banner17

Özcan Ünlü'nün öyküsünü hep çok sevdim

Özcan Ünlü'nün her Pazar TRT'de 11 Kahvesi adlı programını sunarken, konuklarıyla yaptığı sohbeti zevk ile izliyorum. O konuşurken 20 yıla ait farklı farklı fotoğraflar gelip geçiyor gözlerimin önünden. Ben o fotoğraflara, bana anlattığı çocukluğundan, gençliğinden kareler ekliyorum zihnimde. Selçuk Küpçük yazdı..

Özcan Ünlü'nün öyküsünü hep çok sevdim

 

Telefondaki ses “Son bir kez daha gel. Görüşme için bir firma ayarladım. Bu sefer olmaz ise artık o vakit kararını verirsin” diye ısrar ediyor. Ben ise yavaş yavaş ümidimi kestim. Yıldım. Her görüşme ayrı bir örselenme ortaya çıkartıyor. Son bir albüm yapıp, okunacak son şarkıyı söyleyip evime çekilmek istiyorum. İkinci çalışmadan bu yana 6-7 yıl geçmiş. 90’ların dünyası geride kalmış, ülkenin sosyolojisi değişmiş, internet sebebiyle müzik sektörü büyük sıkıntılar yaşamaya başlamış vs... Bütün bunların farkındayım.

Telefondaki dost ise yaptığım müzik çalışmalarının bir şekilde albümleşmesi için büyük gayret gösteriyor. En az benim kadar mesele edindi her şeyi. İstanbul’a bu konu için her gidişimde evini, gönlünü, kalbini bana açıyor. Açıkça ben de O’nunla vakit geçirmekten büyük keyif alıyorum. Sabah evden beraber çıkıp çalıştığı gazeteye gitmek, masasının kenarına ilişerek O’na gelen dergilere, kitaplara dalmak, sonra öğle yemeği için aşağı inmek, namaz için cemaate yetişmek, sayfasını hazırlarken her şeye dair konulara girip çıkmak, kimi vakit ikimiz için de özel meselelere kapı aralamak, acılarımızın kabuklarını kanatmak, sevinçlerimizin değerini artırmak vs. vs... Bir zaman, ancak böyle bir dost ile kıymet kazanabilir.

Özcan Ünlü'nün öyküsünü hep çok sevdim. Hayran oldum. Öyküsü bana direnç veriyor. Karadeniz'in yüksekçe bir köyünden yoksulluk içerisinde başlayan bir hayat ve oradan aynı yoksulluğun izini sürerek İstanbul’a naif, kırılgan, hüzünlü bir babanın ellerine tutunarak ulaşmak... Herkesin kaybolduğu, tutunmaya çalıştığı bu koca, devasa şehirde gecekondu mahallelerinde bu direnme mücadelesinin her türlü şiddetine maruz kalmak ve ama umudu hiç kaybetmemek...

Bir dostluğu yıllarca sürdürmek az bir şey, kolay bir şey değil

Geçtiğimiz yıllarda benim de tanışma gururunu tattığım rahmetli babasının cenazesini alıp, memlekete, fakir köyüne, toprağına, hatıralarına, çocukluğuna defnetmek için getirdiği vakit, gözpınarlarının kenarından ardı ardına boşalan yaşlarına dayanamayarak ben de ağlarken, kendimi O’na daha da yakın hissetim. Değişik zamanlarda memlekete uğradığı vakit, kimi yerlerinde iki aracın yan yana zor geçebildiği yolların, ormanların, fındık bahçelerinin, tepelerin, kayalıkların arasından yavaş yavaş yükselerek O’nu köyüne götürmekten de büyük keyif aldım her zaman. Bu kısa yolculuğumuz sırasında da çok şeyler konuşurduk. Özellikle köyde geçen çocukluk hatıraları üzerine...

Şimdi bu yazıyı yazarken ilk ne zaman tanıştığımızı hatırlamaya çalışıyorum. 90’ların ortasında bir şiir etkinliği olsa gerek. İstanbul’dan birçok isim ile beraber gelmişlerdi. Çoğunu dergilerden, kitaplarından bildiğim ve benim için kıymetli olan nice isim ile bu etkinlik sayesinde tanışmıştım. O’nunla da öyle. Gerçi ben hiçbir zaman hemşehrilik ilişkisini önemsemedim, benim dünyamda bu bağın bir kıymeti olmadı ama O’nun ile aramızda aynı coğrafyanın ürettiği kültürün müthiş bir ortaklığı olduğunu gördüm. Ama yine de onu aşan bir dostluk ilişkisini her daim nitelikli bir seviyede ikimiz de tuttuk. Bir dostluğu yıllarca sürdürmek az bir şey, kolay bir şey değil. Dostluğu da beslemek gerekli, bir çiçeğe su verir gibi. Biz bunu sanırım 20 yıla yaklaşan zaman diliminde başardık.

Kelimelerin de kifayet etmediği şeyleri O da, ben de biliyoruz

Bu ilk tanışmamızda Esra Sanat Yayınları’nın bir dizi halinde çıkardığı şiir kitapları arasında yayınlanan ürününü imzalayıp bana vermişti. İsmi Aşk Olur idi kitabının. İncecik bir kitap. 1994 yılı baskılı. Ardından birçok kitabı izledi bunu. Hepsini kütüphanemin “elimi ilk attığımda ulaşacağım kitaplar” bölümünde, gözümün önünde tutuyorum.

