Şehadet ki, ellere, tellere ve dillere düşer hep

Şubat 93’te ezgi yolculuğuna çıkan Erdoğan Akın, son albümünü 2007’de yapmış ve ezgi bayrağını 8 albümle dalgalandırmıştı ve hâlâ dalgalandırıyor..

Şehadet ki, ellere, tellere ve dillere düşer hep

 

Şubat 1993’te “Dönmeyeceğim” albümüyle koyulduğu ezgi-marş yolunda, Nisan 2007’de “Vurguna Kıyam” ismini verdiği son albümünü çıkarmasıyla toplam sekiz kere büyük ter döken yanık yürekli, kınalı adamdır Erdoğan Akın. “Soylu Sevdalar” albümünün kapağı hariç, bütün albüm kapaklarında Akın’ın resmini görebiliyoruz. Kiminde sazına yaslanmış ve dertli bir bakış savurmuş, kiminde sazının telleriyle parmaklarının hasretini gidermiş ve kiminde de uzaklara, çok uzaklara uzanmış gözleriyle sevdasının şafağını bekler bir halde duruş sergilemiş.

Albüm isimleri çıkış tarihlerine göre şöyle sıralanabilir: “Dönmeyeceğim”, “Göğsüm Hedefte”, “Adım Adım”, “Soylu Sevdalar”, “Güneş Yürür”, “Şafak Türküleri”, “Beni Uçarken Vursunlar” ve “Vurguna Kıyam”. Dikkat edilirse hepsinin isminde ayrı bir asalet var, erdem var, hikmet var, direniş var. Her birinde ayrı bir derdi, her birinde ayrı bir hüznü ve coşkuyu işleyen bu sevdalı adam, elindeki bağlamasıyla, bağlandığı aşkın değerleri uğruna söz üstüne sözler katmıştır yıllar yılı.

Öyle bir gazel okuyor ki, ateş gibi çepeçevre kuşatıyor dinleyeniErdoğan Akın

İlkin Dönmeyeceğim demiş ve zulme, ihanete, olmazlıklara, aymazlıklara, gammazlıklara inat söylemeye koyulmuştur türkülerini. Kimse döndüremezdi onu yolundan. Çünkü o çağları aşıp da gelen yüce bir Gücün ilhamıyla yola revan olmuştur.

Bir kez sözler saza dokunmuştu artık, durmak olur mu? Hele susmak hiç yakışık durur mu mümin adamın  üzerinde? Göğsüm Hedefte diyerek düşmanlarını çatlatırcasına uykularını gözlerinden sürgün etmiştir. Can dostlarıyla güneşe zincirin kâr etmeyeceğini haykırmıştır. Hele bir içten “elveda” deyişi var ki; bu serzenişi dinleyeni kendine, derdine getiriyor. Biz olmayan “bizliği” kabule yanaşmıyor. Gülün gülmesini istiyor gayrı, ona gülmek düşer zira. Öyle umutlar büyütmüştür ki, ama yine de onları hasrete mahkum olmaktan kurtaramamıştır.

Üçüncü göz ağrısı ile Adım Adım amacına doğru ilerlemektedir sanatçımız. Takvimler doksan beş yılının yapraklarını birer birer dökerken kutlu bir kaygıyı anlamlar diyarına taşımaya söz tutulur. Yüreği kızgındır olmazlıklara. Cihada giderken korkup sinmeyenlere ‘can kurban’ diyor. Öyle bir gazel okuyor ki, ateş gibi çepeçevre kuşatıyor dinleyeni. Çaresizlikler üzerine gökyüzünün ağladığını hissettiriyor. Çile içinde olunsa bile ümitli olmayı hatırlatıyor. Bebekler ağlamamalı, bakışları yorgun ve gözleri solgunken. Ve diyor ki, “ey Nüveyba! Gel bir seher vakti, işgal edilmiş topraklar üzerine kalkıp da gidelim güneş doğmadan önce.”

