delikanlı için söylenecek söz. İnşaata gitmek için ninesinden yol parası alan, o parayı ulaştıramadan bu dünyadan göçen, artık daima suskun bir delikanlı. Bu resimde eli kanlı olan kim? Vasıfsız işçi çalıştıran mı? Güvenliksiz çalışmasına izin verenler mi? Sadece amelelik yapması gerektiği halde “kalıp söktürenler” mi? Öyle ya, kalıp sökmek de kalıpçının işidir; vasıfsız işçinin değildir!

Yevmiyesi 30 liraydı. Bu rakamı görenler o delikanlının aylık kazancı 900 lira zannetmesinler! Zira, bir yağmur yağar; yevmiye yatar. Bir sıcak hava gelir; inşatta tahta, kum, demir, insan… ne varsa yakar; yazın yanar, kışın donarsın. Yevmiyeyi ay sonunda 30’a tamamlayamazsın. Bir de karnını doyuracaksın, belki işten çıkıp bir duş aldıktan sonra çarşıya çıkmak istersin. Zaten inşaatın İstanbul’un en hareketli yerindeyse, gezmek istersin. Ay sonuna 400 lira biriktirebilirsen ne mutlu!Ömer Çetin

Ölmek ne garip şey anne!

Muhtemelen Ömer, Halk Edebiyatı dersinde Yûnus Emre’den ilahiler okudu, dörtlüklerini biliyordu. Belki bir gün: “Bir garip öldü diyeler/ Üç günden sonra duyalar/ Soğuk suyla yuyalar/ Şöyle garip bencileyin” dörtlüğünü okuyup içlendi, o garibin yerinde olabileceğini düşünüp hüzünlendi. Bilmiyoruz. Bildiğimiz şu; Ömer’in ölümünde fukaralık adlı bir cellat, aymazlık diye bir gamsız, gurbet diye bir eski dost, “ucuz işçiler pahalı işçilerden iyidir” diyen bir kurnazlık, “hayallerin ve umutların canı cehenneme” diyen bir ötekini görmeyen körlük baş rolleri paylaştılar.

Yakalandıklarında yakalarından tutup hesap soramazsınız! Ömerlerin hayatına dokunulur ama fukaralığın, aymazlığın, kurnazlığın, gurbetin acısının, başkalarına duyarsız kalmanın kılına bile dokunamazsınız. Onlara dokunabildiğimiz gün, çocuklarımız hayallerini gerçekleştirebilecekler!

Allah rahmet eylesin; ailesinin ve arkadaşlarının başı sağ olsun!

 

Zeki Bulduk, inşaatta çalışan tüm öğrencilerin yüreklerinden ve kirlenmiş ellerinden öperek yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Eylül 2010, 16:56
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet sait çakar
mehmet sait çakar - 8 yıl Önce

harika! aklımıza seslenmiyorsun zeki abi, ruhumuzu esir alıyorsun. her zaman mazlumdan yana duruşun, bütün egemenlerin şımarık abidelerinin temeline dinamiti bırakıyor. sonra da karşısına geçip bir sigara yakmıyor mu? işte bu ironiye bayılıyorum.

Abdulkadir Kemali
Abdulkadir Kemali - 8 yıl Önce

İnşaat insanın harcının karıldığı yerdir. Harç karmayan, beton kırmayan, kum taşımayan 'hamoğluhamdır'. Bir taraftan da inşaatler işçilerin bedenleri karıştırılarak yükselir, insanlık temeldedir ama yerin dibine geçmiştir çoktan. Selam olsun ırgatlara, amelelere eğer hala niyetli iseler...

Mehmet Erturan
Mehmet Erturan - 8 yıl Önce

Muhtemelen Ömer, Halk Edebiyatı dersinde Yûnus Emre’den ilahiler okudu, dörtlüklerini biliyordu. Belki bir gün:

“Bir garip öldü diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk suyla yuyalar
Şöyle garip bencileyin”

dörtlüğünü okuyup içlendi.

banner8

banner19

banner20