Örnek'ten Karaköy'e gizli takip

Yazar kasadan, süslenmeyi seven erkeklerden, polisten, zabıtadan hazzetmeyen bir adamdı Atilla Ağabey ama...

Örnek'ten Karaköy'e gizli takip

Aşk döner döner vurur; aklına bakmaz adamın

Bir deliyi bir de aşığı bağlasan durmazmış. Öyle ki Mürsel abi bana bu kırık öyküyü anlatırken Ömür geldi. Atilla abi’nin giydiği gömleğin iki numara küçüğünü giyen, meczuplukta kumaş farkı olan bir Allah'ın garibi. Kravatıma talip oldu. On beş-yirmi dakika ya oturdu ya oturmadı; “yirmi kere ezan okundu mu?” diye sordu. Çay içmeye razı oldu. Çayın dibinde bir yudumluk kaldı kalmadı hemen dışarı çıkmaya yeltendi. Dur, gitme, daha çayın bitmedi!” deyip önünü kesmeye kalktı Raşit –Mağazada çalışan bir delikanlı.- Yok! “Tutma!” dedi Mürsel abi. “Meczupların zaman anlayışı bize uymaz!” diye de ekledi. Delinin bağlanamayacağına ve meczup kokusu aldıklarına o ofiste müşahhas bir şekilde şahit oldum. Sanki neyi konuştuğumuzu bilir gibi, Ömür yanımıza damlamıştı…

İnsanı nedir deli eden? Hangi meczubun hikayesine yüreğimi akıttımsa bu soruyu mutlaka sordum kendime, anlatıcılara, okuduğum kitaplara. Benim meczuplarımdan neredeyse hiçbirinin delirme sebebini tam olarak öğrenemedim; Atilla abi dışında.

Atilla abi
Atilla abi

Aşk; delirmek için geçerli bir sebeptir. Kays’a Mecnun denilmişse vardır elbet bir sebebi.

Yazar kasadan (öyle ki Mürsel abi kasayı açar o kapatırmış.), süslenmeyi seven erkeklerden, polisten, zabıtadan hazzetmeyen; kravat takmayı, bisiklet sürmeyi, şivesiz Türkçe konuşmayı, akordeon çalmayı, şiir ve şarkı söylemeyi bir de Fatoş’u seven Atilla abinin delirmesine sebep neydi? Eğer onunki delilikse, bildiğimiz şu; serenat yapmak için bir güzele yola düşen delikanlı; döndüğünde dellenmişti.

Ama aşk akıllı deli dinlemez; vurur da vurur…

Bir kadınla konuşuyormuş dediler

Atilla abi hakkında ‘Kadıköy’de bir parkta bir “kadınla” sohbet etiği” konuşulmaya başlanıyor. İşkilleniyor esnaf. Mürsel abi her ne kadar sıkıştırırsa sıkıştırsın, Atilla abi kadına yan gözle bakmış adam değil. Eli, dili, uçkuru bağlı ta ezelden. Her ne kadar Milli Gazete okuyanlara: “Bu da gazete mi?! Karı resmi yok bunda, nesini okuyorsunuz?!” dese de; kitap okuyan gördüğünde:” Bırak o elindekini; Kur’an oku kardeşim!” diyen de o. Her neyse; Mürsel Abi’nin içine bir kurt düşüyor. Çünkü Atilla abi verilen harçlıkları az buluyor, daha fazla para istiyor o günlerde. “Nereye vereceksin bu kadar parayı? “ deseler de, “Size ne?!” deyip kesip atıyor o.

Mürsel abi ile Kırtasiyeci Yusuf bir oyun kuruyorlar, iftarda Atilla’nın evine gidecekler. Bir şekilde kendilerini davet ettiriyorlar: ”Gelin!” diyor Atilla.

Şeytanı dellendiren insan; erkeği dellendiren kadın; kadını dellendiren çocuk; çocuğu dellendirense oyuncak… Burası dünya!

