Rus Devrimi’nin edebiyatçısı Maksim Gorki

Çar rejimine karşı çıktığı için pek çok kez tutukla­nan Gorki, şiddetli baskılara maruz kalmıştır. Lenin’le yakın bir dostluk kurmuş, 1905 olay­larına doğrudan doğruya katılmıştır.

Rus Devrimi’nin edebiyatçısı Maksim Gorki

Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan Maksim Gorki 19. yüzyıl Rusya’sının “Altın Çağı” diye adlandırılan döneminin en önemli sosyalist ve realist yazarıdır. 5 yaşındayken babasını kaybeder ve dedesi ile büyükannesinin yanına taşınır. Annesinin de kendisini terk etmesiyle birlikte dedesi ve kalabalık olan ailesinin yanında yaşayarak, türlü zorluklarla mücadele etmek zorunda kalır.

8 yaşında çalışmaya başlamak zorunda ka­lan yazar, çektiği yoksulluk ve acılar sebebiyle Rusçada acı anlamına gelen ‘‘Gorki’’ takma adını kullanmaya başlar. 19. yüzyıl Rusya’sın­da yaşamış sosyalist yazar M. Gorki, 24 yaşında Kafkasya gazetesinde yazmaya başladıktan 3 yıl sonra bir dergide yazdığı “Çelkaş” adlı öy­küsü ile ünlenir. Adlarından söz edilmeyen pek çok hikâye ve roman yazar. İlk dönem roman­tik eserlerinin yanı sıra son dönemde daha da şekillenen siyasi görüşleri sebebiyle sosyalist eserler vermeye başlar. Küçük yaşta çalışmak zorunda kaldığı ağır işler neticesinde Sosyaliz­me bağı gittikçe kuvvetlenir. 1902 yılında Rus­ya Edebiyat Akademisi’ne seçilmesine rağmen, Çar II. Nikolas izin vermez. Bu tavrı protesto edenler arasında Anton Çehov da vardır. 1906 yılında Rus Devrimi’ne adadığı “Ana” isimli ro­manı en başarılı eseri olarak kabul edilir.

Çar rejimine karşı çıktığı için pek çok kez tutukla­nan Gorki, şiddetli baskılara maruz kalmıştır. Lenin’le yakın bir dostluk kurmuş, 1905 olay­larına doğrudan doğruya katılmıştır. “Kanlı Pa­zar” olarak bilinen işçi hareketi sonrası yazdığı bir bildiri nedeniyle tutuklanır ancak Rusya’da ve Batı Avrupa’da onun için gösteriler yapılma­sı üzerine serbest bırakılır. 1905 yılında girdiği Bolşevik Partisi’nin yayın organı olan Yeni Ya­şam gazetesinde işçilerin örgütlenmesine kat­kıda bulunur. Silahlı işçi birliklerini maddi ola­rak destekler. 1906 yılında gizlice Amerika’ya gitmesine rağmen, 1913’te geri döner. Lenin’in devrim hareketini zamanlama açısından erken bulduğu için fikir ay­rılıkları yaşarlar. Lenin ise Gorki ile arasının açılmasını istememiş, onu ikna etmeye çalışan çokça mektup yazmıştır.

Siyasi birçok mücadele sonrasında 1932 yılında Stalin kendisini ülkeye dönmesi konusunda ikna eder. 1935’te oğlunun şüpheli ölümü ardından 1936’da kendisi de aynı şüpheyle ölür. Zehirlendiği söylense de ispatla­namaz. Ancak 1938’de Buharin mahkemesinde NKVD ajanları tarafından öldürüldüğü itiraf edi­lir. Erken dönemde verdiği romantik eserlere karşılık; bütün bu çalkantılı hayatını, daha da derinlerini yazdığı realist üçlemeden takip et­mek mümkün.

