Salinger ölmüş diyeler…

Süleyman Demirel öldü. J. D. Salinger ise ölmedi, kalbimizde yaşıyor.

Salinger ölmüş diyeler…

11165Neler olmuyor ki hayatta

Olmaz denilen şeyler oluyor; Ertuğrul Özkök genel yayın yönetmenliğini bırakıyor, J.D. Salinger ölüyor… İster misiniz Süleyman Demirel de… (İstemezsiniz tabii! Şimdi durup dururken başımıza bela almayalım.)

Bir insanın ölümü karşısında, hala, kötü mizahtan medet ummaya çalışmamı mazur görmelisiniz, zira yastayım...

Salinger öldü. “1963’ten bu yana yeni bir kitabı çıkmamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyan Salinger” 91 yaşında öldü.

Derdi derimiz oldu

Jerome David Salinger birçok insanı derinden etkiledi. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana üzerinde bunca konuşulan bir başka yazar daha yoktur sanırım. Yazarın özellikle Çavdar Tarlasında Çocuklar (The Catcher in the Rye) adlı kitabı tam bir efsane haline geldi. Birçok filmde ve kitapta kendine yer buldu. Klişe bir üslupla ifade edersek, gençler arasında elden ele dolaştı. Hatta J.F. Kennedy’nin ve John Lennon’un katillerinin olay sırasında yanlarında bu kitabı bulundurdukları filan söylendi.

[Veya “söylenmiş” desem daha doğru olur, çünkü şunun şurasında Salinger’la (kitaplarıyla!) tanışmamın üzerinden henüz 10 yıl bile geçmemiş. 2001 yılıydı, zannedersem… 18 yaşımda Kafka’nın Dönüşüm'ünü ve Salinger’dan “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ı okumam için bana veren sevgili arkadaşıma sonsuz teşekkürler ediyorum, her fırsatta...]

11166İlk defa 1951 yılında yayımlanan “The Catcher in the Rye” 1967 yılında Adnan Benk tarafından Gönülçelen ismiyle Türkçeye kazandırıldı. Orijinal ismi hiçbir zaman değişmeyecek de olsa, kitabın, 1997 yılındaki Coşkun Yerli çevirisinde adı ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’a dönüşecekti. (Bu da demektir ki “gönülçelen gönülçelen / aynı anda utanmadan / hem kırıcı hem kırılgan / yordun beni gönülçelen” diyen Teoman kitabı 97’den önce okumuş.)

Ahmet Hakan kaç yaşında duymuş    

Her ne kadar Ahmet Hakan Coşkun “41” yaşında iken duymuş olsa da, Çavdar Tarlasında Çocuklar özellikle son on-on beş yıldır Türk gençleri arasında da son derece popüler olmuş durumda. Yıllar önce tüm dünyada yapılan “Amerika yoksa Ay’a çıkmadı mı” tartışmasının Türkiye’ye ancak iki binli yıllarda gelmesi gibi burada da can sıkıcı bir sonradan görmelik var. Sözlüklerde, forumlarda kendini kitabın başkahramanı Holden Caulfield ile özdeşleştirmeye çalışan gençler insanı Salinger’dan bir parça soğutuyor. Ama biz biliyoruz ki Salinger’ın bunda bir kabahati yok. 

Ona kulak veren de var gönül veren de, gönlünü kıran da

Büyüklerin ne kadar saçma insanlar olduğunu çözmüş, isyankâr lise öğrencisi Holden Caulfield’in (kendi ağzından) hayata ve büyüklere dair yaptığı ironik tespitlerin, okuldan kovuluşu ve bir Noel öncesi başına gelenlerin anlatıldığı Çavdar Tarlasında Çocuklar şu cümle ile başlıyor:

11167“Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum.”

(If you really want to hear about it, the first thing you'll probably want to know is where I was born, an what my lousy childhood was like, and how my parents were occupied and all before they had me, and all that David Copperfield kind of crap, but I don't feel like going into it, if you want to know the truth.)

Ve kitap şöyle bitiyor: “(…) Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater’ı ve Ackley’i bile, sözgelimi. Sanırım, o lanet Maurice’i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.” 

(About all I know is, I sort of miss everybody I told about. Even old Stradlater and Ackley, for instance. I think I even miss that goddam Maurice. It's funny. Don't ever tell anybody anything. If you do, you start missing everybody.)

Arkadaşım yazarım

Kitabın en can alıcı cümlelerinden biri ise şu: 

“Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da canım her istediğinde onu arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.” 

11168(What really knocks me out is a book that, when you're all done reading it, you wish the author that wrote it was a terrific friend of yours and you could call him up on the phone whenever you felt like it.)

