Osmanlı ruhuna âşık bir müverrihti Ziya Nur

Tarihe adalet nişanını vurup gökteki meleklerin duasını alan Osmanlıya vurgun olan Ziya Nur Aksun, Osmanlı adlı pınarın doğum yeri olan Söğüt Şenlikleri’ne de bir çocuk sevinciyle katılmayı kendine görev bilmişti sağlıklı olduğu sürece..

Osmanlı ruhuna âşık bir müverrihti Ziya Nur

 

Tanzimat’ın bize sadece istikametimizi değil, aynı zamanda özgüvenimizi de kaybettirdiği,  yıllarca içinde bulunduğumuz aşağılık kompleksinden uzaklaşıp özgüvenimizi tekrar kazanmaya başladığımız şu günlerde daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Bilindiği üzere Tanzimat, daha sonra sıkça karşımıza çıkan bir projenin, toplumu kendisine yabancılaştırmanın adıydı; kendimize, ülkemize, bizi biz yapan değerlere yabancılaştırmanın adı… Kabul etmek gerekir ki bu proje tuttu ve biz kendimize yabancılaştık. Zamanla bu yabancılaşma, bizi o kadar kuşattı, iliklerimize o kadar işledi ki, Dr. Abdullah Cevdet adlı biri toplumun ıslahı için “Damızlık erkek ithal edelim” diye teklifte bile bulundu.

Elbette bu yabancılaşmanın farkına varıp bu yabancılaşmaya direnen insanlarımız da yok değildi. Ama karşılarında o kadar organize güç vardı ki, onların çabaları yetersiz kaldı, sesleri boğuldu ve kendi vatanlarında bir yabancı hayatı yaşadılar içleri kanayarak. Ama toplum, kendi irfanıyla ve güvendiği insanların doğru bilgiyi fısıltıyla da olsa kulaktan kulağa aktarmasıyla, yine de bir şekilde direndi bu projeye. Kendini korumak için uygun yöntemler geliştirdi ve bir şekilde kendini korumayı başardı ve gün geldi, kendi genetik kodlarıyla barıştı yine.

İşte, toplumun kendi kültürel kodlarıyla barışmasına yardımcı olan irfan sahibi insanlarımızdan biri de, rahmetli Ziya Nur Aksun’du.

Ziya Nur Aksun’u irkilten olay nedir?

29 Mayıs 1930’da Konya’da doğan Ziya Nur Aksun’un tarihe ilgi duyup olaylara farklı gözle bakmasını sağlayan olay, irfanî bilgi sahibi olan bir ayakkabı tamircisinin, herkesin “Kızıl Sultan” dediği II. Abdülhamid’ten büyük bir saygıyla bahsetmesi olur. Yakın çevresinin tanıklığına göre bu olay, Ziya Nur Aksun’un kişisel tarihi için bir dönüm noktasıdır. Bu olay üzerine iyice tefekkür eden Ziya Nur Aksun, devletin kitaplarında yazan, okullarında öğretilen bilgilerin yanlış olabileceğini idrak eder ve bundan sonra da olayları ve bilgileri eleştiri süzgecinden geçirmeye başlar.

Daha ortaokul, lise çağlarını süren Ziya Nur Aksun, tarihin, devletin güdümünde yazılan kitaplardaki gibi olmayabileceğini bilip olaylara farklı pencerelerden bakma alışkanlığı kazanan birisidir artık. Bu perspektif onu, bir akademi gibi işlev gören Marmara Kıraathanesi’nin müdavimlerinden ve tarih sohbeti üstatlarından yapacaktır ileriki zamanlarda.