Çocukluğum

“Kalmuk Suratlı olabilirim. Yahut tuzlu kulak. Yahut bir Perm’li de olabilirim. Veya bir kopil. Dinsiz, imansız da olabilirim. Ama bunların hiç birisi çocuk olduğum gerçeğini değiştirmez.”

Gorki’nin hayatını anlattığı üçlemesinin ilk kitabı olan Çocukluğum, yazarın zihnine kazınmış acılarla dolu çocukluk dönemi anı­larını anlattığı eseridir. Orijinal ismi “Detstvo” Rusçada çocukluk demektir. Oysa çevirmenler “Çocukluğum” olarak çevirmiş. İki kelime ara­sında teknik olarak yalnızca bir ek değişikliği söz konusu olsa da anlam olarak çok farklı göndermelere sahipler. “Çocukluk” ötekileş­tirilmiş, kendisinden uzaklaştırılmış, altında hiçbir duygusal gönderme içermeyen, duygu­suz bir kelime. “Çocukluğum” içinde merha­met, şefkat barındıran, hep hatırlanmak iste­nilen anıların olduğu bir döneme gönderme yapar. Oysa Gorki, kasıtlı olarak “Çocukluk” demiş. Alt sınıfın acımasızlığı içerisinde sert dünyasını adım adım izleyeceğiniz bu kitapta, ilk akla gelen soru neden bunları yazdığı. Ya­şadıklarının altına gizlenmiş, yaşanmamış bir çocukluğun duygudan uzak, soğuk bir tavırla dile gelişi gibi…

Çocukluğuna dair ayrıntılara ilk olarak babasının öldüğü gün ile başlar. Hikâyenin geri kalanından anladığımız kadarıyla, kitap bu anıyla başlasa da çocukluğu o anıyla son buluyor. Ondan sonrası kendisi için hayli zor, sıkıntılı olmuş. O günlerden etkilendiği bir başka sahne de, babasının defnedildiği vakit. Babasının toprağa konmasından ziyade onu etkileyen, mezarın içinde ölüme terkedilen kurbağalar olmuş. Annesiyle birlikte büyükan­nesinin ve dedesinin yanına taşınmak zorunda kalan Gorki’yi bundan sonra çalkantılı günler karşılamış.

O günlere dair en çok kafa karışıklığı Tanrı ile alakalı olmuş. Dedesinin ve ninesinin Tanrı­ları aynı değildi. Kilisede papazın duası dedesi­nin Tanrısına, koronun duası ninesinin Tanrısı­na ediliyordu. Dedesinin katılığı ile özdeşleşen Tanrı ile ninesinin merhametli Tanrı’sı arasın­da gidip gelen Gorki, hayatının geri kalanında hangisine yer verecek?

Yoksa babası henüz ölmüş bir çocuğa zor­la ettirilen “Göklerdeki Babamız …” diye başla­yan dualar onu inançsız bir hayata mı sürükler?

Hem dövülen, hem de kendisine gösteri­len şefkat kırıntıları arasında bocalayan, an­nesinin onu ayak bağı olarak görüp terk ettiği, ailede tek sevdiği Çingene’nin ölümü, ardından yengesinin ölümü ile ölüme duyduğu tepkisiz­lik içerisinde bir çocuk. Öğreneceği çok şey olan, ninesinin peri masalları eşliğinde kor­kunç hayatının ızdırabından az da olsa sıyrıla­bilen küçük Aleksey…

Kimin duası daha makbuldü? Hayvanlara Hristiyan isimler takılır mıydı? Öğrenecektim hepsinin cevabını!

Ekmeğimi Kazanırken

“Bu pencereler ne çok şey sundu bana! Oralarda insanların dualarına, öpüşmele­rine, çekişmelerine, iskambil oynamala­rına, usulca, kaygılı konuşmalarına tanık oldum… Panayırlarda bir köpeğe seyretti­rilen manzara resimleri gibi, balıklarınkine benzeyen dilsiz bir yaşam seriliyordu gözle­rimin önüne.”

