banner17

Ruhuyla secdekar bedeniyle isyankar şair

Bir şairin fotoğrafı onun şiirlerini, kitaplarını, hayata attığı imzayı da anlatır biraz. Reşit Güngör Kalkan bize Cahit Koytak fotoğrafı okuması yapıyor.

Ruhuyla secdekar bedeniyle isyankar şair


Tüberkülozdan ölen yaşlı Bombaylı şair geçti gözlerimin önünden. Neydi adı, Katmandu’da şimendifere nazire, Paris’in elyaf kokulu kafelerinde mukim Baudelaire olabilir mi? Belki hayır.

Baudelaire yanık bir yüzyılda, gerçeğin yalınkat enginlerinde gezinen ve fakat gerçeği ters yüzüyle okuyan müthiş nasipsiz! Çoğunda böyledir zahir; zaman sanrısına tutunmuş çöl yalnızlığıyla kavrulan dizelerde okunan o bereket tanrıları gözükmez hiçbir zaman. Şairler ki, güz yanığı omuzlarında peryavşan kokan fotoğraflar çektirirler gündüz gözüyle. Perdeleri yarım bırakılmış günaşırı vakitlerde, pencereler önünde masum salınışlar eşliğinde geçen bir ömrün helecanını seyrederler boyuna. Boyuna ateşten düşler kurarlar. Ateşten düşler altında, pencere önünde, bereket mevsiminin hırpalanmış tanıklarını hatırlarlar. Böyleleri çokça bulunmaz elbet.

Doğrusu şöyle olmalıydı sanırım; unutulmaz bir karede kalıverir hürmete layık her bir şey. Hinliğin saltanatına inat, çekilir bir kıyıya, vakti sefere, seferi tefe kor ve buruşuk bir anının izini sürer.

Düşünürken gülen şair

Bir Cahit Koytak şiiri alır mıydınız? İlk Atlas’ın renklerine bürünen bir gençlik haritası? “Ayıp ama, bakın, Tanrı konuşmak için / Sizin susmanızı bekliyor.” diyebilen bir şairin susması bana masumca gelmiştir hep. Hem, kandili sönmüş dünyanın tam ortasında bilge bir ses bölerse kadife uykuları, bilin ki beyaz gömleği gri çizgili bir adamın bir bankta unuttuğu buğulu armoniler yunağı çalparaya tutulmuştur. Böyle demiyor muydu Borges efendi; “Gülme iki insan arasındaki en kısa mesafedir.” Cahit Koytak, düşünürken gülen, gülerek düşünen fotoğraflar çektirir. Belli ki babası seferberlikte mekkare değil!

Bir fotoğrafın söylediği

Kiraz ağaçları altında, bir ikindi sonrası, duru bir gök katında, hayıt ağacından sedef işlemeli mutantan bir çerçeveye sığıştırır zamanı. Zaman ki, içinde nalçasız gençliğin canı pek heyecansız diyesiler için felsefeyle düşünür. Ekonominin dilini kuşanır da sırra dokunan sözcüklerin canından ağar gökyüzü. Bu gülmek de değil. Gülmek, ifrit hâliyle belirsiz bir uzamın lekelerle büyüyen delimsirek izleği. Bu gülüş lekesi, bu ağrılı bekleyiş, bu Ağrılı, Erzurumlu kar, Doğu’dan gelir ve esmer bir şair teninde güneşler büyütür daima. Zira müşfik, isyankâr ve arzulu sesine sinen Cazın Irmakları mevsimsiz çağıldamaktadır.Cahit Koytak

Renkler, sesler, suskunluklar, caza karışan o yorgun bilinç, ayaklanmış bir domurma hâlinde dünyayı kıskandıracak denli umursamaz bir haytalığın kıyısında soluklanmaktadır artık. Mevsim mayıstır bilene. Bilene, soluklanan bir yaz sağanağı altında patlayan kız ve kiraz sunmaktadır mayıs. Böylesi bir arzunun sesiyle büyülenmiş ve yalınkat musıkîde yankılanan kafiyelere sığınmaktadır şair; mayıs, kız, kiraz…

