Pir Sultan'dan önce O sayılırmış!

Alevi Bektaşilerin Osmanlıyı destekledikleri de olmuş. Nereden mi bu yargı? Otman Baba'dan...

Pir Sultan'dan önce O sayılırmış!

Fatih devrinin birçok meşhur siması vardır; Akşemseddin, Akbıyık Sultan, İskilipli Şeyh Muhyiddin Yavsi, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Molla Lütfi, Hızır Bey Çelebi, Sinan Paşa, Hocazade, Ali Kuşçu, Ahmed İlahi ve daha niceleri... Bu zevatın her biri için ciltlerce kitap yazılsa yeridir. Yetersiz olsa da haklarında çalışmalar yapılmıştır. Ancak Fatih Devri’nin meçhul ve esrarlı öyle bir siması vardır ki, üzerinde hiç durulmamıştır. Onun menakıbnamesi, hem Fatih devri için, hem tasavvuf tarihi için, hem de Devlet-i Âliye ile Alevi Bektaşi zümrelerinin ilişkisi için çok önemli bilgiler içermektedir ve tetkike muhtaçtır. Bu zat Otman Baba adı ile maruf olup, türbesi Bulgaristan’da Hasova (Hasköy) denilen yerde hala ziyaretgahtır.

Timur’u Anadolu’dan def eyledi

Otman Baba hakkında bildiklerimizi büyük ölçüde müritlerinden Kuçek Abdal tarafından kaleme alınan “Vilayetname-i Şah-ı Kuçek Abdal” adlı esere borçluyuz. Vilayetname’ye göre Otman Baba, Yesevi erenlerindendir. Doğduğu vakit anne babası tarafından Yesevi Dergahı’na adanmış, manevi eğitimini bu dergahta almıştır. Bir dönem Çin’de dolaşmış, bu sebeple Emir-i Çin lakabı ile şöhret bulmuştur. Timur’un ordusu ile birlikte Anadolu’ya gelmiştir. Rum evliyası onun kutup olduğunu ve tasarruf ehliyetiyle geldiğini bilmişlerdir. Otman Baba’nın ismi Emir Buhari Hazretleri’nin menkıbeleri içinde de geçer. Rivayete göre Timur’un ordusu Anadolu’yu bir türlü terk etmeyince Molla Fenari, Emir Buhari’den manevi tasarrufunu kullanmasını ister. Emir Buhari bu konuda tasarrufun Otman Baba’ya ait olduğunu ondan niyaz istemeleri gerektiğini söyler. Molla Fenari, Otman Baba’yı bulup niyaz ister. Otman Baba’nın tasarrufu ile Timur’un ordusu kısa sürede Anadolu’yu terk eder.

Otman Baba, henüz küçük bir çocuk olan Şehzade Muhammed İbn Murad’a rüyasında görünür. Kendisini tanıtır ve “Ben seni Rum’a padişah eylemeye geldim. Kırk yaşına girdiğinde sana kendi özümü gösteririm. Eğer beni bilirsen bilirsin, bilemez isen ziyan edersin” der.

Hacı Bektaş Veli’nin mirası

Daha sonra, İstanbul sırtlarına Merdivenköy’e varır. Burada Şah Kulu Sultan adıyla bilinen Şah Şucaeddin Veli’nin dergahı vardır. Otman Baba bu dergahtan Konstantinopolis’e nazar edip “Ben bu şehri almaya geldim” buyurur. O dergahta erbain çıkarır. Rivayete göre Merdivenköy’deki bu dergah, Bizans İmparatoru’nun av köşkü olup Maltepe Savaşı’ndan sonra Orhan Gazi ile İmparator arasındaki barış görüşmeleri burada yapılmış daha sonra bu bina ahi dergahı olarak tahsis edilmiştir. Otman Baba, Fetret devri ve II. Murad devri boyunca Balkanlar’da irşad ve tasarrufta bulunmuş, Hacı Bektaş Veli ve Sarı Saltuk’un  çerağını devralmıştır. Varna savaşında manevi tasarrufu ile Osmanlı ordusuna yardım eder.

Fatih Sultan Mehmet elini öptü

Otman Baba İstanbul’un fethini, aynı gün Tırnova’da sabah vakti “Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, İstanbul’u aldık” diyerek haber vermiştir. Fetih’ten sonra İstanbul’a gelen Otman Baba kimseye kendini tanıtmadan şehirde dolaşır. Silivrikapı surları önünde at sırtında dolaşan Fatih ile Sadrazam Mahmud Paşa’ya surlardan seslenerek kuşatmayı düşündüğü hisara gitmemesini orada yaralanacağını ve mağlup olacağını haber verir. O sırada Fatih Belgrad Seferi’ne hazırlanmaktadır ve Otman Baba’nın dediği gibi Belgrad Kuşatması başarısız olur, Fatih de yaralanır. Daha sonra Fatih ile yine İstanbul’da sokakta karşılaşırlar. Otman Baba Fatih’e;  “Söyle bakalım sultan sen misin yoksa ben miyim” der.  Fatih, şehzade iken rüyasında gördüğü Otman Baba’yı tanır, elini öpüp "Padişah sensin ve Sırr-ı Hüda’sın, ben senin kemterinim babacığım” der.  Otman Baba da Fatih’e “Sen benim oğlumsun” diye iltifat eder.