Üçlemenin ikinci ve en hacimli olanıdır Ekmeğimi Kazanırken. Dedesinin ilk kitabın sonunda “Var git insan­lara karış!” deyişi ardından hayata karışma­sını, 15 yaşına kadar çalışmasını, o dönemde yaşadığı sıkıntılarını, ekmeğini kazanırken neler yaşadığını anlatır.

Ağır işlerde çalışıp hayatını kazanmaya çalışırken hep mutsuz, hep tatsız bir karak­tere dönüşen Aleksey, karşı konulmaz bir okuma isteği içerisinde bulur kendini. Bir yandan ölesiye çalışarak bir yandan da kitap okuyarak büyük bir savaş verir. Mutlu olama­dığı çalışma hayatı sırasında giriştiği kavga­lar, hep baskın olma ihtiyacı, kavgayla kendini ispatlama çabası; olmayan, yaşanmayan ço­cukluğun izleri gibi…

Kendini, hayatını, içinde yaşadığı bu hayatı anlamlandırmaya, anlamlı bir şeyler bulmaya çalışır. Çok küçük yaşta bırakıldığı bu hayatta ayakta kalmaya çalışırken, şahit oldukları ile bizi 19. yüzyıl Rusya’sının sınıfsal mücadele­sine götürür. Çocukluğunda şahit olduğumuz ve kafasında bir türlü çözemediği Tanrı ile bu inanca karışmış batıl inançların egemenli­ğinde hayata tutunmaya devam eder. Ancak karşısında ya insanların karşı çıkışını yahut Tanrı’nın yasaklarını bulur. Dini, Hristiyanlığı Marksizm ile özdeşleştirmesi genel itibariyle kendisi açısından bir eleştiri noktası olsa da, çocukluğunu okuyunca bunu pek de yadırga­mamak gerekir. Küçüklüğünden bu yana şahit olduğu kadınlara yapılan kötü muamele aşk­la birleşince bu kitapta sorgulanan başka bir husus olarak karşımıza çıkıyor.

Karşı konulmaz bir okuma isteği, bir okuduğunu tekrar tekrar okumak arzusu kendisinde öyle bir gelmişti ki kitaplardaki karakterleri gerçek hayatta karşısına çıkan insanlarla bağdaşıp bağdaşmadığını sorgular olmuştu.

“Bu kitaplarda cani ruhlu, alçak, aşa­ğılık insanlar anlatılırken onlardaki bu an­laşılmaz acımasızlığın, benim çok sık tanık olduğum ve iyi bildiğim insanları küçük gör­me, aşağılama, onlarla alay etme eğilimle­rinin üzerinde pek durulmadığı dikkatimi çekiyordu. Kitapların acımasız kişileri, iş­leri, çıkarları gereği acımasızdırlar; onların niçin acımasız olduğunu hemen her zaman anlayabiliyordunuz. Oysa ben hiçbir amacı, anlamı olmayan acımasızlıklara tanık olu­yordum; hiçbir çıkar beklemeksizin, salt eğ­lenmek için acımasız davranışlar sergiliyor­du bizde insanlar.”

Realizm akımının güçlü örneklerinden olan Gorki, Okuduğu kitaplardaki karakter­leri gerçek hayatta karşılaştığı insanlarla karşılaştırırken, bu kitaplara kutsal kitapları da dâhil eder. Kutsal kitaplarda öğrendiği din adamlarının gerçek hayatta ne kadar karşılığı var?

“Kitaplardaki din adamları da benim bil­diğim din adamlarına benzemiyordu; insan­larla daha bir ilgili daha bir candandılar.”

Edebiyat Yaşamım adlı eserinde kitap­larla nasıl tanıştığını, nasıl kendisini etkiledi­ğini detaylı olarak anlatmış.

