Şairi en iyi şiiri anlatır sözü ona yakışırdı

Levent Sunal, şair. Belki de onun hayatını anlatmaya yetecek onca söz varken sadece 'şair' demek bile onun sessizliğini anlatmaya yegâne söz olsa gerek. Aramızdan ayrılışının 5. yılında şair Levent Sunal’ı Mustafa Uçurum yazdı.

Şairi en iyi şiiri anlatır sözü ona yakışırdı

 

 

Göz önünde olmak, her yerde olmaya çalışmak, ne yazık ki çağımızın en büyük hastalıklı durumlarından biri. Her sözün içine girerek, her cümlenin sonunu getirmeye çalışarak çoğalmaya çalışan bir yığının varlığı da inkâr edilemez boyutlara ulaşmakta. İşini yapıp kenara çekilmek bile, erdemli bir duruş olarak algılanır oldu. Böylece unutulma korkusu, belki de önemsenmeme telaşı bazılarını çok görünür hale getirdi. Tarifi imkânsız ve çetrefilli bir durum içimizi kemirip duran.

Levent Sunal’ı nasıl bilirsiniz?

“çıkacak mı alnımız erince/bizi bekleyip duran musalladan” diyor Levent SunalDurmadan” şiirinde. Musallada karşılaşılacak bu soru, Levent Sunal için herhalde hayattayken de sorulmuştur. Göz önünde olmak istemeyen, derinden konuşan, sürekli içine doğru yürüdüğü hissini uyandıran düşünceli bakışlarıyla o, hakkında söz söylemek isteyeceklerin onu hakkıyla tanıyamadığı bir hayat sürdü.

1960 Adana doğumluydu şair. Tarsus Amerikan Ortaokulu'nu ve Robert Koleji'ni bitiren Levent Sunal, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oluyor. Daha sonra mesleğe İstanbul’da başlayıp orada yaşantısını sürdürmüş. 2009 yılında aramızdan ayrılana kadar. Hastalara şifa bulmaya çalışan Sunal’ın kendi hayatı da, amansız dertlerle cebelleşmekle geçmiş.

Sessizlik bazılarının makûs talihidir. Yaşamaları nasıl bir sessizliğe emanetse, aramızdan ayrılışları da öyle olmuştur. Levent Sunal ölünce ailesi onu toprağa verir sessiz sedasız. Birçok tanıdığının çok sonradan haberi olur onun ölümünden. Çünkü sessizliği kader bilen şair, hastalıklardan sonra daha bir içine çekilmiştir.

Sessizliğin tanımı olacak bir kişiliği vardı Levent Sunal’ın. Siz konuşursanız konuşan, yoksa sessizliği arzulayan bir yapısı vardı. “Durağan saatler bunlar ölmeye yakın” dediği gibi şiirinde durağan saatlerin abisiydi.

Adresi belli bir şairdi o. Onun şiirini bulmak için dergiler arasında boğuşmaya gerek yoktu. O, Dergâh’ın has yolcusuydu. Dergâh’tan başka da yol aramadı kendine. Has şiirler kaleme alıp, durgun su gibi ruha süzülen dizeler kuran şair, herhalde kendisini en çok Mustafa Kutlu’nun Dergâh’ında iyi hissediyordu. O da biliyordu ki orası bir huzur ülkesiydi.

Levent Sunal’ın şiiri de huzurun davetçisiydi. Kendisini en iyi şiirinde anlattığını söylemişti bir sohbetimizde. Cami avlularını çok severdi, hele de oradaki çocukları. Çocuklarla konuşurken başka biri olurdu sanki. Çiçek açardı içi, dışı. “Ellerimi tutacak ellerimi tutacak çocuklar/o afacan o kumru o nakşibend çocuklar”

Şiirini yaşayarak yazan bir şairdi

Üç şiir kitabı olan ve üç kitabını da Dergâh Yayınları’ndan çıkaran Levent Sunal’ın şiirleri bir hayatın özeti gibidir. İlk kitabı “Mevsimler Birdenbire”yi babasına, “Biz Neyi Anlar”ı annesi ithaf etmiştir. Üçüncü kitabını adı ise, “Soldurmayan İmlâ”.

Şiirlerinde son derece rahat bir üslup kullanan Levent Sunal, sözü gereksiz uzatmalara boğmadan söyleyen bir şairdi. Onun şiiri durgun bir su gibiydi. Kendisi vardı şiirinde. Ne yaşadıysa o. “Şimdi köşe bucak zamandan kaçan insanlar var/Kendi kendini yiyenler benim gibi” derken ne kadar içli olduğunu gösteriyordu şair. İçini Allah’a açan bir Allah dostuydu. Tebessümü zenginleştiriyordu onu. Konuşurken yüzünüze bıraktığı tebessümü unutmanız mümkün değildi. “Kayıp mıyım yoksul muyum değilim/biliyor içimden geçenleri yaradan”

Kendini şiirlerinde çoğalttı. Kalbi dünyanın her türlü acısına, hüznüne, sevincine açıktı. En çok çocukların hüzünlenmesine üzüldü. En çok onlarla sevindi. Onu tanıyan tekrar tekrar tanımak istedi. Çünkü sadece kalbiyle konuşan bir şairdi o.

Şöhret nedir ki ölümlü için

Levent Sunal aramızdan ayrılalı beş yıl oldu. Elbette birçoklarının yaşadığını o da yaşadı ve yaşarken şiirinin üzerine çok da eğilen olmadı, birkaç dostu hariç. Zaten onun da böyle bir isteği olmamıştı. Yaşadı, şiirini yazdı, Dergâh’ı yurt belledi, sessizce sonsuzluğa gitti. Bugün bile internet ortamında onunla ilgili bir şeylere ulaşmak isteseniz, ölümü hakkında yazılanların dışında başka bir şey bulamazsınız. Fotoğraflarını bile. Şair, olması gerektiği gibi yaşadı. Şiirlerini bıraktı ve gitti. Bize kalan da şiirlerini dost bilip, dualar göndermek ardından.

kıyıya getirdiğim/gövdeye niçin çiçekler konmaz/uğultuyla biçimlendi ölüm/rüzgârın keyfi bile yılkı

 

Mustafa Uçurum yazdı.

Güncelleme Tarihi: 28 Mart 2014, 17:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13