Resmi ideolojinin gıcık kaptığı alanlarla ilgilendi

Ramazan Yelken Hoca dağları, doğayı, dağların insana sağladığı doğurgan yalnızlığı seven biri. Muaz Ergü yazdı.

Resmi ideolojinin gıcık kaptığı alanlarla ilgilendi

Ülkemizde üniversiteler uzun yıllar resmi ideolojinin sivil karakolları gibi bir görev ifa etti. Üniversitelerin yöneticileri ve eğitim üyeleri de halka karşı bir hoca ya da eğitici gibi değil de polis gibi davrandı. İlim ve irfanın yuvası olması gereken kurumlar halkın aşağılandığı, hor görüldüğü, milletin dininin ve dilinin yok edilmeye çalışıldığı adeta kibir odağı gibi çalıştı. Kimliğine ve tarihine yabancılaşmış mankurtların işgali altında pozitivist, seküler, Batıcı, beşinci sınıf oryantalist bir mantalite canlı tutuldu. İddia edildiği gibi hiçbir zaman üniversiteler akademik özerkliğin ve özgürlüğün mekânı olamadı. Hatta ifade özgürlüğüne karşı çıkan kurumların en ön sıralarında yer aldı.

Üniversitelerin bu tek-tipçi ve baskıcı ortamından elbette farklı düşünen, özgür, düşünceye saygılı akademisyenler de yetişti. Resmi ideolojinin papağanlığına soyunmayan, düşündüğü söyleyen ve bedel ödeyen hocalar… Üniversite tezgâhının hatalı imalatları da diyebiliriz bunlara… İyiki de öyle olmuşlar. Farklı bir ses… Biz o farklı seslerden birini tanımak ve tanıtmak niyetindeyiz. Prof. Dr. Ramazan Yelken’i…

Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü hocalarından. Tam da resmi ideoloji ve söylemin gıcık kaptığı alanlarla ilgileniyor. Cemaat ve cemaatin dönüşümü, sivil toplum kuruluşları, kamusal alan, insan hakları, sosyoloji teorileri, tarih sosyolojisi… 2008 yılında ‘üniversitelerde başörtü yasağı kalksın’ kampanyasında onun da adını görüyoruz. Yelken, hilkat garibesi, hiçbir mantığa sığmayan, tam anlamıyla resmi ideolojinin sakatlığını gösteren bu yasağa karşı çıkarak resmi ideoloji dışında konumlandığını gösterdi.

Herhangi bir ideolojik tarafgirlik içinde değil

Ramazan Yelken, 1959 Çankırı doğumlu. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. Genelde o yörelerin bir klasiğidir bu. Çorum, Çankırı ver Yozgat gibi iller Ankara’ya çok göç vermiştir. Ramazan Hoca da aynı şekilde. Gençliğinde milliyetçi ideolojinin içinde. Ülkücü… Hatta ülkücü bir genç olarak 12 Eylül’de hapse düşüyor. Mamak Askeri Cezaevi’nde yatıyor. Hapiste kendini sorgulama süreci… Sonrasında akademik çalışmalara yoğunlaşma… Hayatı ideolojik paradigmaların belirleyiciliği dışında tanıma, yorumlama gayreti… Yoğun bir okuma ve tefekkürün sonucunda meselelerin gerçek yüzünü görme… Sloganların belirleyiciliğinden sıyrılıp gerçeği tanıma…

Yelken, darbelerin statükoyu kavileştirirken fikri ve ideolojik anlayışları alt üst ettiğini belirtiyor. Fikir hareketlerinin genetiğiyle oynandığı, solcuların sağcılaştığı, sağcıların solculaştığı, ülkücülerin de ülkülerinden uzaklaştığı tespitini yapıyor. Hoca’nın bir takdir edilecek yönü daha var. Değerlendirmelerini yaparken herhangi bir ideolojik tarafgirlik içinde değil. Bir kliğe, gruba seslenmiyor. Türkiye’deki statüko ve darbelerden sağcısı, solcusu, dindarı, laiki, Türk'ü, Kürt'ü herkesin bir şekilde olumsuz etkilendiği gerçeğinin altını hiçbir komplekse kapılmadan çiziyor. Ayrıca elinden geldiğince davet edildiği konferans, sempozyum ve gezilere icabet ediyor. Akademik kuruntu ve artistliğin dışında bir kişilik.

Yeni sürülmüş tarlalara rastladım, toprak kokusu çok güzel”

Ramazan Hoca dağları, doğayı, dağların insana sağladığı doğurgan yalnızlığı seven biri. Doğada yürüyüşün aynı zamanda içe yapılan bir yolculuk olduğunun da farkında. Şöyle demişti bir sosyal medya paylaşımında: “Bu sabah erken kalktım. Kendimi dağlara tepelere vurdum yine. Eryaman'ın bittiği noktadaki tepelere, dağlara ulaşmam, biraz uzaklaşmam, nefes almam, sessizliğe ulaşmam, rahatlamam şart. Bir buçuk saattir yürüyorum. Nihayet araziye ulaştım. Ankara'dan çıkıyorum. Arazide yürümek, tepelere doğru tırmanmak iyi geldi. Burada da yalnız değilim. İki avcı var. Yapmamalarını söyledim. Biraz tartıştık. Yeni sürülmüş tarlalara rastladım. Toprak kokusu çok güzel.”

Aynı zamanda duyarlı, hassas bir kişiliğe de sahip. Toplumsal mecrada olup bitenleri derinden hissediyor. Milletine yabancı, üstten bakan profesyonel bir akademisyen değil. Son zamanlardaki olan bitenler karşısındaki ruh halini şöyle tasvir ediyor: “Şaşkınım, üzgünüm, kırgınım, kızgınım ve dinliyorum, izliyorum, anlamaya çalışıyorum. Düşünüyorum, düşünüyorum, kendime, kalbime olanı biteni izah edemiyorum. Kilitlenmiş durumdayım. Kelimeler boğazımda düğümleniyor, konuşamıyorum. Şaşırıyorum, bazı insanlar ne kadar kolay konuşuyor. Acıyı hissetmiyorlar sanırım. Gündelik politik gündemlerini hiç bir şey, ama hiçbir şey değiştiremiyor. Sonra fark ediyorum ki terörün bendeki en önemli etkisi bu olsa gerek. Şaşkınlık ve kilitlenmişlik hali. Bu durumdan sıyrılmam gerekir.”

Ders anlatan bir hoca olarak öğrencileri de kendisinden övgüyle söz ediyor. Unutulmayan hocalardan. Öğrencilere yaklaşımı pozitif, insanı çalışmaya sevk edici, başlanılan bir işin bitirilmesi için motivasyon kaynağı. Öğrencileri gereksiz ayrıntılara boğmuyor.

Ramazan Yelken’i takip etmekte fayda var. www.fikircografyasi.com'da makaleleri okunabilir.

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2018, 13:22
YORUM EKLE
YORUMLAR
hasan boynukara
hasan boynukara - 3 yıl Önce

Basit bir deneme; özgürlük yoksa yaratıcılık, yaratıcılık yoksa gelisme yok demektir. Ramazan hoca cesaret ve samimiyetiyle kendisine özgürlük alanı acabilenlerden.Takdirlerimi iletiyorum

banner19