Erdoğan AkınO, Soylu Sevdalarla hayat bulandır. Efendisine, hastalıklar ülkesine dönemeyeceğini beyan eder. Gardiyanın düşündeyken gönüllerde akın akın bir sevda tutuşturma yolundadır. Kervanları yola vurup "Sana Gelirim" derken, ulvi bir selam taşır benliğinde. Suçu kendinde görüp özeleştiri erdemini yakalayabilmek çok önemlidir onun için. Çünkü gül mevsimi Güle Sevdalılarla gelir.

Şehadet ki, ellere, tellere ve dillere düşer hep

Güneş Yürür yürümesine ama, bu yürüyüş esnasında zalime büyük bir hesabın olduğunu fısıldar. Derdini turnalara döker. Akıllı olarak gidenin gurbet ellerde divaneye döneceğini, hüzünle anlatır. Görkemli ve iffetli bir direnişi dillendirir tutsak olan, ıslak olan ve bir hak olan başörtüsüyle. Derdine vurgun olmayı ve sevdalanmayı can’a yazıyor. Uyuma devrinin çoktan geçtiğini, İslam’ın aslanlarının artık uyanması gerektiğini söyler. Sevdasını düşünde yaşayanlara, “kendinize gelin, bize böyle ne haller olmuş” der.

Vakit şafağa ayarlı türküleri, yani Şafak Türkülerini söyleme vaktidir. Öyle bir intizar sunmalı ki, yüreğe yürekler sancısı çektirmeli. Annesini özlemeli insan, annesini düşlemeli. Bir direniş tutuşturmalı Kayseri'den İstanbul'a, Trabzon'dan Mersin’e, İzmir’den Ardahan’a. Her dem kan vermeli direngen umutlara. Şamiller hatırlanmalı, Çeçenyalar gündem edilmeli. Rasul’e bir nida göndermeli; asıl Leyla’ya gidenler sahte Leylalara kanmamalı. Bütün kardeşlerine selam göndermeli. Sevdiğini Allah için sevmeli. Sonra Rabbe, vahdet olmak, muvahhid kalmak için yalvarıp yakarmalı. Paramparça olunmuşluklara karşı, sımsıkı kenetlenmişliği istemeli. (Erdoğan Akın, bu albümünün bütün gelirlerini Çeçenya direnişine vakfetmişti.)

Yattığı yerden değil, uçarken vurulmayı  tercihine koyan yani Beni Uçarken Vursunlar diyen bir adama sonsuzluk yolu açılmasın mı? Şehadet ki, ellere, tellere ve dillere düşer hep. Bir sevdadır şahitlik. Muzaffer olunmaya dualar büyütmeli. Bir yerlerde ölüm kol gezerken, bir başka kardeş diyarın bayramlı yaşaması zor gelmez mi? Kardeş toprakların avazı duyulmaz mı hiç? Viran olmuş yüreklere, bir an evvel tazelenmişliği taşımak varken, savrulmayı mutlu etmenin gereği nedir?Erdoğan Akın

Aslan yüreklilerle, tüm vurgunluklara kıyam etmenin, yani Vurguna Kıyam demenin halkaları kurulmalı. Direniş dün nasıldı ise, bugün de aynıyla devam etmeli. Tevhid türkülerini, şafağa sevda dokuyanlar ve üzerinden ölümü düşürmeyenler söylemelidir; “La ilahe illallah” kutlu sözü sancak edinilmeli. Tevhidin solmaz renklerini çağlara taşıma heyecanını yitirmek de nedir öyle? Sen ey sevda savaşçısı! Mübarek olsun savaşın, açık olsun çıktığın erdemli yolun...