‘Parasız yatılı’ olduğumdan mıdır nedir, Çavdar Tarlasında Çocuklar’dan birçok insan kadar etkilenmedim. (Sefillik ve perişanlıktan başka bir anlamı olmayan parasız yatılılık, Ece Ayhan, Cemal Süreya ve Sezai Karakoç’ta alımlı, cazibeli durduğu için, yatılı günlerimin tüm perişanlığına rağmen bir zamanlar “parasız yatılı” olmuş olmam matah bir şeymiş gibime geliyor.)

Büyük kayıp mı? Unutul(a)maz mı?

“Etkilenmedim” demiyorum, bence harika bir kitap. Lakin herkes kadar etkilenemedim işte. Kitabı iki kere okudum, biri 2001 biri de 2009’da olmak üzere… Bir kere daha okunmaya değer olduğunu da düşünüyorum. Dünya üzerindeki milyonlarca insan yanılmış olamaz. Ben yeterince etkilenmedim diye kötü olacak değil ya.

Dedim ya, dünyanın en mühim yazarlarından Salinger öldü. Acaba dedikleri gibi idrarını içiyor muydu, sapık düşünce ve eylemleri var mıydı, Budist miydi, hangi din üzere öldü, 1964’ten bu yana bir şeyler yazmış mıydı… Bunların cevabını bilmiyorum. Bilmeme de galiba gerek yok.

Salinger hiç röportaj vermemesine, fotoğraf çektirmemesine, neredeyse yarım asırdır kitap yazmamasına rağmen dünyanın en ilgi çekici yazarlarından biriydi. Şimdi öldü, bu da demektir ki popülerliği iyice artacak. İnsanlardan, insanlıktan onlar bir vebalıymışçasına kaçan bir adamın dünyanın en popüler yazarlarından biri olması çok ilginç.

Not: Yazarın, Türkçede, Dokuz Öykü (Nine Stories) ve Franny ve Zooey (Franny and Zooey), Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar (Raise High the Roof Beam Carpenters) adlı kitapları da var. Dokuz Öykü’deki “Esme için-Sevgi ve Sefaletle” adlı öykü, tarafımdan, âcizane önerilir.

 

Salih Kılınç karışık duygularla, bir Fatiha okuyamadan yazdı

kilincsalih [at] gmail.com

 

Yayın Tarihi: 29 Ocak 2010 Cuma 19:08 Güncelleme Tarihi: 31 Ocak 2010, 17:23
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
yavuz altınışık
yavuz altınışık - 11 yıl Önce

okudum en iyi romanlardan birirdir gönül çelen.Salinger ölmüş. insan ne diyeceğini kestiremiyor böyle zamanlarda...

sc
sc - 11 yıl Önce

etkilenmek!yeri geldiğinde nede anlamsız bi kelime oluyor bazen..etkilenebilmek için okunan kitap kapağı açılırken yitirmiştir kelimelerin arasındaki gizemini.holden a sorulan soru"büyüyünce ne olucaksın?"bunun cevabı bile onca yıldır taht kurmuştur onca okurun gönlünde.bazenleri aylaklığı özleyip hiçbir fırsatını kaçırmıyorsak;her an on altı yaşımız,on altı yaşındaki bir Holden tarafından çavdar tarlasından uçuruma düşmeden yakalanabilir...Holden herkesin içindeki gizlediği halidir..

rumeysa
rumeysa - 11 yıl Önce

Olgunlaşmamış insanın özelliği, bi dava uğruna soylu bi biçimde ölmek istemesidir... Olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir!!!
bence gönülçelen kitabının en vurucu cümlesiydi bu..
salınger ölmüş..arkasından bari bi'yakalarsa birini biri,çavdarlar arasında' şarkısını okuyalım efendim=) (bkz.çavdar tarlasında çocuklar-J.D.Salınger)

süleyman untutmaz
süleyman untutmaz - 11 yıl Önce

franny ve zooey'deki zooey bölümünün sanatkarlıkla zanaatkarlığın sağlam bir harmanı olduğunu düşündüm. salınger'in gözü, tıpkı bir kamera misali sayfalarca banyoda ve kahramanların üzerinde dolaşır da asla çıtkırıldım hissiyat masallarına ya da bilinç akışı, iç ses gibi artık herkesin kolaylıkla yapabildiği tasvirlere pas vermez. ustalık biraz da şudur orada: yazan, kendini anlatmanın kolaycılığına kapılmadan karşımıza sağlam bir atmosfer koyar. diğer öykülerinde de herkes alabildiğine canlıd

banner26