banner17

Ruhum huzur bulmadan uyumak ne mümkün

Murat Kapkıner, tasavvufun kenarlarında dolaşıyor 5. Yazısında.

Ruhum huzur bulmadan uyumak ne mümkün

 

Bir ziyaretimde (gene hücresinde) o tahta kaplamalara yanaşıp bekledim. Zaten oraya gidip soru sormak adetten değildi. Git. Orda edebinle otur. Himmet iste. Sana konuşacaktır.

Mübarek başladı konuşmaya. Konuşmaların içinde Ayzınhavır mı geçmedi (doğru telaffuz ederdi) kimi mareşaller mi geçmedi… Ayrıldığımda aklımda şunların altı çizilmişti: ‘Niyeti iyi ama daha kötü etti. Köpek. Bir çenesi yok. Bi de güzel ki. Niyeti iyi ama daha kötü etti.’

Bunlar iyi şeyler değildi ve içimi bir inkıbaz kapladı. (Anımsamıyorum az sonra anlatacaklarım ordan çıkar çıkmaz mı gerçekleşmişti, yoksa bir-iki gün arayla mı)

Duyduklarımdan sonra...

Baba’nın tuhaf tekkesinden çıkmış, andığım yolakta yürüyorum. Uzun değildi. Elli metre kadar. Paralelinde demir yolu. Birkaç adım atmıştım ki keçi yolunun üzerinde (tam benim yolumun üzerinde) tuhaf bir durum var. Halkalanmış birkaç çocuk (ortalarında ne varsa artık) ellerindeki sopalarla dürtüyor. Yaklaştıkça görüyor, anlıyorum: Simsiyah, şiir kadar güzel bir tazı. İrice. Ama ön ayaklarından biri kesik ve yara taze. Belli ki tren kesmiş. Son derece ama son derece heyecanlanıyor, bu hayvan için içimden ‘ne yapabilirim’ diye geçiriyorum. Söve döve çocukları dağıttıktan sonra, altına eğilip dört bacağını kucaklayıp kaldırıyorum. (Ağır). Yaz günü. Belki beş yüz metre belki bir kilometre onu kan ter içinde taşıyıp taksi bulabileceğim sanayi çarşısına getiriyorum. Orda bir taksiye atıp eve getiriyorum. (Herkes bana acip acip bakıyor).

Dirsekten kesik kolunu evimdeki ilaç  vesaire ile sarmaya çalışırken, lütfen inanın, o, kesik kolunu bana uzatıyordu.

Öldür onu!

O yoksul halimde bir daha taksi tutup Veterinerliğe götürüyorum. Bana: ‘güzel bir duygu ama biz bunu tedavi edersek hayvanın bundan sonraki hayatı çocukların elinde oyuncak olup ıstırapla geçer: bunu öldürelim’ diyorlar. Gene bir taksiyle eve geliyorum. Belediye’de çalışan, öğrenciliğinden tanıdığım bir veteriner arkadaşım var. Onu arıyorum. Geliyor: ‘Abi ben bunu ameliyat ederim bir şeyi kalmaz ama bundan sonraki hayatı çocukların elinde…’

Veteriner, Avni Baba’yı tanıyor. Belki intisaplı. O gün ben de intisaplı olmalıyım ki: ‘Yardımcı ol; konuyu Baba’ya (Avni Baba’ya) danışalım’ diyorum. Arabasıyla Avni Baba’ya gidiyoruz. Bana: ‘Murat can. Biliyorsun hayvanlar için cennet-cehennem yok. Veterinerler ne diyorsa yapmalı’ diyor. Gelip tazıyı evden alıyoruz. Bulunduğum yer, semt olarak, Babuklu’ya, benim bürom, Fadıl Baba’nın ikametgâhının bulunduğu yere varıp hayvanı indiriyoruz. Veteriner arkadaşım tazıyı alıp kasaphanenin arkasında gözden kaybolunca… Yanında bir miktar siyanür vardı… Fadıl Baba’nın söyledikleri şimşek gibi hafızama çakılıverdi: ‘köpek… bir çenesi yok… niyeti iyi ama daha kötü etti. Köpek… bi de güzel ki..’