“Her kitap, önümde yepyeni ve yabancısı olduğum bir dünyaya açılan bir pencereymiş gibi geldi bana. Daha önce hiç tanımadığım, bilip görmediğim ilişkilerden, düşünceler­den, duygulardan ve insanlardan söz edi­yordu kitaplar. Bunu anladığımda duyduğum şaşkınlığın büyüklüğünü yeterince canlı ve inandırıcı bir biçimde anlatamayacağım size belki de. Çevremdeki yaşam, her gün olup biten kaba, acımasız ve aşağılık şey­ler... Sanki bütün bunlar gerçek değilmiş ya da gereksizmiş gibi geldi bana. Gerçek ve gerekli olan şeyler, içinde her şeyin daha mantıklı, daha güzel ve insancıl olduğu ki­taplarda bulunabilirdi yalnızca. Kitaplarda da insanların bunalımından, aptallıklarından ve çektikleri acılardan söz ediliyordu; evet, kötü, kinli insanları da anlatıyordu kitaplar, ama bunların yanı sıra, daha önce benzerini bile görmediğim temiz, doğru sözlü, sağlam kişilikli, güçlü ve hakikatin utkusu ya da yi­ğitliğin güzelliği uğruna kendi öz canlarını vermeye hazır insanlar da vardı onlarda.”

“Ekmeğimi Kazanırken”, gerçekçi bir yazarın sosyalist bakış açısıyla ele aldığı; dini, Hristiyanlığı, dine karışmış mitolojiyi, kadının ne olması gerektiği, ona nasıl davranılması gerektiği, işçinin, emeğin ne olduğu gibi pek çok konuyu otobiyografik bir zeminde incele­diği bir eser, dili ve üslubu gayet açık, akıcı. Okumakta tereddüt etmeye gerek yok.

Benim Üniversitelerim

“Böylece Kazan Üniversitesine okumaya gidiyorum –işte bu kadar!”

Otobiyografik üçlemenin son kitabında, üniversite okumak için Kazan’a gider ancak üniversite öncesinde alması gereken eğitimi tamamlayamadığından üniversiteden kabul görmez. Bu nedenle kendi deyimi ile hayat üni­versitelerinde eğitimini tamamlamıştır.

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar eserinde Selim karakteri için ayrı bir öneme sahip olan bu eserde, yazarın karşısına çıkan her durumu bir üniversite gibi görüp, mutlaka öğrenecek bir ders çıkartması konu edinmiştir. Diğer iki romandaki üslubuna karşı bu romanda daha sakin, daha iyimser bir hava vardır. Karakterler de ilk iki eserdekine karşılık daha iyi tiplerdir.

Aleksey için çalıştığı her iş, karşılaştığı her insan, başına gelen her olay onun üniversitesi­dir. Fırınlarda, bakkallarda, kitapçılarda çalışıp, çatı katlarında yaşamak zorunda kalan, yoksul­luğun en zorlu şartlarında bile mücadeleden vazgeçmeyen bir kahramanı okuruz bu eserler­de. 19. yüzyıl Rus yazarlarında sıkça karşılaştı­ğımız, özellikle Tolstoyvâri bir bakışla, empoze edilmeye çalışılan dinin, Hristiyanlığın, gerçek değerle ne kadar örtüştüğü tartışması kitabın ana zeminini oluşturur. Dinde yaşadığı bu çatış­ma Tolstoy’unkine benzese de “Edebiyat Yaşa­mım” adlı çalışmasında Çehov Tolstoy’un ken­disine; “Neden bilmem ama şu Gorki’ye kanım kaynamadı bir türlü. Suler’in onunla aynı evde oturması hiç hoşuma gitmiyor. Gorki çok kötü bir insan. Zorla rahiplik andı içmiş bir ilahiyat öğrencisine benzetiyorum ben onu.

Bütün dünyadan yakınan bir rahip, bir ca­sus ruhu var bu adamda. Bir yerlerden kalk­mış, Kenan Diyarına gelmiş, tanımadığı bil­mediği bir ülkeye konmuş, boyuna bakınıyor, sürekli izliyor, hiçbir şeyi gözden kaçırmıyor.

