banner17

Şairin diğer sanat dallarıyla irtibatı değerli

Bünyamin Küçükkürtül… Kendime yakın dostum… Aynı ırmağın sularında yıkanmış olduğum kardeşim… Benim de resmimi çiz bir gün… Selçuk Küpçük yazdı.

Şairin diğer sanat dallarıyla irtibatı değerli

 

 

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ayrılıp BBP kurulduktan sonra, yapının kendi konserleri, “geceleri” organize edilmeye başlandı. Hasan Sağındık ile ben bu organizelerde sahne alıyoruz. Ben, daha “Başkan” ayrılmadan evvel O’ndan yana koymuşum zaten tavrımı. Bu yüzden üniversitede ilk sınıf biter bitmez “ortodoks ülkücülük” biçiminde tanımladığım yapıdan koptum. Kitaplara daldım. Bu arada Bursa Cezaevi’ndeki ülkücülerin çıkardığı Bizim Dergâh Dergisi’ni okuyorum sürekli. Aboneyim ve her yeni sayısını dört gözle bekliyorum. Zihnimde kurguladığım zemin bu dergide yazılıp çizilenlere çok yakın. “Bizim Dergâh” demek zaten “Muhsin Başkan” demekti.

Ancak, bu konser organizelerini ilk birkaç yıl yapmak öyle kolay değildi. Ülkü ocaklı çocuklar gelip, programları sabote etmeye çalışıyor, rahatsızlık veriyorlar. Böyle çok sıkıntılar yaşadık. Zor zamanlardı.

Benim bu organizeler kapsamında ilk resmi katılımım Bursa’da oldu. 1994… Herkes için yepyeni bir deneyim. Büyük umutlar var. Pırıl pırıl genç arkadaşlar büyük özverilerle Anadolu’nun her tarafında mekânlar açıyor, organizeler yapmaya başlıyor. Muş’tan, Adıyaman’dan, İzmir’e kadar… Bursa’daki benim ilk katıldığım bu konserimiz sırasında da benzer rahatsızlıklar oldu. Şimdi rahmetli Başkan’ın ardından ağıtlar yakan ve benim “ortodoks ülkücülük” dediğim çevrelerden insanlar önce bir özeleştiri vermek zorundalar bu yüzden. Uygulanan fiziki ve psikolojik şiddet karşısında yapılanlar ile yüzleşmeden, bu tür “ağlak” ifadeleri hiç kıymetli bulmuyorum.

Şiirler, sohbetler, ilk kez görüşmeler, halleşmeler…

Neyse... Bu sıkıntılı Bursa konserinden yaklaşık 18 yıl sonra Kahramanmaraş’tayım, “Edebiyat Festivali” dolayısı ile. Türkiye’nin değişik yerlerinden birçok şair arkadaş ile buluştuk. Şiirler, sohbetler, ilk kez görüşmeler, halleşmeler, geziler, oturumlar, toplantılar vs.. Dolu dolu bir program.. Abdurrahim Karakoç’un, Bahaeddin Karakoç’un, Pakdil’in, Zarifoğlu’nun, Erdem Bayazıt’ın memleketinde şiir okumak, şiir üzerine bir dost ile konuşmak huzur verici.

Bu etkinlikler sırasında yıllardır dergilerde şiirlerini okuduğum, çoğu dergide birlikte yer aldığımız, kütüphanemde kitapları bulunan ve hatta bir dönem çıkardıkları “İnsan Saati” isimli dergide desen çalışmalarımı, şiirlerimi yayınlayan Bünyamin Küçükkürtül ile de ilk kez yüz yüze görüşüyoruz. Ama sanki daha dün akşam bir sohbetten yeni ayrılmış kadar sokulganız birbirimize karşı. Konuşmalarımız ilerledikçe O’nu kendime daha da çok benzetiyorum.

Şiirin böyle bir ilişkisi var. Yani hiç yüz yüze görüşmediğiniz birçok isim ile dergiler üzerinden kurulan ruhsal bir akrabalık gelişiyor. Yan yana sayfalarda şiirlerin yayınlanması iki ismi adeta birbirine hemhal kılıyor. Ben hep böyle hissettim. Bünyamin için de aynı şeyleri duydum Maraş’ta. Şiirlerden, dergilerden, şairlerden, Maraş’tan vs. çok konuştuk ama sohbetin ilerleyen cümlelerinde Bünyamin lafı Bursa’ya ve benim ilk katıldığım konsere getirdi. Yıl 1994’e yani. O’nun orada, üniversitede öğrenim gördüğünü sonradan kendisi hakkında bazı şeyler okuyunca ve hatta 1995’te Bursa’da çıkarmaya başlayıp, sonra Maraş’a taşıdıkları “İnsan Saati” isimli dergiden biliyordum ama konsere dinleyici olmanın da ötesinde, benimle aynı düşünsel gelenekten gelen birisi olarak katıldığını söylemesi beni çok etkiledi.