Arabadan fırlayıp Veteriner arkadaşıma kavuşayım derken onunla karşılaştık: ‘Hepsi bu’ dedi ‘sen de kurtuldun o da’

Ne kurtulması…

Ruhumun açılması için

Çok! Çok sıkılıyordum.  Kısmen gözüm açılmış, maveranın varlığından emin olmuştum ama şu beni kahreden, çorumu çocuğumu mahzun eden belki yoksul ve yoksun eden inkıbazlarım sürüyordu. Durumumu bilen bir tarikat yoldaşım, bir gün bana: ‘Murat kardaş’ dedi  ‘Bir sabah namazı vakti Fadıl Baba’ya git. Ola ki sana bir şifa söyleye.’

Sabah namazlarını hiç  kılamayan ben bir gün cehd edip bir şafak vakti Fadıl Baba’ya gittim. Gene hücresindeydi. Tahta çakmalara yanaşıp dinledim. Karışık  kuruşuk şeyler söylüyordu gene. Sanki ona ‘anlamıyorum; anlayacağım dilden konuş’ der gibi:

‘Baba ben sabah namazı kılamıyorum’ dedim.

‘Canın istese kılarsın’ dedi. Ben bunu amiyane anlamında anladım o günler. Meğer ne büyük bir şey söylüyormuş: ‘Ruhun istemiyor.’ Bunu çok sonraları akledebildim ama o gün onu bununla bırakacak değildim. Bütün himmetimle, maddem ve manâmın kurtuluşunu kastederek: ‘Efendim! Bana bir şey söyleyin’ dedim:

‘Oku’ dedi. O, böyle deyince, netleştirmek için (çünkü o günler ‘Tehlikeli Alakalar’ı da okuyordum):

‘Ne okuyayım efendim’ dedim ve bana:

‘Yahu! Baştan oku işte’ dedi.

Bilmem;  o gün bugün ‘baştan okumak’la mı meşgulüm acaba. Malûmunuz işbu ‘baştan okumak’ Kur’anî’dir. Kur’an’ın baştan okunmasıdır.

Seyyid Muhammed Raşid Efendi  (Seyda)

Siyah gözlük takarak günde belki yarım saat dışarı çıkıp kimseyle görüşmüyorum. İstasyon caddesinde bir gidip geliyordum. Ya da Mücelli Mezarlığı’na. Ölülerin arasında dolaşıyor, kısmen daha huzurlu hissediyordum kendimi.

Başlarda bir yerlerde değinmiştim: İntihar veya tımarhane ile aramda hemen hiç mesafe kalmamıştı. Zaten sabahlara kadar uyuyamıyordum.

Emekli astsubay Hasan Ağabey’in, Konya Üssünden bu  mesai arkadaşımın İslam’a girişi benimkine çok benziyordu: İkimiz de yoğun yaşadığımız cahiliyeden, bıçak keser gibi, İslam’a girmiştik. Şu farkla ki ben usçu İslam’a, o, tasavvufî İslam’a girmişti. Ben ordudan atıldıktan sonra Malatya’da mesleğimi icra etmeye çalışırken, o halâ emekli olmamış, Malatya’ya tayin olmuştu. Yer yer elektrikçi dükkânıma gelir giderdi. Bütün sorunlarını içerisinde bulunduğu, tarikati, şeyhi sayesinde çözmüştü. Bu huzur yüzünden yansıyordu. O’nu sıkıştırırdım: tasavvuf ve tarikat konularındaki hatalar ilgisiyle pek tartışmaz, çoğunlukla  bir söz söyler susardı: ‘Olmaz Murat Kardeş olmaz. Mürşidsiz olmaz.’

İşte yukarda andığım bunalımlarımın içinden bir gün: ‘Kim bunlar; söyle gidip bulayım’ demiştim; yarı müstehzi. O ise bana: ‘Onlar aramakla bulunmaz; layık olursan onlar seni bulur’ demiş, samimi olmadığımı da işar etmişti.