Üniversite yılları ve Bediüzzaman

Yakın çevresindeki herkesin beklentisi tarih okuması iken Ziya Nur Aksun, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Beşir Ayvazoğlu’nun anlattığına göre Ziya Nur Aksun, üniversite öğrenciliği yıllarında, Bediüzzaman Said Nursi’yi sık sık ziyaret eder ve onun sohbetlerine mümkün olduğunca devam eder. Üstad’ı ziyaretlerinde risalelerin çoğaltılmasına da yardım eden Ziya Nur Aksun’un bu dönemi, onun ruh terbiyesi için önemli bir dönemdir. Bediüzzaman’a yapılan bu ziyaretler onun hem dinî eğitim almasını sağlamış, hem de bir sohbet adabı öğrenmesine katkı sağlamıştır. En büyük kazancı ise, elbette Bediüzzaman’ın çevresinde bulunanlardan ve bizzat Bediüzzaman’ın kendisinden aldığı hayata ve olaylara bakış derinliğidir. Bu derinlik, onun hayatının en büyük kazançlarından biridir.

Yine Beşir Ayvazoğlu, onun adındaki “Nur” sözcüğünün soyadı olmayıp Bediüzzaman’a yakınlığın bir nişanesi olduğunu not düşer.

Matbaa değil, bir kültür ocağıydı adeta

Hukuk eğitimini Ankara’da, manevi terbiyesini yaz tatillerinde Emirdağ’da, Bediüzzaman’ın hizmetinde tamamlayan Ziya Nur Aksun, yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul’a gider ve oraya yerleşir. Hukuk eğitimi almıştır ama hayatının her anında tarih ve kültür vardır. Geçimini, kurduğu matbaanın geliriyle sağlar.

Matbaa diyoruz ama bu, öyle sıradan bir matbaa değil. Matbaayı sıra dışı yapan, bastığı eserlerden çok, müdavimleridir. İş dolayısıyla matbaaya gidenlerin, orada, İstanbul Üniversitesi’nin kürsü sahibi hocalarını bir sandalyeye oturmuş Türkiye ve dünya ahvali üzerine sohbet ettiklerini görmeleri her zaman için mümkündü. Kısacası matbaa, belki de üniversitenin amfilerinden daha özgür, daha kuşatıcı ve daha yetiştirici bir üniversite gibiydi. Bu özgür üniversitenin hocalarından biri de Ziya Nur Aksun’du.

Ziya Nur Aksun’un akşam saatlerine kadar matbaada geçen zamanı, akşam saatlerinden sonra Türk kültür tarihinin en önemli ocaklarından birinde, Marmara Kıraathanesi’nde devam eder.

İnsan yetiştiren bir sohbet mekânı: Marmara Kıraathanesi

Müdavimlerinin yerine göre hem bir öğrenci hem de birer hoca olduğu Marmara Kıraathanesi, Ziya Nur Aksun’a da yıllar boyu mekân olmuştur. Bu kıraathanenin kayıtlara geçmesi gereken önemli özelliklerinden birisi de, kişilerin toplumsal etiketlerini aşan bir yanı olmasıdır. Aynı masa etrafında konuşup beyin fırtınası yapan kişilerden biri sözgelimi Prof. Dr. Erol Güngör olurken, ona düşüncesini büyük bir ciddiyetle anlatan kişi “işportacı” Hilmi Oflaz’dır mesela.

İşte Ziya Nur Aksun da böyle bir meclisin sohbet halkasında yerini almıştır yıllar boyu. Sınırları zorla yırtılıp yapay ülkelerin oluşturulduğu bir coğrafyada yaşayan ve üstelik de kendisine yabancılaştıran bir ülkenin çocuklarının bu güzel mekânında Ziya Nur Aksun da önemli bir işlev üstlenmiştir. Aldığı hukuk eğitiminin verdiği düşünce disiplini, Bediüzzaman gibi bir âlimin yakın çevresinde bulunmanın pekiştirdiği ahlakî terbiye, halkın irfanıyla daha çocuk yaşta tanışmanın verdiği özgüven ve cevval bir zekânın harmanlandığı Ziya Nur Aksun, olaylara farklı bakıp her olayı tarihî arka planıyla açıklayan bir sohbet piri olarak yıllar boyunca Marmara Kıraathanesi’nde gece yarılarına kadar sohbet eder. Bu sohbetlerde sadece tarih değil, Osmanlının kurucu unsurlarından biri olan tasavvuf da vardır.

