Onunla ilk Atlılar dergisinde karşılaştım

Ömer Yalçınova, bu aralar sitemizde de yazıları yayınlanan ve Ekberilik üzerine bir kitap çalışması bulunan Yetkin İlker Jandar ile karşılaşmasını anlatıyor..

Onunla ilk Atlılar dergisinde karşılaştım

 

Yetkin İlker Jandar ismiyle ilk defa Atlılar dergisinde karşılaştım. İlker Jandar’ın Atlılar’da yayımlanan güzel bir hikayesi aklımda. Hikayede neler anlatıldığını hatırlamıyorum, fakat okuduğumda iyi bir intiba uyandırmıştı. Daha sonra İlker Jandar’ın Şehrengiz’de de iyi bir hikayesinin olduğunu duydum. Atlılar ve Şehrengiz’in tüm sayıları yanımda olmadığı için onlara bakamıyor, hikayelerinin isimlerini ve konularını aktaramıyorum. Fakat bu bir işarettir! İlker Jandar’ın Atlılar ve Şehrengiz’deki hikayeleri bulunup okunmalı. O zaman bana hak verileceğini düşünüyorum. Fakat İlker Jandar’ın dikkat çekici başka bir yönü, Atlılar’daki hikaye üzerine yazdığı eleştirel denemeleriydi.

Bende anı çok. 2000-2005 yılları arasında tanıştığım şair ve yazarlarla ilgili yazmaya başlasam, sanırım bir anı kitabı ortaya çıkar. Tartışmaları, kavgaları, küskünlükleri, dergileri, kitapları, düşünce ve şiirleri anlatıya dahil ettiğimde, epey hacimli bir kitap olur bu. İleride Allah (cc) nasip eder de, kalemi elden bırakmazsam, inşallah yazarım.

“Ömer’le tanışmıştık zaten”

İlker Jandar’la tanışmamız ilginçtir. Bizi İstanbul’da Hakan Şarkdemir buluşturmuştu. Dergâh Yayınları’nda İlker Jandar’la karşılaşmış, Dergâh’a gidip Mustafa Kutlu ve İsmail Kara’yı görememenin acısını onunla tanışarak gidermeye çalışmıştım. İlker Jandar ilk karşılaşmamızda benimle neredeyse hiç ilgilenmemişti. İlgilenmesini de beklemiyordum, çünkü o güne kadar Atlılar’da yayımlanmış bir eserim yoktu. Zaten ilk yazım Atlılar’ın yedinci sayısında çıkmıştı. Onun öncesinde Konya’da çıkan Bumerang dergisinde bir şiirim yer almıştı. Yani bir şiir yayımlamış genç birini kim tanır, ismini duysa kim önemser! İlker Jandar’ın kayıtsızlığını buna yormuştum. (Oysa sebep başkaymış, oraya geleceğiz.)

Kendimi bu şekilde avutup, Hakan Şarkdemir’le İlker Jandar’ın sohbetine kulak kesildim. Fakat kulak kesilmek ne mümkün! Hayatımda ilk defa Sultan Ahmet’e gelmişim. Ve camilerden, surlardan, türbelerden, saraylardan, insan kalabalığından başım dönmüş. Bu arada bu kalabalık arasından, iki uzun boylu insanın adımlarına yetişmeye çalışıyorum. Hem boyları uzun, dolayısıyla adımları büyük. Hem de ikisi de hızlı yürüyor ve hızlı hızlı bir şeyler konuşuyorlar. Ben artık konuşulanları anlamaya değil, onlara yetişme gayreti içinde, bir yandan da çevredeki yapıları görmeye, tanımaya, seçmeye çalışıyordum.Yetkin İlker Jandar

O anki halimi şu şekilde anlatabilirim. Jandar ve Şarkdemir’le birlikte Ayasofya’dan Gülhane Parkı’na doğru iniyoruz. Şarkdemir’e “Abi Ayasofya nerede?” diye soruyorum. Sorunun abesliğini İstanbul’u bilen herkes anlar. Fakat ben, şaşkın taşralı. Bilmiyordum. Şarkdemir “İşte!” diyerek, Ayasofya’yı gösteriyor. Utancımın, cahilliğimin ve dikkatsizliğimin haddi hesabı yok. O kalabalık ve hızda zaten benim bir şeyi fark etmem, tanımam ve hayranlık duymam mümkün değil. O an derya içre olup deryayı bilmeyen bir balığım.

