Selçuklu tarihi onunla ete kemiğe büründü

Derya içinde yüzüp deryayı bilmemek. Biz de o balıklar gibi, kadim kültür ve medeniyet deryasından haberdar değiliz. Geçmişimizi ya ölesiye seviyoruz ya da nefret ediyoruz öldüresiye. Osman Turan Hoca, tam olarak ne olduğunu bilmeden ölesiye sevdiğimiz ya da nefret ettiğimiz tarihimizin bir ömür boyu izini sürenlerden. Muaz Ergü yazdı.

Selçuklu tarihi onunla ete kemiğe büründü

 

 

“Ol mâhîler ki derya içredir deryayı bilmezler” demişti Hayalî muhteşem bir beyitinde. Derya içinde yüzüp deryayı bilmemek. Biz de o balıklar gibi üzerinde oturduğumuz, içinde nefes alıp verdiğimiz kadim kültür ve medeniyet deryasından haberdar değiliz. Bilmiyoruz tarihimizi. Kimden, hangi tereke kaldı farkında değiliz. Övgüyle sövgü arasında gidip gelen bir ilişkimiz var tarihimizle. Geçmişimizi ya ölesiye seviyoruz ya da nefret ediyoruz öldüresiye… Gâh hiç bilmediğimiz bir şanlı tarihin hayaliyle yaşıyoruz, gâh bir kâbus görmüş gibi kaçıyoruz hakikatlerden…

Osman Turan Hoca, tam olarak ne olduğunu bilmeden ölesiye sevdiğimiz ya da nefret ettiğimiz tarihimizin bir ömür boyu izini sürenlerden. Yerli ve yabancı kaynakları titizlikle tetkik eden, afakî konuşmayan biri. Meslektaşları onu, “ciddi ilim adamı formasyonu, sağlam karakteri, yüksek medeni cesareti, doğruluğu ve tok sözlülüğü, çok geniş fikri kabiliyeti, Türklükle ilgili geniş ve sağlam bilgisi, muktedir kalemi ile tanınmış bir ilim adamı” diye tanımlıyorlar. Osman Turan, özellikle Selçuklular tarihi alanında otorite. Ülkemizde Selçuklularla ilgili ciddi, sorumlu, bilim disiplini içinde çalışan yegâne kişilerden. Tarihimize ilgisizliği, geçmişle sağlam ilişki kuramamayı enfes bir tahlille ortaya koyar.

Yerli bir oryantalizm

Bu durumu siyasetimizin, idaremizin, üniversite mensuplarının ve hepimizin tutulduğu bir hastalık olarak niteliyor. Tersine medeniyet anlayışı… Tersine medeniyet anlayışı, Hoca’nın da tasvir ettiği gibi, milliyet ve İslamiyet aleyhtarı yobazlık olarak ortaya çıkıyor. Yobazlık, yalnız cahillere özgü bir durum değil. Okumuş yazmış hatta akademik kariyer yapmış zevatta bile bol miktarda rastlanılır. Türklükle İslam’ı bir arada anmama gayreti ve buna akademik bir kılıf bulmak ve İslam’la ilgili akademik çalışma yabanları yobaz görmek de bir cahillik göstergesi değil mi? Her şeyi Batı olarak görmek ve Batı normlarını bir itikat haline getirmek… Tarihimizi, medeniyetimizi asıl kaynaklardan, birinci elden öğrenememek… Bu, oryantalizmin yeniden üretimi demek. Yerli bir oryantalist anlayış…

Prof. Dr. Osman Turan, Türklüğe, İslam’a akademik bir alerjinin olduğu dönemlerde, Müslüman Türk'ün tarihinin yüz akı olacak çalışmalara imza attı. İsmail Kara’nın belirttiği gibi, Türkiye’de Selçuklu tarihi onunla ete kemiğe büründü. Tabii ki bu durum çeşitli sıkıntılara da yol açmadı değil. Zaman zaman akademya ve siyasanın gadrine uğramış. Türkiye’nin parmakla gösterilecek tarihçisi Osman Turan, Türk Tarih Kurumu üyeliğinden hiçbir sebep gösterilmeden çıkartılır. İslam Ansiklopedisi’nin “Selçuklular” maddesini yazması teklif edilmiş olmasına rağmen yazısı yayınlanmaz. Zamanında elinden tutup fakülteye aldığı Faruk Sümer,daha sonra onun fakültede ders vermesini engeller. Çünkü düz ve açık bir kişiliğe sahiptir. İslam düşünce geleneğine sıkı bağlılığı, bazı Türkçülerce hoş karşılanmaz. Yani bütün cins kafalar gibi yalnız ve vakurdur Osman Turan.