Ziya Nur Aksun’un Marmara Kıraathanesi’nden kalkma saati, Kadıköy vapurunun son seferine ayarlıdır. Ziya Nur Aksun, günün son seferini yapan Kadıköy vapurunun değişmez yolcusu olarak Kadıköy’deki evine gider. Evindeki işi ise okumak, yazmak ve resim yapmaktır.

Ziya Nur Aksun’un değişmeyen sünneti: Söğüt Şenlikleri

Tarihe adalet nişanını vurup gökteki meleklerin duasını alan Osmanlıya vurgun olan Ziya Nur Aksun, Osmanlı adlı pınarın doğum yeri olan Söğüt Şenlikleri’ne de bir çocuk sevinciyle katılmayı kendine görev bilmiştir sağlıklı olduğu sürece. Elbette ki bu şenliklere tek başına katılmaz Ziya Nur Aksun, yanında yine alaylısıyla-mekteplisiyle bir otobüs dolusu yârân vardır. Bedenlerinde Osmanlıyla bir kez daha buluşmanın verdiği dinçlik, ruhlarında ehl-i dilin huzurunda bulunmanın verdiği ürpertiyle Osmanlıyı kuran aklı/ Osmanlının mayasını yoğuran mana erlerinin mekânları ziyaret edilir büyük bir tazim ve huşu ile.

Ziyaret edilen mekânların Osmanlı için taşıdığı önem ise genellikle Ziya Nur Aksun tarafından veya bazen de ekipte bulunup olaylara vakıf bir başkası tarafından anlatılır. Bilecik ve Bursa havalisini gezmeyle, Osmanlının mimarlarına Fatihalar okumayla taçlanan bu ziyaret, bu ekibin bir dahaki yıla kadar en lezzetli azığı olur.

Alaylı olmak böyle bir şey işte!

Bilindiği üzere bir Osmanlı vurgunu olan Ziya Nur Aksun’un basılmış yayınları arasında en önemlisi, altı ciltlik Osmanlı Tarihi’dir. Ham hali üç bin sayfa tutan bu eserin ne yazık ki talihsiz bir yanı vardır: O talihsizlik de, yazarının felç olup iş görememesinden dolayı bir kez daha bu yayını gözden geçirememesidir. Yakından tanıyan dostları tarafından (Beşir Ayvazoğlu, Mehmed Niyazi…) çok titiz bir araştırmacı olduğu kayıtlara geçirilen Ziya Nur Aksun’un, Osmanlı Tarihi’ne tıpkı İbni Haldun’un tarihine yazdığı o meşhur Mukaddime’si gibi bir mukaddime yazacağı dile getirilmektedir. Ama erken yaşta gelen felçten dolayı çok arzu ettiği bu “Mukaddime”yi yazamayan Ziya Nur Aksun, sağlığı elvermediği için Osmanlı Tarihi’ni de gözden geçirememiştir ve kitap bir anlamda bu ham haliyle yayımlanmıştır.

Ama sakın yanlış anlaşılmasın, kitabın bu ham haliyle yayımlanmış olması, onda bilgi ve perspektif yanlışı olduğu anlamına gelmiyor. Bu sadece, düşülmesi gereken dipnotlarının düşülememesi ve belki de metodolojik eksikliklerin düzeltilememesine işaret etmektedir.

Ziya Nur Aksun hakkındaki bu kanaatin doğruluk derecesini teyit ettirmek için görüştüğüm bir akademisyen dost “Akademik camiada Ziya Nur Aksun hakkında olumsuz bir kanaat olmadığını, alaylı olması dolayısıyla belki metodoloji konusunda bazı eleştiriler yapılabileceğini” söyleyerek Ziya Nur Aksun’a akademi dünyasının bakışını da özetlemiş oldu.

1976 yılında geçirdiği felçle beraber evine kapanıp o çok sevdiği neşveli sohbetlerden ve tarih çalışmalarından yıllarca uzak düşen Ziya Nur Aksun, 6 Eylül 2010 tarihinde Rahmet-i Rahman’a iltica etti. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

 

Ahmet Serin, tarihin içinde yürüyen bir güzel yolcuyu yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Ekim 2013, 09:33
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13