Şam-ı Şerif'te kırklardan bir zat göçtü

18 Temmuz 2015'de âlem-i cemale göçen Şam-ı Şerif’in büyük âlimi, Şazelî meşayihinden Şeyh Şükri bin Ahmed el-Luhafî’yi yad ediyoruz. Suleyha Şişman hem onun hakkında yazdı hem de hakkında yapılan bir konuşma ve yazıyı paylaştı.

Şam-ı Şerif'te kırklardan bir zat göçtü

Allah dostlarının anıldığı yere rahmet-i ilâhî nüzul eder” hadis-i şerifi fehvasınca bu rahmetin bir tezahürü olarak ve Allah Teâlâ’dan rahmetini dileyerek 18 Temmuz 2015 (2 Şevval 1436)’da âlem-i cemale göçen Şam-ı Şerif’in büyük âlimi, Şazelî meşayihinden Şeyh Şükri bin Ahmed el-Luhafî’yi yad ediyoruz.

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. 98 yaşında göçen Şeyh Şükri el-Luhafî Hazretleri, Şazelî tarikatının Darkavî-Haşimî kolunda irşad vazifesini sürdüren Şeyh Abdurrahman eş-Şağûrî (2004) ve ardından postnişin olan Şeyh Mustafa et-Türkmanî’den (2006) sonraki mürşiddir. Allah hepsinden razı olsun.

Şam’ın abdallarından kabul ediliyor

Şam, abdalanı ile meşhur bir şehir; hatta şöyle bir hadis-i şerif naklediliyor. Hz. Ali (kv) Irak’ta iken, bir gün yanında Şam halkından bahsedildi. Bazıları, onları lanetlemesini istediler. Bunun üzerine Hz. Ali (kv) Resulullah (sav)’tan şunları işittiğini söyledi: “Abdallar 40 kişi olup Şam’da ikamet ederler. Onlar sayesinde yağmur yağar, onlar sayesinde düşmana karşı zafer kazanılır ve onlar sayesinde Şam halkından azap uzaklaştırılır.” (Ahmed b. Hanbel, 1/112). İşte Şeyh Şükri el-Luhafî, Şam’ın abdallarından kabul ediliyormuş. Hatta Seyyid Şeyh Abdurrahman Şağûrî göçmeden evvel, hazretin kırklardan olduğunu bildirmiş.

Hakkında Türkçe bir şey bulamadığım, komşumuz olan bir beldenin âlimini bilmemek gibi bir ayıbı bir nebze olsun telafi etmek ve teberrük dileğiyle Dünyabizim’de bir haberin bulunmasını istedim. Bu haberde iki çeviri yer alıyor. İlki Şeyh Muhammed el-Yakubî’nin bir video konuşmasından alındı. Bu konuşma, Şeyh Şükri Hazretleri hayattayken yapılmış. İkincisi ise adını Zaytuna College’dan duyduğumuz Şeyh Zeyd Şakir’in Şeyh Şükri’nin irtihalinden hemen sonra yazdığı bir metnin tercümesidir. İngilizceden yapılan bu çeviriler için dostum Esra Özdil’e teşekkür ederim.

Herkesi hayrete düşüren tevazuuyla nam salmış bir zat

Bu çevirilerden önce Şeyh Şükri el-Luhafî hakkında birkaç malumatı arz edelim. Şeyh Şükri Hazretleri 1920 doğumlu. Şam’da dünyaya gelmiş. Ailesi Kilis’ten göç etmişler. Cemal ve irfan sahibi bir ayakkabıcı olan babasıyla, Cezayir kökenli mütedeyyin bir hanım olan annesinin terbiyesinde büyümüş.

Fakih, kıraat hocası, dilbilimci, şair ve hattat olan şeyh efendi dokuz on yaşlarındayken hafız olmuş. Şeriat fakültesinde okumuş. Birçok icazet aldıktan sonra, hafız-ı kurra olarak Ezher’de dersler vermiş. Hatta telif ettiği “Tufat al-‘asr fî ‘ilm al-kıra’at al-Mutavatirat al-Aşr” isimli kıraat kitabı Ezher’de okutulmuş.