O şiir etkinliği ardından benim İstanbul’a sık sık gidişlerim, O’nun nadiren de olsa memlekete özellikle yaz mevsiminde gelişleri ve ailesi ile evimde kıymetli zamanlara kapı aralamamız bu dostluğu derin köklere yaydı. Dolayısıyla benim için, zamanın sıkıştığı anlar olarak tanımladığım vakitlerimde İstanbul’da özellikle bir dönem, yeni bestelerimi albümleştirmek için sürdürdüğüm görüşmelerimin çoğunu bizzat O ayarlayarak, sanatsal bir ürünün tarihe kayıt düşülmesinde hayati bir rol üstlendi. Gerçi albüm çıkınca (Artık Kuşlarını Uçur / Çınar Müzik/2005) kartonette kendisine teşekkür ettim ama kelimeler ancak o kadarına kifayet ediyor. Kelimelerin de kifayet etmediği şeyleri O da, ben de biliyoruz.

Kumyazıları adlı bir fanzin dergiyi sevgili Gökhan Abi (Akçiçek) ile çıkartırken aylarca benim dilimde dolaşan çok güzel bir şiirini göndermişti bize. Gazetedeki sayfasında dergimizin her sayısına gerekli özeni gösterdi. Tanıttı. Kuşkusuz iyi şeyler yaptığımızın farkında idik ama, taşradan bir dergiyi meydana getirmek ve sonra gazetelerin kültür sayfalarında bahse konu olmak önemli...

Acının olgunluğunu taşıyan, abartısız bir anlatı

O’nun şiirinde hep içe doğru akan bir kırılganlık vardır. Kendi kendine yoğun konuşma. Ama savruk bir içdökümü değil. Acının olgunluğunu taşıyan, abartısız bir anlatı. Düzeyli bir romantizm. Estetik bir duygu... İlk şiirlerini ve yazılarını Mavera dergisinde 1987 yılında yayınlaması da bence önemli. Mavera özellikle bir kuşak için çok işlevsel bir dergi oldu her zaman. Ardından Müştehir ağabeyler, Nurettin ağabeyler, Hüseyin Akın'ların yer aldığı Kardelen dergisi... Bu arada Türk Edebiyatı, Tepe Edebiyat, Düşçınarı, Endülüs, Kültür Dünyası... Bütün bu dergiler ilk dönem ürünlerinin yer aldığı mekanlar... Tabi Türk Edebiyatı’nın ve daha da özelde rahmetli Ahmet Kabaklı’nın, onun üzerinde büyük emeği olduğunu söyleyebilirim. Kendisi de sohbetlerimizde zaten bu durumdan çok bahseder. Hatta geçtiğimiz yıl İstanbul’da bir buluşmamızı Türk Edebiyatı dergisinde Kabaklı’nın özel çalışma odasında gerçekleştirmiştik. Orada da çok hatıraları var.

Artık Kuşlarını Uçur isimli 2005 yılında çıkardığımız çalışmada O’nun da bir şiirine yaptığım beste yer aldı (Sende Kaldı Yâr). Daha albüm çıkmadan bir kasetçalara salt bağlama ile yaptığım kaydı dinletirken gözlerine yayılan sevinci, heyecanını unutmam mümkün değil. İş çıkışı kayıtlar sırasında neler yaptığımıza dair merakla stüdyoya sık sık uğrayışı, ardından beni alıp sakin, huzurlu, sorumlu bir baba olarak ailesine doğru yol alışı... Bunlar bende O’na dair iz bırakan unutulmaz fotoğraflar...

Şimdi her Pazar günü elime kahvemi alıp, koltuğuma kurulup, Türkiye’nin en köklü televizyon kanalında yönetici olarak 11 Kahvesi adlı programını sunarken, konuklarıyla yaptığı sohbet programını zevk ile izliyorum. O konuşurken 20 yıla ait farklı farklı fotoğraflar gelip geçiyor gözlerimin önünden. Ben o fotoğraflara, bana anlattığı çocukluğundan, gençliğinden kareler ekliyorum zihnimde. O zaman görüntü tam olarak oluşuyor. Karadeniz'in uzak ve yoksul bir köyünden hayata dair hiç kaybedilmeyen umut, direnç, bağlılık gelip her Pazar saat 11’de TRT Türk'te dostluğa dair kahveye çağırıyor bizi... Üstadım 40 yıl hatırı olan bir kahve içtik seninle, tadı damağımda kaldı…

Artık Kuşlarını Uçur albümünde bestelediğim Özcan Ünlü’nün şiiri aşağıda. Şarkıyı dinlemek isteyenler için ise :

 



SENDE KALDI

Bildiklerimi sustum, bilmediklerim sende kaldı 
Sende kaldı yürek şehrimin cadde ve sokakları 
Bu ıstırap treninde dudağıma asılmış dualar 
Huysuz gece uykuları ve sensizlik bende kaldı. 

Öylece vurdun beni çığ düşmüş şarkı sözlerine 
Kıyamet topları terkedişin surlarında kaldı 
Çok gördüğüm düşler bile nisyan bulvarlarında 
Hüzün, yanağımdaki gözyaşlarında kaldı. 

Elifi bitmiş bir kör kuyuda çırpınıyorum 
Sesini duysam yeter, ümitlerim dünde kaldı 
Mutluluk bulvarından geçmeyecek hatıram 
O şiirler, şarkılar vuslat iskelesinde kaldı. 

Bildiklerimi sustum, bilmediklerim sende kaldı 
Huysuz gece uykuları ve sensizlik bende kaldı.



Selçuk Küpçük yazdı




Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2014, 15:49
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zehra
Zehra - 5 yıl Önce

Sende kaldı yâr'ın özcan ünlüye ait olduğunu bilmiyordum. çok dinlemiştim oysaki, iyi bir çalışma hakikaten... Özellikle susmaya mahkum edilmiş içimiz için:) selamlar...

banner8

banner19

banner20