Canlı kalkan olarak Irak’a da gitmişti

1963 İzmit doğumlu olduğunu, İskenderun’da yaşam sürdüğünü ve oto galericilik yaparak geçimini sağladığını bildiğimiz Erdoğan Akın’ın şimdilerde yeni albüm çalışmalarının olup olmadığıyla ilgili bir bilgimiz yok. Bildiğimiz ve inandığımız şey ise; onun asla suskun durmaması ve davamızın şarkılarını bambaşka bir coşku ve ivmeyle bize, ümmete vermeye devam etmesi gerektiğidir. O güzel sanatçımız ki, başörtüsü mücadelesinde şehir şehir gezip meydanlarda, stadyumlarda, salonlarda “Zulümdür gelir geçer/ İnanan kalmaz naçar/ Kuytu sularda açar/ Zambaktır başörtüsü” nidasıyla direnişe heyecan katmıştır. (Taner Yüncüoğlu ağabeyimiz de seslendirmiş bu güzel ezgiyi.) Son yıllarda albüm dışı eserler de yapmış diye öğrendik. Mavi Marmara şehitleri anısına “Kutlu Şehadet” ve direniş erleri için “Fasbiru/Diren” isimli Arapça bir çalışma seslendirmiş.

Erdoğan AkınNice güzel ve şuur ehli adamlarımızdan, şairlerimizden ne şiirler bestelemiş ne şiirler! Mustafa Ökkeş Evren’den, Bestami Yazgan’dan, Ahmet Mercan’dan, Mustafa İslamoğlu’dan, Bünyamin Doğruer’den, Bahtiyar Vahapzade’den ve daha ismi aklıma gelmeyen nicelerinden...

Erdoğan Akın’ın, belki de, kimseciklerin bilmediği güzel hasletleri olduğunu belirtmeden geçmeyelim: Sevdasının sözlerini, dilinden bütün güzel gönüllere okumak için gittiği program, konser vs. organizelerin hiçbirinden maddi karşılık istememiş ve almaz imiş. Ve hatta kendi aracıyla iştirak edip yemek ve konaklama masraflarına kadar kendisi üstlenirmiş. Erdoğan Akın'ın bu fazla erdemli ve Müslümanca tavrına selam durmamız gerekiyor. (Fakat onun bu davranışı “tüm sanatçılarımız onun gibi yapmalı” mantığına dönüşürse bu büyük bir tehlike. 40-50 bin liraya İslam ile alakasız popüler tiplere konser ücreti veren dindar vakıf, dernek, belediye yöneticilerinin Müslüman sanatçıya 4-5 bin lirayı bile çok gördüklerini bilmiyor değiliz. Erdoğan Akın'ın bu erdemi, lüzumsuz popçulara 50 bin lira veriliyorsa Müslüman sanatçıya 100 bin lira verilmesi gerektiği bilinci yerleşmeden o yöneticilerin adam olamayacağının, bizde de sanat işlerinin yola girmeyeceğinin fark edilmesine engel olmamalı. Hatta şu: O izzetsiz pop kültür tanrıcıklarını hiç davet etmeyip, yüzlerine bile bakmayıp, sanatçımıza da sanatçı muamelesi yapmak, bir ücret takdim edilecekse bunu düzgün takdim etmek.)

Yine onun, 11 Eylül olayları sonrasında patlak veren ABD-Irak savaşında, Irak'a, mazlum-mustazaf Müslüman kardeşlerinin yanında olmak adına “canlı kalkan” olarak gittiğini biliyoruz. Bu ne yiğitlik, bu ne cesaret Allah’ım! Onun o günlerdeki bu hali bizde, “Bu adam ezgilerini tâ yüreğinden seslendirmiş” düşüncesini doğurmuştu. Demek ki “Beni Uçarken Vursunlar” albümünde ‘Milyonlar esirken gavur ilinde/ Bana bayram yapmak zor gelir gardaş’ dediği “Zor Gelir” isimli ezgisinde büyük bir ciddiyeti resmediyormuş içinde.

Albümlerinde hep sevdayı, umudu ve direnmeyi soluduğumuz bu güzel Müslümanın, biz kardeşlerini daha fazla bekletmemesi ricasını hassaten yapıyor ve Rabbimizden bu nadide güzellerin sayısını ve kalitesini artırmasını diliyoruz.

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 20 Mart 2013, 14:15
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13