Uyku hapı derdime çare olur mu?

Geceleri uyuyamadığım için, sabah kalkıp işime gidemiyordum. Herkes gibi vakitlice uyuyabilmek ve herkes gibi sabah işime gidebilmek için yapmadığım şey kalmadı. Bağımlılık yapan, ilk gençlik yıllarımda çok kullandığım ilaçlara başvurmak istemiyordum. Anımsadığım en son uygulama ayaklarımı  sıcak suya sokmaktı. Yaptım: gerçekten uyku getiriyordu ama ayaklarımı  sudan çıkarıp yatağa girinceye kadar geçen birkaç saniye içinde gene cin gibi oluyordum.

Bir gün bir eczaneye girip: ‘Bana kuvvetli bir uyku ilacı verin’ dedim. Kalfa çırağa dönerek: ‘Bir onluk Diazem getir’ dedi. Kestim: ‘Onu geç, onu geç; kuvvetli bir şey ver’ dedim. (o zamanlar yeşil reçete diye bir şey yoktu ve bu uyuşturucular reklam edilerek satılıyordu: ‘Ruhta bedende huzur: diazem’ gibi. )

Adam biraz da bana efelenerek: ‘Öyle mi’ dedi  ‘Oğlum bir Mogadon ver.’ Fazla üsteleyemezdim. Bu ilacın üzerinde ‘kesin hipnotik’ yazıyordu ama o da bizim eski arkadaşımızdı. Yutar, üstüne çay içer, gezinirdik ortalarda. Ama olsundu, yılardır kullanmamıştım, şimdi etkileyebilirdi.

O akşam hemen iki tane yuttum. Bir saat kadar sonra iki daha, bir iki saat sonra iki daha. Bu minval üzre sabaha kadar yuttum, başkaları için intihardı. Sabaha kadar belki tüp tükendi ben ise uyanık, tuvalete giderken kafamı – gözümü duvarlara çarpıyordum: sadece sarhoş olmuş, uyuyamamıştım.

İşte o intiharın, tımarhanenin çok yakınımda olduğu o günlerin birinde gece... Seccademde sabaha kadar ağlayarak (seccade ıslanmıştı): ‘Ya rabbi. Elimden gelen her şeyi yaptım. Hasan Abi’nin dediği adamlar kim iseler bulsunlar beni’ diye yakardım.

Kur’an’ı, hadisi herkese öğretiyor, insanların hidayetini arttırıyordum ama bana yetmiyorlardı. Kâfir olduğumu, münafık olduğumu  düşünüp intihar aşamalarına geliyordum.

Murat Kapkıner hâlini anlatıyor

Murat Kapkıner'in yazı dizisinin 

birinci yazısını okumak için buraya, 

ikinci yazısını okumak için buraya 

üçüncü yazısı için buraya 

dördüncü yazısı için buraya

altıncı yazısı için buraya tıklayınız.

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2012, 13:04
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
şahin torun
şahin torun - 7 yıl Önce

bir gün bir minval üzere, selametlik m.emin alper ağabey, bir şirinden bir dize ya da bir yazısından bir satır okumuş; 'keşke içinizden bir gandi olsaydı..'diyerek murat kapkıner ağabey için şöyle demişti; iyiki murat kapkıner var...iyi ki...

Ferhat Uludağ
Ferhat Uludağ - 7 yıl Önce

Besmeleye not düşen ''müstesna şair''i çok seviyor, Rabbimiz başımızdan eksik etmesin diye dua ediyoruz (Allahümme amin)

ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 7 yıl Önce

Allah ondan razı olsun. Bu üslup, bu halisanelik beni mahvediyor. Edebiyatımızda, hatta dünya edebiyatında ikinci bir nüshası var mıdır Kapkıner üstadın. O, kimden dua talep ederse etsin, ben ondan dua talep ediyorum.Şu okuduğumuz metne bir de edebi ürün açısından bakmayı deneyin bir de: bir eşini daha gösterebilir misiniz bana?

banner8

banner20