banner17

Paşa Çardağı öksüz kaldı

Merhum Kadir Tanır’ı Küskün’le tanıdım. Ruhunun kıvrımlarında büyük bir hazla yolculuklara çıktım.

Paşa Çardağı öksüz kaldı

 

Merhum Kadir Tanır’ı Küskün’le tanıdım. Ruhunun kıvrımlarında büyük bir hazla yolculuklara çıktım. Sonra 2011’in Kurban Bayramında uzun uzun sohbet etme fırsatım oldu. Sevgili dostum Recep Şükrü Güngör’le bağ evine ziyaret ettik. Maraş, Ahir Dağı’nın yamaçlarına kondurulmuş bağ evleriyle meşhurdur. Kadir Tanır da havasıyla, suyuyla, edasıyla insanın ruhuna dinginlik veren böylesine bir bağ evinde geçiriyordu bayram tatilini. Hısım akraba, eş dost, ziyaretine geliyor. Biz de Recep Şükrü Güngör’le hem bir vefa hem de has edebiyat özlemimizi gidermek için bu bağ evine gittik.

Eşleri hanımefendi, kızları büyük bir nezaketle bizleri ağırladı.

Paşa Çardağında son hasbihalKadir Tanır

Oturup hasbihal ettiğimiz mekân, onun yazılarına ilham kaynağı olan bir mekândı. Asırlık çamın gölgesinde paşa çardağına oturduk. Çamlar arasında, temiz kokusuyla insanı büyüleyen bir yer. İsmi de hoş: Paşa Çardağı. Kitaplarımı çoğu zaman burada yazarım, diyordu. Çardağın köşesine konmuş mindere oturuyordu. Sırtını kırlente dayamış, elinde iri taneli siyah tespihi. Büyük bir nezaketle bizi dinliyor sonra da tane tane konuşuyordu. Edebiyat gerçekten bir edebe bürünüyordu o konuşurken. Gözlerinin içinde muhatabına güven veren bir parıltı vardı.

Geç tanışılmış bir ağabey

Bayram günü, bitsin istenmeyen zamanlar yaşamıştım Kadir Ağabeyin yanında. Mütevazılığı, sükûneti, kırılmışlığıyla kadr ü kıymeti bilinmemiş bir yazarı, bir ağabeyi geç tanımanın burukluğuyla dinliyordum onu.

Son çıkan kitabımı imzalayıp hediye ettim. O da iki romanını bize hediye etti.  Suikast Selamlığı ve Sonsuz Uzun Ölüm.

Belki kendisiyle uzun uzadıya sohbet eden son kişilerdik. O muhabbetten geriye kalan, sonsuz uzun bir burukluk, koca bir keşke. Geç bulup erken kaybetmenin acısı.

Bir de iki güzel kedisi vardı. Anneleri öldü, birbirlerine sarılıp teselli oluyorlar demişti. Kedilerini sevmeden, onları okşayıp nazlamadan içi rahat etmezdi. Şimdi o kediler de öksüz kaldı. Kadir Tanır yok artık. Eğer yaşatabilirsek eserleriyle onu yaşatacağız. Yeni nesle kitaplardan köprüler kuracağız.

Geride kalan...

Stresimi alıyor dediği iri taneli siyah tespih, koleksiyonda yerini alacak. Kediler, iri yumuşak elli Kadir Tanır’ın okşamalarını arayacak, hiçbir okşama onun tadını vermeyecek, veremeyecek. Ve ilhamların sökün ettiği paşa çardağı… Belki en büyük acılardan birini o yaşayacak. İlham sancıları, yazabilmenin hazzı, yazamamanın çıldırtan gelgitleri, beyin fırtınaları, arayışlar arayışlar… Sonra gün yüzüne çıkan kitaplar... Keyifle yudumlanan çaylar, Osmanlı saray fincanlarıyla içilen köpük köpük kahveler…

Yok artık. Keşke dostları arada bir hatırasını yâd etmek için paşa çardağına oturup bir Kadir Tanır öyküsü okusalar. Mesela Küskün’den bir öykü. Sonra daha bir sevseler birbirlerini. Çünkü dünya, ölümlü dünyadır. Bak işte, Erdem Beyazıtlar, Alaaddin Özdenerörenler, Cahit Zarifoğlular yok artık. Onlardan geriye güzel eserleri kaldı.

Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi diyelim biz de:

“Gülerek karşılayın

Gülle karşılayın ölümü

Çocukları sevin

Dünya ölümlü dünyadır.” 

Çocuklarla birlikte yazarları da ekleyeyim ben. Onların da sevilmeye, anlaşılmaya ve unutulmamaya ihtiyaçları var. Ruhun şad olsun Kadir Ağabey. Rabbim sevenlerine sabır ihsan eylesin.

Osman Alagöz  hasretle yazdı

 

 

Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2012, 10:44
YORUM EKLE
YORUMLAR
ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 7 yıl Önce

Rahmetli Akif İnan ağabeyin bir sözünü okumuştum. "Çorak toprakta akıyoruz" demiş bir münasebetle. Kadir Tanır rahmetli ağabeyimiz de aynen onun gibi, çorak toprakta akıp gitti. Hayatı değerince ses getirmemişti, ölümü de esef ki, ses getirmedi. İnanıyorum ki, onun sesine makes olacak bir ses gelecektir bu topraklardan. Nice değersizlerin el üstünde tutulduğu bir dünyada, Kadir Tanır'ın tanımazlıktan gelinmesinde de bir hikmet vardır Allahuâlem.

banner8

banner19

banner20