17 Ocak 1978’de vefat eden Osman Turan’ın vefat yıldönümü münasebetiyle, “Selçuklular ve İslamiyet” kitabı üzerinde durmak istiyoruz. Kitap, Anadolu’da hükümranlık kuran Selçuklu tarihiyle ilgili önemli bir çalışma. Ana yurtlarından göçlerle Anadolu’ya gelen ve burada İslam’la Türk kültürünü meczeden Selçuklularortaya mükemmel bir yapı çıkarırlar. Hem iktisadi hem sosyo-kültürel bir yapı. Osman Turan, Selçuklular’ın Anadolu’yu yurt edinmelerini âni ve külli bir inkılâp olarak niteler. Bu inkılâbın Anadolu’nun ırkı, dini ve medeni simasını değiştirdiğini, kadim devirlerde görülmemiş bir milli ve manevi birliğe yol açtığını belirtir. Kitap, “Türkler ve İslamiyet”,“Selçuklular Zamanında Türkiye”, “Türkiye Selçuklularında Toprak Hukuku”,“Selçuk Kervansarayları”,“Selçuklular Döneminde Sivas Şehri”, “Orta Çağlarda Türkiye-Kıbrıs Münasebetleri”, “Satuk Buğra Han Menkıbesi ve Tarih”,“Reşid Üd-Din Ve Türk Tarihi”,“Irak Türkleri Meselesi” bölümlerinden müteşekkil. Buradaki yazılar çeşitli dergilerde yayınlanmış, konferanslarda sunulmuş, yabancı yayınlarda yayınlanmak üzere hazırlanmış. “Türkiye Selçuklularında Toprak Hukuku” Paris’te toplanan Şarkiyat Kongresi’nde tebliğ olarak sunulmuş.

Miri toprak rejiminin önemi

Kitapta çok dikkatle okunması ve incelenmesi gereken mevzular var. Selçukluların tatbik ettiği ve dünya iktisat tarihine armağan ettiği miri toprak rejimi. Turan bu sistemin dünyada başka millet ve ülkelerin meçhulü olduğunu söylüyor. Miri toprak rejimi, Anadolu’nun iskânı ve Türkleşmesini sağlaması yanında içtimai nizamın, askeri ve mülki idarenin kurulmasına ve sorunsuz bir şekilde işlemesine yardımcı oluyor. Miri toprak rejimi ile bütün Anadolu devlet mülkiyeti haline getirilmiş ve hususi mülkiyet devre dışı bırakılmış, çiftçilere ancak işleyebilecekleri kadar toprak tasarrufu hakkı tanınmış. Böylelikle halk işleyecek toprağa sahip olmuş, toprak boş kalmamış, göçebe Türkler kolayca yerleştirilmiş, ordunun devamlılığı sağlanmış oldu. Toprak sahipleriyle topraksız köylü arasındaki çatışmalar, çelişkiler ortadan kaldırıldı. Selçukluların uygulamaya koyduğu ve Osmanlı ile zirvesini yaşayan bu iktisadi ve sosyal uygulamalar kapitalist üretim ve tüketim mantalitesiyle mücadele etme noktasında bize yeni ufuklar, anlayışlar kazandırabilecek potansiyelde.

Kitapta dikkat çekici bir nokta da Selçuklu kervansarayları. Bu yapılar, Anadolu coğrafyasındaki ticarete verilen önemi ve sosyo-kültürel yaşamın canlılığını gösterir. Selçuklular, ticaret yollarını bu yapılarla güvence altına almışlar ve ticaret kervanları için cazip hale getirmişler. Kervanların, konaklama ve yol boyunca güvenlikleri sağlanmış hatta malları zarar gören, soyguna uğrayan tüccarlar için devlet sigortası tatbik edilmiş. Zararları ödenmiş… Bu, dünya ticaret tarihi için büyük ehemmiyete sahip. Osman Turan’ın aktardığına göre, 1336’da Selçuklu Türkiyesi’nin geliri yâni vergileri 17 milyon altun, Fransa Krallığı’nın 3 milyon, İngiltere Krallığı’nın 4 milyon.

Evet, bugün kaosun, karmaşanın hüküm sürdüğü; yokluğun, yoksulluğun esir aldığı topraklarımız, zamanında huzurun, sükûnetin, imarın, medeniyetin ışıldadığı yerler. Yine Osman Turan’ın aktardığınca, bazı Ortaçağ Avrupa eserlerinde Türkiye, efsanevi zenginlikler ve hazineler diyarı olarak anılıyor.

“Selçuklular ve İslamiyet”, Türklerin İslam öncesi ve İslam sonrası durum ve gelişimlerini dikkatle mercek altına alıyor. Nasıldık ve nerden nereye geldik? Bu soruya komplekssiz, içeriden bir olarak cevap arıyor. Türk tarihi alanındaki müktesebatı OsmanTuran Hoca’ya kulak verilmesi realitesini doğuruyor. Üzerinde oturduğumuz mirasın niteliği hakkındaki cehaletimizi ortadan kaldıracak bir cehd…

 

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2014, 09:27
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13