Sanki bir tanrısı varmış da, ona gidip rapor verecekmiş gibi. Evet, tanrısı var. Ve bu tanrı, bir canavar. Hani şu köylü kadınların ödünü koparan su aygırlarından... Ya da bir orman ca­navarı.” dediğini aktarıyor. Tolstoy’un bahsettiği bu Tanrı örneklendirmesi, Gorki’nin eserlerinde daha çok dedesinin Tanrı’sına benziyor.

Tolstoy ile süregelen çekişmeler

Tolstoy’la aralarında bitmeyecek gibi gö­rünen bu çekişmelerin nihayetinde, adı geçen eserinde Tolstoy’a dair aldığı notlardan birbir­lerinden etkilendikleri de seziliyor:

“Budist yazmalarını okumamı önerdi. İsa ve Budizm üzerine konuşurken garip bir du­yarlık sezilir tavırlarında. Sözlerinde ne acına­sılık ne büyük bir kendinden geçmişlik, ne de yürekten sıçrayan bir kıvılcım görülmezdi.

Anlatılması güç bir duyarlıktı bu... Ya­nılmıyorsam, İsa’yı zavallı, acınası bir yaratık olarak görüyor, bazı yönlerden ona hayranlık duyuyor ama sevdiği söylenemez. Ve sanki İsa bir Rus köyüne gelecek de, kızlar ona gülüp alay edecek diye ödü kopuyor ...”

Kazan’a geldiğinde bir süre Evreinov’un ve onun fakir ailesinin yanında kalan Maksim, onlara daha fazla yük olmamak için evden ayrı­lır. Bir gece redaktörü gazeteci ile gece gündüz nöbetleşe kullandıkları tek göz odada kala­caktır. Kendi deyimiyle “Bu yarı Tatar kentte”, o dönem bir fırında çalışmaya başlayan Gorki okulu aksatmamak için elinden geleni yapar. Derenkov isimli bir kolu olmayan bir bakkalın dükkânındaki gizli bölmede ise Rusya için endi­şelenen öğrenci ve devrimcilerle buluştuğu bir kütüphane vardır. Gorki, ciddi bir kütüphaneye sahip bu yerin müdavimlerinden olur.

Başka bir üniversiteye yolculuk

Gorki, “Benim Üniversitelerim” kitabının bir bölümünde bazı derslerden çok sıkıldığını ve içinden Tatar mahallesine kaçmak arzusu duy­duğunu ifade eder. “İçimden çok değişik, ama namuslu bir yaşantı süren, Rusçayı gülünç de­necek kadar tuhaf konuşan iyi yürekli ve güler yüzlü insanların yaşadığı Tatar mahallesine gitmek arzusu geçiyordu. Akşamları uzun mi­narelerin tepelerinden müezzinlerin sesi on­ları camiye davet ederdi; Tatarların hiç bilme­diğim, benim sürdürmekte olduğum ve bana zevk vermeyen yaşantıdan ayrı, çok değişik bir yaşantı sürdüklerine inanıyordum.”

Ekmekçilik yaparken, “Soylu Kızlar Ensti­tüsüne” çörek taşıdığı zamanlarda ellerine tu­tuşturulan pusulaları okuduğunda, açık saçık sözlerden dili tutulacak kadar mahcup, Darwin yahut Hz. İsa’yı sorgulamadan kabul etmeye­cek bir kişilik olan Gorki kitabın sonunda kaçak olarak bindiği gemiyle uzaklara gider. Başka bir üniversitenin, başka bir dersine doğru ha­reket eder.

Şeyma Kısakürek Sönmezocak, “Rus Devriminin Edebiyatçısı Maksim Gorki”, Kitabın Ortası dergisi, Mart 2019, sayı 24.

Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2019, 14:22
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13