Osmanlıyı ayakta tutan ne, araştırmıştı

İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın araştırmalarında ulaştığı en önemli sonuç: ‘Vazgeçilmesi mümkün olmayan, iman ve akide haline gelmiş olan kanunlar en zayıf zamanlarda bile tatbik edilmiştir.’

Osmanlıyı ayakta tutan ne, araştırmıştı

 

1888’de İstanbul’da başlayan bir hayat, 1977’de âşığı olduğu devlet arşivinde yaptığı araştırma sonu evine dönerken sona erdi. Aslında yaşadığı topluma ve tarihi değerlerine- derinliklerine ait araştırma ve eserler bırakanlar için, hayatın sona erdiğini söylemek çok da doğru olmaz.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 1912 yılında mezun olduğu Darülfünun’un edebiyat bölümü sonrası, Kütahya İdadisi tarih öğretmenliğine başlar. Trabzon ve Kastamonu idadileri (lise) derken, 1927’de milletvekilliği karşılar kendisini.

Meclis çalışmalarının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde dersler verir. Yaşadığı o çalkantılı dönemde, akademik çalışmalara zaman ayırabilmek cidden takdire şayan bir özelliktir. Türk Tarih Kurumu’na üye olarak seçilir ve orada görev yapar. Üniversite reformundan sonra, ‘Ordünaryüs Profesör’ olarak Edebiyat Fakültesi’ne döner. 1950’de mensubu olduğu parti iktidardan ayrılınca, o da milletvekilliğine son verir, kendini tarih çalışmalarına hasreder.

Bu konuda velud bir kalemdir Uzunçarşılı. İlk çalışmaları eski görev yerleri üzerinedir. Belki de bir tür vefa duygusu… Önce Kastamonu, sonra Balıkesir ve Kütahya tarihleri… Özellikle de Osmanlı medeniyet ve siyaset tarihine ait araştırmalar yapar.

Nasıl tarihçi olunur?

Tarihçiliğe dair duygu ve düşüncelerini, Tek Parti döneminde yani geçmişle bağların iyice zayıfladığı, koparılmak için gayretlerin gösterildiği bir dönemde kendinden dinlemeli:  “Ben arşivleri görüp beni alakadar eden vesikaları henüz incelemeden ve yine bu devlete ait yazma ve basma yüzlerce gerek perakende (dağınık) ve gerek toplu olarak yazılan kanun ve kanunnamelerini tetkik etmeden önce kendimi Osmanlı tarihine oldukça vakıf bir adam sanırdım.”

Ancak kanunnamelerle vesikaları tetkik ettikten sonra, bu hususta ne kadar basit malumat sahibi olduğunu anlar İsmail Hakkı Bey. Çünkü Osmanlı imparatorluğu, Roma imparatorluğundan sonra en uzun süre ayakta kalan ve üç kıtaya yayılan tek devlettir.  Yaşadığı türlü çalkantı ve taarruzlara rağmen Selçuk, Cengiz ve Timur imparatorlukları gibi az zamanda parçalanıp dağılmamıştır. Dağılmamış ama sürekli köşesinden bucağından koparılmış, bu halde dimdik ayakta durmasını becerebilmiştir. İşte Uzunçarşılı araştırmalarında bunun nedenlerini irdeler.

Bu durum bir Osmanlı araştırmacısı için irdelenmesi gereken en önemli şeydir. Zira fotoğrafın görünen yüzünden arkasını okuyabilmek, yıkılışı veya direnişi destekleyen amilleri destek unsurlarıyla tespit edebilmek, asıl tarihçiliktir.

Ancak tüm bu direnişlerin 19. asırdan sonra süratli bir çöküşe doğru gidişinin de sırrını ve kodlarını çözer. Yani değerlere sahip olduğunuzda zayıf da olsanız güçlüsünüz. Ama bıraktığınızda çöküşün hızına hayaller bile erişemez.

Osmanlıyı ayakta tutan güç

Ulaştığı en önemli sonuç: “Vazgeçilmesi mümkün olmayan, iman ve akide haline gelmiş olan kanunlar en zayıf zamanlarda bile tatbik edilmiştir.” Belki bu tatbikatta zaman içinde zayıflama olmuş ama asla terk edilmemiştir. Burada Türk milletinin kendini hâkim mevkide görmesi, en zayıf zamanlarında bile kendi can derdinden daha çok İslam’ı önemsemiş olması önemlidir. Bu durum İslam camiasını parçalanmaktan korumuştur.

Üzerinde hâlâ türlü araştırmaların yapıldığı, arşivlerin bile tam olarak tetkik edilemediği Osmanlı tarihi için öncü bir rol oynamıştır Uzunçarşılı…

 

Haşim Akın yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2013, 16:19
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13