Bünyamin Küçükkürtül: Kendime yakın dostum

Bu etki şu açıdan önemli. Bizim geldiğimiz geleneğin edebiyat ile, düşünce ile irtibatı sorunludur. Etrafıma baktığımda bu gelenekle organik bağı bulunup da, önemli edebiyat ve düşünce dergilerinde ürünleri yayınlanabilen isim sayısı bir elin parmaklarını geçmez maalesef. Bünyamin’e ilişkin zihnimde ve hatta daha da öte duygu dünyamda ta, O’nu görmeden geliştirdiğim olumlu izlenimler bu sözünden sonra benim için daha da kıymet kazandı. Kendimi hep yalnız hissettiğim bir gelenek içerisinde, etrafımda kuşağımdan birisini görmek bana mutluluk verdi.

Tabi ben O’nun bu özelliğini bilmeden Bursa’da öğrenci iken çıkarmaya başladıkları “İnsan Saati” isimli dergiye ürünler gönderiyordum. 1995-96 yılları. Hatta ilk önce desen çalışmalarımı yolladım bir zarfın içine koyarak. Derginin yeni sayısı adresime geldiği vakit kapaktan, hemen logonun kenarından desenim yayınlanmıştı. Martılar vardı desende. Yere tünemişler ve bir kısmı uçmak için havalanıyor. Böyle bir desen. “İnsan Saati” sonra Maraş’a taşındı. O dönem de yine birkaç sayısında şiirim çıkmıştı. Şimdi yazıyı yazarken hatırladım; benim ilk kasetim olan “Tebessüm Provaları”nın bir duyurusunu da yapmıştı dergide.

Derginin adresime gönderilen her yeni sayısında küçük bir not kâğıdına yazılmış, kısa ama önemli nezaket cümleleri olurdu Bünyamin’in. O kâğıtları aradan yıllar geçmesine rağmen dergilerin arasında özenle saklıyorum. Sonra aynı yayınevinden iki yıl ara ile şiir kitaplarımız yayınlandı. Şule Yayınları’nın Merdiven Kitapları dizisinden. Kitabının ismini okur okumaz ilginç gelmişti bana. “Hiçbir Baloda Yokum” (2002)… Kitaba Şubat 2003 tarihini yazmışım. İstanbul... O dönem çok yoğun gidip geliyordum İstanbul’a yeni albüm çalışması için, görüşmeler yapmak amacıyla. O vakit almışım demek ki.

Bünyamin’i kendime benzettiğimden bahsetmiştim. Birincisi, aynı düşünsel gelenekten geliyoruz. İkincisi -gerçi o zaten resim öğretmeni- resim ile kurduğumuz ilişki. Artık uzun yıllardır çizmiyorum ama bazı dergilerde desen çalışmalarım bir ara yayınlanmıştı. Sonra gerisini getiremedim. Sürekli çizmeyince zaten ilgi de sönümlendi. Üçüncüsü Bünyamin bir de dergici. “İnsan Saati”nden sonra “Kuyudaki Koro”yu çıkardı. Mizacının, kişiliğinin de yine bana çok yakın olduğunu düşündüm hep..

(+)

“Hiçbir Baloda Yokum” kitabındaki çoğu şiirini daha kitaplaşmadan dergilerde okumuştum. Şiir düzeyini sürekli artıran ve bunun bir gereği olarak günümüz şiirini temsil eden önemli dergilere girebilen bir seyir izledi. Bunu çok önemsiyorum. Şiirinin geldiği noktayı sürekli aşmayı amaç edinen bir süreç bu.

Bünyamin’in resmi hususunda da kuşkusuz çok şeyler söylenebilir. Her şeyden evvel sulu boya resminde kendine mahsus özel ve özgün bir fırçaya sahip olduğu kuşku götürmez. Bu çalışmalarının kimisini dergilerde görüyorum, kimisini internetteki paylaşımlarından. Resim ile şiir arasında çok uzun boylu konuşmalara kapı aralamaya müsait bir ilişki var. Ve Bünyamin’in resmi bu ilişkinin tam ortasında duruyor bence. Ben, şiir yazan arkadaşların yine, sanatın farklı alanları ile geliştirdiği irtibatı değerli buluyorum. Bu irtibat yazılan şiirin beslenme damarlarını da genişletiyor. İfade gücüne başka anlamlar ekliyor. Aynı zamanda müzisyen olan şair ve yazarlar, aynı zamanda resim yapan şair ve yazarlar hep ilgimi çekmiştir. Başta Mustafa Kutlu olmak üzere.

Bünyamin Küçükkürtül… Kendime yakın dostum... Aynı ırmağın sularında yıkanmış olduğum kardeşim… Benim de resmimi çiz bir gün…

 

Selçuk Küpçük yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2014, 17:38
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdurrahman KARAGOZ
Abdurrahman KARAGOZ - 5 yıl Önce

Dostluk boyle bir sey demekki. Siir ve edebiyat yani gonullerin bam teliyle kurulan dostluk. Ve bir dost bir dostunu ancak bu kadar samiyetle cumlelere dokebilir. Takdirlerimi bildirmek istedim Sn Selcuk Kupcuk hocama....

banner8

banner19

banner20