Misafirler davet ettirildikleri iftar sofrasına varıyorlar. Evde, evcil fareler. Gelenlere “Bunlar da nerden çıktı Atilla?!” der, gibi bakıyorlar. Mürsel abi kafaya koyuyor; bir gün gelecek ve bu farelerin yuvalandığı yerde sürünen perde uçlarını makasla kesecek, içinde bir santim kalınlığında kurum olan ve iftar için sucuklu yumurta pişirilen tavayı telle zımparalayacak. Yemekten sonra “Teravihe Kadıköy’e gidelim mi Atilla?” diye soruyorlar. O, önce ‘olur’ dese de sonra, ‘siz gidin ben gitmeyeceğim” deyip çekiliyor köşesine. Misafirler yerler mi zokayı; yemezler! ‘Allah kabul etsin!’ deyip çıkıyorlar gariphaneden. Ama bir zulada da Atilla abiyi beklemeye başlıyorlar. Dakkasına varmadan evden yıldırım gibi fırlıyor takım elbise, kravat; zıpkın gibi adam… Yetişebilene aşk olsun!

Atilla abi
Atilla abi

Vapura atlamasın mı

Kadıköy dolmuşuna biniyor. İz peşindekiler de bir taksi durdurup peşine düşüyorlar dolmuşun. Dolmuş duruyor, taksi duruyor. Dolmuş gaza basıyor, taksi gazlıyor… Taksici de maceracı bir adam. Hoşuna gidiyor kovalamaca. Dolmuştan fırlıyor takım elbiseli adam. Taksideki dostları da peşi sıra koşuyorlar. Kadıköy-Karaköy vapuruna biniyorlar. Vapurda dört dönüyor takım elbiseli adam. Az kalsın onu takip eden dostlarını yakalayacak oluyor… Ama, iftardan sonra yollara düşmesine sebep olandan başkasını görmeyen bir çift göz onunki. Takipçilerin yüreği ağızlarında vapurun üst katından iskeleyi kesiyorlar. İskele verilmeden atlıyor takım elbiseli adam. Dostları ise ‘aman buraya kadar geldik; izini kaybetmeyelim!’ diye fırlıyorlar. İçlerine bir kurt düşüyor takım elbiseli adam yolunu aşağı umumhaneye doğrultunca. Dönmek yok! Kadına, kıza laf atmayan; ‘Hz. Adem ile eşi Havva cennetten kovulduktan sonra, Adem peygamber Havva anamızı şiirler okuyarak aramıştır” diyen adam aşağı umumhanenin kapısından içeri giriyor!

Takipçiler şaşkın. Takipçiler takım elbiseli adamın içeriye gönül eğlendirmek için girmeyeceğini, “cezbeyi Hakk ile meczup olduğunu” bilecek denli izan sahibi…

Takım elbiseli adam yaklaşık yarım saat sonra dışarı çıkıyor. İçeri girerken yıldırım olan adam sönmüş bir ocak kadar bitkin. Gözlerinde yanan iki avuç ateş sönmüş. Yenilmiş bir adam…

Neden gittin kerhaneye?

Öbür gün mağaza sahibi: “Neden kerhaneye gidiyorsun? Neden paranı o…lara veriyorsun?’ dediğinde, önce inkâr ediyor takım elbiseli adam. Daha sonra da kimsenin aklına gelmeyecek cümlelerini kuruyor: “Sen karına, kızına, ailene para vermiyor musun?” “Veriyorum. Ama sen götürüp…” “Ben de benim yüzümden kötü yola düşmüş olan Fatoş’u buldum. İnsan sevdiğini ailesi bilmez mi?! O, başka erkeklerle çirkin şeyler yapmasın diye gidip ona para veriyorum!”

Mağaza sahibi takım elbiselinin elindeki karta karşı oynayacak kart bulamıyor. Karşısında tüm kartları kupa kızına kesmiş bir adam var. Ve o kartların üzerindeki kupa kızlarının yüzleri Fatoş! Takım elbiseli adamın dövüle sövüle deli olmasına sebep olan bir eski fotoğraf…

 

Zeki Bulduk Atilla Abinin hikayesinin devamını Merhamet adlı kitabına bıraktı

Yazının ilk bölümü: http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=5375

Yazının 2. bölümü: http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=5380

Güncelleme Tarihi: 19 Ocak 2011, 18:20
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26