Rachel'ın Şefkat Tokadı

Mahcup, hüzünlü, yarım gülüşlerimizle gittik. Dostlarımız ve yürekli arkadaşlarımızla daima yirmi üç yaşında kalacak olan bir güzel ölümlünün cenazesini kaldırmaya. Ölülerimize sahip çıkmaya. Yüzlerimizi yerlere döktük. Yerde kan, yerde utanma, yerde vicd

Rachel'ın Şefkat Tokadı

Ev yıkan buldozerlerle savaşma günü;

Üniversite önünde çocukların ölümünü unutmayanların günü;

Halepçe adlı bir kardeş şehrin var olduğuna inananların günü;

Hanzala adlı, dokuz yaşında bir çocuğun elinden tutma günü; hayır, hayır! O çocuğun bir elimizden Rachel'ın diğer elimizden tutuğu gün;

“Tekerlekli sandalyede de olsan kahraman olmadığın için sen suçlusun!” diyen bir güzel adamın günü;

Unutmayanların günü;

Vicdan adlı, nereye gitsen yakana yapışacak bir suretin olduğunu unutturmayan bir gün!

 

Kızlarağası Medresesinde kimler vardı? Kırk güzel adam, yedi derviş, Selahaddin'in askerleri, peygamberin yetimleri, Francesco'nun akrabaları, Ernesto'nun dostları, Hüseyn yarenleri… Daha başka da insanlar vardı; yirmi üç yaşında bir kız, sonsuza kadar yirmi üç yaşında ve derisinde palet izleriyle kalacak ama dudaklarında bir gülümsemeyle kendi cenazesini kaldıracak olan benden cesur bir kız vardı. Kızlarağası medresesine sığmayan bir bakışı vardı kızın! Bu yüzden acilen gelecek yıl bir kongre sarayında, ondan sonra da uluslar arası bir sempozyumda görmek istedim o kızı! Yoksa biliyorum ki o kızın iki eli yakamızda olacak!

 

Vicdan Günü'nde  “Neden?” dedik birbirimize. “Hani bizim kainatı kuşatan, ötelere talip bir inancımız vardı?” derken hüzünlendik. “Bir gün peygamber gelip, ben ki Hılf-ul Fudul'a katıldım yanımdakine kafir demeden! Siz neden zalim nerede olursa olsun kafa tutmadınız?!” demeyecek mi dediğinde bir yarenimiz, yüreklerimiz titredi! Korktuk. Vasfımız yüreğimizi taşımıyormuş meğerse, deyip, sustuk ve dinledik Rachel'in rüyasını.

 

O gün hiçbir özel isim yoktu salonda; Hanzala ve Rachel dışında. Bir kenarda Ahmed Yasin, öbür kenarda Naci el-Ali yaralarını sarıyor ve mahzun bir gülümsemeyle bizlere bakıyorlardı. Rachel ise öldüğüne inanmayıp yürüyordu buldozerlerin üzerine üzerine. Hanzala kaç kere elini tuttu kızın. Oysa kız, Hanzala'nın binlerce kez darp edildiği iğneli fıçıya, binlerce kez derisinin gerildiği Filistin askısına doğru yürüdü de yürüdü.

 

Dünyada aktivistlerden, boyun eğmeyenlerden, muhaliflerden öte: canını -öldürmeden- ortaya koyabilecek, başkalarının kanı için kanını feda edebilecek cesur insanlar vardı. Hatırladık ve dünyada olduğumuza hayıflanırken, dünyada iyiliğin neden bitmediğini anladık.

 

Döndük geldik evimize, yurdumuza.

 

Bir yerlerde bir mazlum elbet vardı. Bir yerlerde bir zalim elbet vardı. Lanetledik zalimi. Mazlum için dua ettik. Lambaya püf dedik! “Yarın o zalim bizim kapımıza geldiğinde Rachel bizimle olur mu?” diye bir soru geldi kapımıza ve sahipsiz duruyor orada öylece!

 

Evet, Vicdan Günü, biraz daha insan olduk. Bir ölümsüz hikayeyi daha hatırladık:

 

Henry David Thoreau, “verdiğim vergi insanları öldüren silahlara dönmesin” der ve vergiyi ödemez. Hapse atılır. Dostu Ralp Waldo Emerson ziyaretine gelir ve Thoreau'ya sorar:

-Henry, neden buradasın?

-Waldo sen neden burada değilsin?

 

http://www.video75.com/SleDY-MuZl4/rachel-corrie-the-girl-w/

 

 

Üç yaşında bir kızım var ama Rachel'in babasındaki cesaret bende yok! Yirmiüçünde bir güzel kız gelip bize bizim yapmamız gerekeni öğretti! Dini, dili, cinsi ne olursa olsun insana yapılan zulme, bir Müslüman en önce kafa tutmuyorsa… dedi ve gitti buldozerin açtığı yoldan İnsanlık yoluna!

 

Yine, Thoreau anlatır- kısaltayım-:  "Bir gün mahallemize geldiler. Kızılderilileri götürdüler. Kızılderililer, “Biz suçsuzuz bizi neden götürüyorsunuz?! Ey komşularımız bizim suçsuz olduğumuzu söyleyin!” dediler. Ama kimse dışarıya çıkmadı.

Başka bir gün geldiler ve sosyalistleri götürdüler. Sosyalistler:”Biz suçsuzuz bizi neden götürüyorsunuz?! Ey mahalleliler, neden suçsuz olduğumuzu söylemiyorsunuz?” dediler ama kimse çıkıp sosyalistleri kurtarmadı.

Bir gün yine geldiler. Aaa! Kapımızı kırıyorlar! Hayır yapmayın! Bizim bir suçumuz yok! Neden bizi götürüyorsunuz?! Bizi kurtaracak kimse yok mu?.."

 

Zeki Bulduk yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2011, 12:37
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
sevil köse
sevil köse - 10 yıl Önce

Bana dokunmayan yılan,bin yıl yaşasın felsefesinden kurtulmadıkça,bu gün seyirci kalığımız çoğu ZULÜM döne döne bizim kapımızıda çalacaktır.Bu gün yaşadıklarımız komşularda KAN,bizde pskolejik savaş,Orta DOğuda barış yayğarası altında,usul usul alıştırılıyoruz,alıştıra alıştıra BİZİ KURTARACAK BİRİNİ BEKLİYORUZ,yazık bize.BİZİ YARATAN,BİZE BİR BEYİN VERDİ,zaten,başkalarının emanet beyni,bizden önce her zaman kendini düşünür,kendini düşünmeyenlerde Rachel gibi zulume badenini siper eder.saygılar

bayram aşan
bayram aşan - 10 yıl Önce

belki uzaklarda belkide sah damarımızdan yakınlarda ve hatta belkide biz kurtulmak için kurtarıcıyı aramaya cıkmamız gerekir hep başkalarının yaptıklarıyla övünür dururuz belki bizlerde övünmek yerine onların yapıkları gibi bir cesaret ve caba harcasak cok farklı olur diye düşünüyorum biz..... daha eklenecek o kadar fazla söz varki onuda başkalarına bırakarak son sözlerimi yazara bir tesekkür olarak son vermek istiyorum tşkler hatırlamamıza yardımcı oldugun için özlemle

banner19

banner13