Şeyh Şükri Efendi, özellikle herkesi hayrete düşüren tevazuuyla nam salmış bir zat. Öğretimde bile alçakgönüllülüğünü ilkokul öğretmenliği mesleğini sürdürmesinde görüyoruz. Şeyh Şükri Efendi, Hz. Hasan (ra) soyundan bir şerife hanım ile evlenmiş, dört çocuğu olmuş ve sadece bir kere Hacc’a gitmiş.

Genç yaşlarındayken Şeyh Muhammad el-Haşimî’nin ellerinde tasavvuf terbiyesi görmüş Şeyh Şükri Efendi’den, şeyhinde fena bulmuş, onun hâliyle hallenmiş bir zat olarak bahsediliyor. Şeyh Muhammed Haşimî’nin yaptığı bilinen şeyleri o da yapmıştır: Cami cemaatinin ayakabılarını düzenlemek, marketin önünde atılan yiyecek artıklarını toplamak gibi... Ve sürekli önüne, yere doğru bakmaktan Şeyh Şükri’nin sırtında ve boynunda eğrilme vardır. Ona bakan dilinin sürekli zikrettiğini görür. Ve Şeyh Şükri iki ya da üç farklı kıyafetten başkasıyla görülmemiştir.

Bu büyük âlim, daha ziyade tevazuu, nezaketi ve zühdü ile tanınmış; Şeyh Abdurrahman eş-Şağûrî zamanından beri Şazelî hadralarında su dağıtma vazifesini şeyh olduktan sonra bile sağlığı el verdiği ölçüde devam ettirmiştir. Aşağıda çevirisini verdiğimiz konuşmasından Şeyh Muhammed el-Yakubî’nin Şeyh Şükri için “Tevazu Kutbu” dediğini biliyoruz. Ramazan el-Buti’nin mahdumu Tevfik el-Buti de “Ashabın canlı örneklerinden birini görmek isteyen, Şeyh Şükrî’ye baksın.” demiştir.

 

Not: Evliya tezkirelerine baktığımızda Hadid Suresi’nin 16. âyet-i kerimesinin birçok velînin tövbesine vesile olduğunu görürüz. Gaipten bir sesten “İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı gelemedi mi?” mealindeki âyet-i kerimeyi işitir işitmez masivadan güzelce abdest alırlar. Ve Allah’a kaçarlar. Şeyh Şükri el-Luhafî imzalı bir hat bu aralar internette dolaşıyor. İstifte mezkur âyet yazılı. Bereketini görelim.

Şeyh Muhammed el-Yakubî’nin Konuşması:

Tevazunun kutbu olarak bilinen Şeyh Şükri el-Luhafi hakkında konuşuyorum. Onun tevazu kutbu olduğunu söylüyorum. Çok fazla özellikleri vardı, yakîni mükemmeldi, şükrü de, sabrı da... Ailesinin birçok ferdini kaybetti, hanımını kaybetti, maşaallah, rızası muhteşemdi. Ama onun asıl ayırt edici özelliği tevazusuydu.

Hayatının elli yılı boyunca -ya da bugünden itibaren altmış yıl boyunca-, her cuma ve pazar günü gerçekleşen zikir meclislerinde su ikram etmesiyle bilinirdi, etrafta dolaşır ve insanlara su ikram ederdi. Sen yerinde otururken Şeyh elinde bakırdan yapılmış, iyi parlatılmış hoş bir testi taşıyarak yanına gelir ve elinize içinde ayet el-kürsi işlenmiş olan az sayıdaki küçük bakır tastan verir. Ayet el-kürsi, korunmak için... Bazen şifa için Fatiha işlenmiş taslar... Suyun içine bir miktar gül suyu katardı, suyu leziz hâle getirmek için... Size küçük tasın yarısı kadarını doldurarak uzatır, siz suyu içersiniz, severseniz alırsınız, sevmezseniz yanınızdakine verirsiniz ya da o yanınızdakine verir. Bu şekilde servis ederdi.