Otman Baba tekrar Balkanlar’a döner. Birçok keramet ve tasarruf gösterir.  Fatih ile Uzun Hasan Otlukbeli’nde harp ederken, Otman Baba Balkanlar’da olduğu halde tasarrufu ile Fatih’in ordusuna yardım eder. Harp esnasında Otman Baba yanındaki abdalları bir dağ başına çıkarıp sopalarla karaçalıları kırdırır. Kırma işi bitince abdallara der ki “Hepiniz gazi oldunuz, nice bin tatar kırdınız.” Aynı esnada Otlukbeli’nde boz at sırtında harp meydanında görülür. Hatta harpte oyluğundan yaralanır. Ertesi gün abdallar Otman Baba’yı yaralı görünce hayret ederler. Uzun Hasan bütün harp tekniklerini kullandığı halde mağlup olunca, işin ahvalini kendi ordusunda bulunan evliyadan Abdurrahman Baba’ya sorar. Abdurrahman Baba “Rum tarafından Otman Baba geldi ve geçti ki çare olup yenemedim” der.

Meşayıh ve ulemadan bazısı Otman Baba’ya haset edip İstanbul’a iftiralarla dolu şikayetler iletirler. Fatih, Otman Baba’nın incitilmeden ve gönlü edilerek İstanbul’a getirilmesini emreder. İstanbul’a geldiğinde Sinan Paşa’yı Otman Baba ile görüşmeye gönderir. Sinan Paşa, Otman Baba ile konuşur ve onun evliyanın büyüklerinden olduğunu anlar. Hakkındaki suçlamalar düşürülür ve Ayvansaray’daki Kılıç Manastırı Otman Baba ile abdallarına tahsis edilir.

Fatih, tacı tahtı terk edecekti!

Fatih sürekli olarak Sinan Paşa ile haber gönderip Otman Baba’yı ziyaret etmek isterse de Otman Baba “Sultan Muhammed bizim dergahımıza gelirse onu derviş ederiz” deyip kabul etmez. Fatih şiddetli bir hastalıktan yine Otman Baba’nın himmetiyle kurtulur. Otman Baba, vefatından evvel, İstanbul’dan son kez ayrılmadan önce, bir gece yarısı sarayın kapısına gelip Fatih’i ziyaret etmek ister. Fatih yatağından kalkıp sarayın kapısına kadar gelerek kendisini karşılar. Haremde baş başa görüşürler. Otman Baba nasihatlerde bulunduktan sonra kalkıp giderken Fatih, “Babacığım ben de geleyim mi” diye onunla gitmek ve saltanatı terk etmek isterse de Otman Baba dua edip vazifesi başında kalmasını tavsiye eder. İstanbul’dan ayrılır ve bugün Bulgaristan’da kalan Hasköy’de vefat eder. Türbesi halen ayaktadır ve ziyaret yeridir. Vefatı gecesi abdalları müşahede ederler ki, bir taife melek onu semaya,  Hızır (As) ise boz bir atla gelerek denize davet eder. Otman Baba abdallarının talebi üzerine Hızır (AS) ile birlikte denize gider, orada sırlanır.

Alevi - Bektaşi dergahı

Menakıbnameler sadece kerametlerin yazıldığı metinler değildir. Her menakıbname, kendi devrinin siyasi ve içtimai yapısına, atmosferine, değişik zümreler arasındaki irtibatlara dair zengin işaretler içerir. Otman Baba Vilayetnamesi bize dönemin Alevi ve Bektaşi zümrelerinin Devlet-i Âliye’ye bakışı ve ulema meşayıh ilişkilerine dair mühim bilgiler verdiği gibi, Rumeli ve Anadolu abdallarının Uzun Hasan’a karşı Fatih’i desteklediklerine de işaret ediyor. Çok değil kısa bir süre sonra, Fatih’in oğlu II. Bayezid Devri’nde bu atmosferin nasıl değiştiği görüyoruz. Fatih’in manevi koruyucusu olarak tanımlanan Otman Baba ile Safevi taraftarı olan Pir Sultan Abdal arasındaki siyasi tavır farklılığının nasıl oluştuğu incelenmeden o devrin anlaşılması mümkün olmaz kanaatindeyiz. Bizim görüşümüz Devlet-i Âliye ile Alevi Bektaşi zümreleri arasındaki ilişkinin kırılma noktası Şah İsmail ile birlikte Safevilerin yükselişi ve Anadolu’da kurdukları nüfuz alanıdır. Şah İsmail’den öncesinde Otman Baba’nın, sonrasında ise Pir Sultan Abdal’ın anlayışı hakim olmuştur.

Otman Baba Vilayetnamesi’nde devrin kutbu olarak tanımlanan Otman Baba ile hilafet makamındaki Fatih arasındaki ilişkiyi ifade eden ve Fatih’in Otman Baba hakkında devrin uleması ile yaptığı uzun bir münakaşanın nakledildiği bölüm, tasavvuftaki Kutup ve Rical’ül Gayb anlayışını ve bu anlayış ile birlikte hilafet makamının nasıl tanımlandığını izah eden en orijinal metinlerden birisidir.

Abdulhamid Ahdar hatırlattı

İlgilenenler için; Otman Baba Vilayetnamesi, Vilayetname-i Şahi Göçek Abdal, neşreden Şevki Koca, Bektaşi Kültür Derneği, İstanbul 2002

Güncelleme Tarihi: 17 Ocak 2012, 06:43
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13