Unutulmayan yalnız tebessümlerdir

Rahatlığın özentisiz tarafıyla büyüyen ‘an’lar içinde, bir bilinç karmaşası olarak Cahit Koytak, Yoksulların ve Şairlerin Kitabı’na dair pek asûde yalnızlıklar çıkartır ortaya. Yalnızlıklar ki, tanrıların dünyadan kovulduğu ve fakat Allah’ın galip geldiği, ruhuyla secdekâr, bedeniyle isyankâr bir altın çağ bilgesinin yalnızlığıdır bunlar. Özlemlere talip, şiirin hayat bağışlayan gölgesinde imsak vaktini gözleyen zahidane lirizmin diri, dipdiri sesidir yankılanan. Bilincin tekerine soktuğu çomak, mısraların mahsus mahal hâlini sunar dünyaya. Dünya ki, Afrasiyab hikâyeleriyle büyüyen imparatorluklar barındırır şair havsalasında. Mevsimler geçer, dil çölleşir, insan unutur; evet, insan unutur hürmete layık her bir şeyi. Unutulmayan yalnız tebessümlerdir. Yalnız şairler murad almaz bu dünyadan.

Dünyayı şairler yumuşatır

Bana soracak olursanız, Cahit Koytak, isyana tebessüm ederken buruk hatıralar düşünür. İsyana tebessüm, buruk hatıralar ve bir şair fotoğrafı için dünya pek katıdır. Pek katıdır yalanlarıyla arzulanan her bir şey. Siyah Deri Beyaz Maske’si olan Koytak, Yeni Başlayanlar İçin Metafizik karalar bir yerlerde. Fakat bende asılı duran ve aslını zorlayan asıl şey bir şair fotoğrafının hayatla barışık duran tarafıdır. Bir şair hayatla barışabilir mi?

Şiir serüveni hayatın tasviri olsa da, sonsuzluğu yakalama iştiyakı için şaşırmalıyız. Şaşırmalıyız çünkü bir bankta, ılık bir ikindi sonrasında, mevsim her zaman mayıstır bilene. Bilene, soluklanan bir yaz sağanağı altında patlayan kız ve kiraz sunmaktadır mayıs. Böylesi bir arzunun sesiyle büyülenmiş ve yalınkat musıkîde yankılanan kafiyelere sığınan bir şair mırıldanmaktadır; mayıs, kız, kiraz… Oysa Sisifos’un Köyü’nde aradığı biteviye özgürlük, çocuklar önünde aşağılanan, kadınlar önünde ağlatılan, elin günün, komşu köylerin önünde yere baktırttırılan paye olmuştur artık. Ne tüberkülozdan ölen yaşlı Bombaylı şair, ne de Katmandu’da şimendifere nazire, Paris’in elyaf kokulu kafelerinde mukim Baudelaire … Belki hayır, Baudelaire yanık bir yüzyılda, gerçeğin yalınkat enginlerinde gezinen ve fakat gerçeği ters yüzüyle okuyan müthiş nasipsiz!

Fakat bir fotoğrafın Arabı varsa şayet, Cahit Koytak, ekonominin, sosyal politikaların, yoksullar ve siviller için tezlerin ümmet adına söylenen her mısranın Türk’ü, Kürdü, Çerkez’i, Laz’ı olmaya aday kirazlar altında mukim, yorgun bir Mayıs düşünürüdür!..

 

Reşit Güngör Kalkan şair fotoğrafına baktı

 

 

Güncelleme Tarihi: 11 Mart 2012, 00:43
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Halil SARICAN
Halil SARICAN - 7 yıl Önce

Nefis bir Cahit Koytak analizi. Reşit Güngör Kalkan heyhat!....

banner8

banner20