Tevazunun, alçakgönüllülüğün kutbudur

Birkaç yıl önce Şeyh Mustafa Türkmanî (rahimehullahi teala) vefat ettiğinde, Şeyh Şükri 80 yaşında hâlâ bu işi yapıyordu. 85 yaşında hâlâ bu işi yapmakta ısrar ediyordu: İnsanlara su ikram etmek. O, Kur’ân-ı Kerîm’in büyük bir üstadıydı, kıraat üzerine kitaplar yazmıştı. Tuhfetü’l-asr fi’l-kıraati’l-aşr, bu kitap kıraat ile ilgili fevkalade bir eser olup Ezher Üniversitesi tarafından methedilen ve tatbik edilen bir kitaptır. Yirmi beş yıl önce bu kitabın redaksiyonunu yapma şerefine eriştim, elhamdülillah. Ve şeyh hâlâ beni her gördüğünde bu yüzden bana tekrar tekrar teşekkür eder, tevazusundan dolayı, Allah ömrünü uzatsın.

Şeyh Mustafa Türkmani göçtü ve öğrencileri tarikatın başına geçecek, zikirleri yönetecek biri hususunda onda (Şeyh Şükri Efendi) karar kıldı. O da cuma günü geldi, elinde su testisiyle ve insanlara su ikram etmek istedi. Dediler ki, “Sen şeyhsin, oturacaksın.” O da “İşimi bırakmayacağım” dedi. Ücret alınmayan bir iş... Şeyh es-Seyyid Muhammed ibnü’l-Haşimî et-Tilmisanî’nin hayatı boyunca da su dağıtmaya devam etti, onun vefatından sonra da devam etti. Şeyh Abdurrahman Şağulî zamanında da devam etti, sonrasında da Mustafa Türkmanî zamanında devam etti. Daha sonra kendisi şeyh seçildi ve yine de oturmadı, dağıtmak için ısrarcı oldu, ilk birkaç hafta dağıttı. Artık ona izin verilmiyor çünkü sağlığı artık hassas, vücudu hassas bir durumda, artık kaldıramıyor.

Önünüze oturur, “efendim (seyyidi)” der, siz öğrencisiniz o öğretmendir, fakat siz öğretmen o öğrenciniz gibi hissedersiniz. Tevazunun, alçakgönüllülüğün kutbudur. Bu özelliğini nereden almıştır? Seyyid Muhammed ibni’l-Haşimî el-Tilmisani’nin arkadaşlığından almıştır. Seyyid Muhammed ibni’l-Haşimî el-Tilmisani büyük bir âlimdi, Allah adamıydı, sufi yolunda büyük bir üstaddı, büyük bir muhaddisti, büyük bir Maliki fakihiydi. Birçok iyi özelliğinin yanı sıra en ayırt edici özelliği tevazusuydu. Size daha önceden söylemiştim. Müridlerinin ayakkabılarını parlatırdı, odanın dışına onları dizerdi, çıktıklarında bütün ayakkabılar yerlerinde eşleriyle dururdu. Biri orda, biri burda değil. Girerken ve çıkarken insanların ayakkabılarına dikkat etmenize gerek kalmazdı. Eğer arkadaşınızın ayakkabısının teki için dahi dikkatli olmazsanız, arkadaşınıza saygılı olamazsınız.

***

Zeyd Şakir Hoca’nın “Şeyh Şükri Luhafi’nin İrtihali Üzerine” Başlıklı Yazısı

İslam âlemi Şeyh Şükri Luhafi’nin irtihaliyle büyüklerinden birini kaybetti. Bu kelimeleri okuyan ama Suriye’den olmayanlar için kıymetine rağmen Şeyh Şükri’yi duymuş olmak ihtimal dışı. 1994’te derslerime başlamak için Suriye’ye varmadan evvel, onun kim olduğunu ben de bilmiyordum.

Şeyh Şükri, Şam’a ulaştığımda karşılaştığım ilk âlimlerdendi. Çok cömert ev sahibimiz Abu Münir Şa’ar, Şeyh ile hat dersleri tertip etti. Biz karışık bir Amerikalılar güruhu olarak tanışmak için Şam sokaklarında Şeyh’in dairesinin yolunu tuttuk. Şeyh’in evine vardığımızda, loş bir merdiven boşluğundan aşağı doğru eğilerek sıkışık bir bodrum katına indik. Burası Şeyh’in mütevazı ikametgâhıydı.

