Orhan Veli Kanık yahut “Garip Akımı”

Tarifsiz kederler içinde, hüzünlü bakışları vardı Orhan Veli'nin. Göz kapakları altından, mahzun... Genişçe paltosu ile otururken uzun bacaklarını birbiri üstüne atar, umursamaz tavrıyla (oysaki gerçek hiç de öyle değildir) sanki az önce yazdığı şiirin rahatlığı vardır. Mehmet Keklikçi yazdı.

Orhan Veli Kanık yahut “Garip Akımı”

İstanbul'da Boğaziçi'nde

Bir garip Orhan Veli'yim

Veli'nin oğluyum

Tarifsiz kederler içinde...

Tarifsiz kederler içinde, hüzünlü bakışları vardı Orhan Veli'nin. Göz kapakları altından, mahzun... Genişçe paltosu ile otururken uzun bacaklarını birbiri üstüne atar, umursamaz tavrıyla (oysaki gerçek hiç de öyle değildir) sanki az önce yazdığı şiirin rahatlığı vardır. Bir peçete yahut yaprağa. Kurumuş.  Ya da kim bilir belki de yatan bir at yarışı kuponunun arka tarafına. Ki yatan sadece at yarışları değildir onun için. Para kazanma umududur da.

Şiirlerindeki insanlar gibi sıradandır, Orhan Veli. Ne kibir okunur duruşunda ne de üst perdeden dökülür kelimeler. Bir garip Orhan Veli'dir işte. Aşıkların, şairlerin en garibi. Sevdiğine (Nahit Hanım) yazdığı mektubu postadan gönderecek parası dahî yoktur. Yoktur ki arkadaşıyla yollar Ankara'ya, sevdicegine. Çoğunluk, sıkıntısını anlattığı mektubunu...

Adına “Garip” dedikleri bir siir akımı kurar arkadaşlarıyla. Yüzyıllar boyu şiirde süregelen şekil güzelliğine, şairaneliğe, söz sanatlarına baş kaldırır. Yani şiir de tıpkı ismi gibi garip olmalıydı. Alelade insanlar, basit olaylar girebilmeliydi şiire. Mesela, Süleyman Efendi'nin nasırı... Neyi eksikti kızıl bir goncaya benzeyen dudaktan!.. Öyle ki “Gemliğe doğru/Denizi göreceksin/Sakın şaşırma dizeleri” basit görünse de neden şiir olmasındı?

Garip şiirleri, her ne kadar basit olayları, sıradan insanları anlatırken şekilleri yıkmışsa da bu tamamen uydurma, sığ bir şiir demek değildir. Öyle anlaşılmış olacak ki zamanında edebiyat dergileri, şiir adı altında yüzlerce "garip şiiri" ile dolup taşmıştır. Fakat pek tabii, bu yazılanların hiçbiri günümüze kalamamıştır. Oysa Orhan Veli, 1949 tarihli Yaprak Dergisi’nde yazdığı yazıda şöyle diyecektir: "Genç şairlerden beklenen, sadece, elbirliğiyle yıktıkları o eski, o sahte, o yaldızdan ibaret şiire karşılık özlü, beşeri bir şiir yaratmalarıdır... Tek Türk dili de Türk şiiri de insan içine çıkabilecek, bizi Türk oluşumuzla övündürebilecek bir hale gelsin."

Evet Orhan Veli'ye göre şair "pembe akşamlardan, mavi hülyalardan, elemli ruhun keman sesini andıran hıçkırıklarından” bahsetmemeliydi artık. Baki Asıltürk, Türk Edebiyatı Dergisi’nden Orhan Veli'yi anlatırken şu ifadeleri kullanır: "Artık şairin odasında buhurdanlar tütmemekte, dizeler arasında periler dolaşmamakta, gül ve nergis kokuları sözcüklere bulaşmamakta, şair gitmek istediği yere dans adımlarıyla değil doğal adımlarla yürüyerek gitmektedir.” (S. 488)

Orhan Veli'nin ölümü de bir garip olacaktır. Belediyenin açtığı bir çukura düşer ve yaralanır. Bu olaydan dört gün sonra beyin kanaması geçirerek hayata veda eder. Şiiri melankoliden kurtarak, göllerde bu dem bir kamış olmayı reddedip rakı şişesinde balık olmak isteyen Orhan Veli;

“Anmazdi ama Allah'ın adını

Günahkâr da sayılmazdı.

Yazık oldu Orhan Veli'ye.”

Mehmet Keklikçi

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 15:21 Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2021, 15:48
banner25
YORUM EKLE

banner26