Suları dağıtma vazifesi onundu

Batılı öğrenciler arasında yalnız Musa Furber Şeyh’in istikrarlı bir öğrencisi olduğunu ispatladı. Ben başka meşgalelerin peşinden gitsem de arada ziyaret etmeye devam ettim. Ayrıca Şeyh’i her halka açık zikirde görüyor ve katılabildiğim ölçüde derslerine devam ediyordum. Şeyh, zikirlerin yapıldığı farklı mescitler için uzun yollar giderdi. Özellikle, Çin yapımı sağlam siyah bisikletinin üzerinde… Genellikle de önünde iki ve derme çatma arka koltuğunda da iki veya üç çocuk olurdu.

Katılımcılar mekânı doldururken, Şeyh Şükri, yüzünde latif bir tesebbüm imasıyla su ikramı yapardı. Suları dağıtma vazifesi onundu. Bu güzel âdet, evinde olduğu, onunla ilgili her şeyde olduğu gibi, onun tevazusunun derecelerini gösterirdi. Tevazu tam olarak nedir? Bazıları tevazuyu, haklı olarak talep edebileceğin mevkinden daha aşağı bir hâle bürünmek olarak tanımlar. Bu tanıma göre, Şeyh Şükri hakikaten mütevazıydı. Niçin? Çünkü o, Şam’daki en önemli âlim olduğunu iddia edebilirdi. Şöhretli bir hattat olduğunu iddia edebilirdi. Kur’an’ın on farklı kıraatında üstad olduğunu iddia edebilirdi. Mükemmel bir şair olduğunu iddia edebilirdi... Onun haklı olarak iddia edebileceklerine başka kalemler de ekleyebilirdik fakat o hepsini reddetti. O su dağıtıcısıydı.

İnananlara hikmet, cesaret ve basireti ile rehberlik etti

Büyük üstad Şeyh Abdurrahman Şâğûrî halka açık zikirlerde farklı metinleri mütalaa edemeyecek kadar hastalandığında, bu görev hocam Şeyh Mustafa Türkmanî’ye düştü. Bir gün Şeyh Mustafa zikir yapamadı, dolayısıyla dersi de... Katılımcılar, Şeyh Şükri’nin ilmî derecesinden ötürü, metni onun mütalaa etmesini istediler. Şeyh metni okudu, kelimesi kelimesine, kendi yorumundan bir kelime dahi katmadan, ve sonra sessizce kitabı kapattı. Bu ihtiramı, kendi yeterliliğine rağmen, ona Şeyh Mustafa’nın yerinde konuşmasına müsaade etmedi.

Şeyh Mustafa’nın irtihalinden sonra, Şam’daki Şazelî tarikinin mürşidi Şeyh Şükri kabul edildi. Şimdi, son olarak, o konuştu ve inananlara hikmet, cesaret ve basireti ile rehberlik etti, o günden dünkü vefatına kadar...

Bu kelimeleri bu mütevazı bendeyi hatırladıkça yaşlar gözlerimden akarak yazıyorum ve onun evinde oturma, yemeğini yeme, elinden fayda görme, sessizliğini dinleme ve son derece tutumlu olan konuşmasından istifade etme şerefine nail olduğum için ne kadar şeref duyduğumu düşünüyorum. Allah ona cennetin en yüksek derecelerini bağışlasın ve bizi de Şeyh Şükri’nin bize tevdi ettiği sorumluluğun küçük bir parçasını da olsa taşımaya başlamaya yüceltsin.

Şeyh Şükri su ikram ediyor:

 

Suleyha Şişman yazdı ve nakletti

Güncelleme Tarihi: 29 Ağustos 2015, 14:23
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Rahmi Bozan
Rahmi Bozan - 4 yıl Önce

Bu güzel yazı için Allah sizden ve mütercimden razı olsun.

banner19