Henüz İlker Jandar’la tanışmamızdaki ilginçliği anlatamadım. O gün Şarkdemir ve Jandar’la birlikte Sultan Ahmet’teki bir lokantaya gittik. Mustafa Kutlu’nun öğle aralarında geldiği bir lokantaymış burası. Yemekler söylendi. Ne söylendi hatırlamıyorum. Şarkdemir’le ben yan yana oturmuşuz masada. Karşımızda İlker Jandar. Yemeklerin gelmesini bekliyoruz. Bu arada Şarkdemir Jandar’la beni tanıştırdı. “Ömer, bizim derginin Konya temsilcisi” dedi. Jandar “Ömer’le tanışmıştık zaten” dedi. Ben “Hayır, tanışmadık, ben sizi ilk defa görüyorum” deyince Jandar buna şaşırdı. Ben de şaşırmıştım. O ısrar etti “Yoo tanıştık, ben seni biliyorum. Nerede nasıl tanıştık hatırlamıyorum ama yüz yüze tanıştığımızdan eminim.” Bir an dalga mı geçiliyor diye Şarkdemir’in yüzüne bakıyorum. O bizimle ilgilenmiyor. Jandar gayet ciddi. “İnsanlar birbirine benzer, İstanbul’da sarışın ve yeşil gözlü bir sürü insan vardır” gibi sözlerle bu şaşkınlığı geçiştirdik. Fakat bu, bende bir işaret olarak kaldı. Kaldı ki unutmamışım. Yıllar sonra yeniden hatırlayacağım bir ana kadar.

Meğerse Jandar’ın benimle ilgilenmemesinin sebebi buymuş. O, tanıştığımızı söylüyor. Tanıştığı için de yeniden tanışma gereği duymuyor. Hal hatır sormak, memleketini, okulunu, tahsilini, neler yaptığını… yani bunların hiçbiri aklına gelmiyor. Sürekli Şarkdemir’le konuşuyor, ona söylemesi ve ondan dinlemesi gereken şeylere odaklanıyordu. Belki o farkında değildi ama bu durum benim Jandar’la ilgili düşüncelerime yeni bir boyut eklemişti.

Hikaye yazmasa da İbnü’l Arabi’yle ilgili bir kitap yazmasından etkilenmiştim

İlker Jandar rahat bir insandı. Kendinden emindi. Yapacağı ve yapmak istediği şeyleri netleştirmiş bir insan profili çiziyordu, söz ve davranışlarıyla. Sanki her şeyi biliyor. Planları hazır. O, bu planları uygulama aşamasındaydı. Sırtında çantası. Temiz giyinişi. Sohbet arasında hafifçe gülümsemesiyle tam bir dava, yani görev adamı.

Sohbet esnasında İlker Jandar’ın hikayelerinin çok iyi olduğunu söyledim. Sohbete şahit olan bir kişi zanneder ki Jandar’ın onlarca hikayesi yayımlanmış. Oysa bir veya iki hikayesi yayımlanmıştı. Bunun üzerine Jandar gülümseyerek, “Hikayeci olabilecek miyim, hikaye yazabilecek miyim, bilmiyorum” demişti. Uğradığım ikinci şaşkınlık bu oldu. Neden ki yani, düşünmüştüm, mükemmel kalemi var Jandar’ın, gayet akıcı bir üslubu, ilgi çekici ibareleri ve cümleleri. Neden hikaye yazmayacak? Onun bu cümlesinden hikayeye devam etmeyeceğini anlamıştım. Kendime göre bu sözden iki ders çıkarmıştım: Yazar kendini ve kalemini bilmeli. İkincisi; yazar ne yapmak istediğini tayin edebilmeli. Jandar ne yapmak istediğini tayin etmişti ki o güzelim hikaye ve eleştiri yazılarına rağmen, ileriye dönük başka planları vardı. Bu mevzu üzerinde daha fazla durmadık. Çünkü Jandar henüz tam olarak kaynaşmadan, halleşmeden, uzun uzun konuşamadan, bizden ayrıldı gitti.

Konya’da uzun zaman Sadreddin Konevi ve Muhyiddin Arabi okumaları yaptım. Tasavvuftaki Ekberî kolun hallerini sezer, tam olarak anlamasam da, fark ederim. Yıl 2010. Aradan on yıl geçmiş. Atlılar kapanmış, Fayrap beş yıldır yayımlanıyor. İlker Jandar bu arada hiçbir dergide görünmüyor. Fazıl Baş’la bir kitapçıdayız. Bir kitap görüyorum, ismi: İbnü’l Arabi ve Ekberilik. Yazarı Yetkin İlker Jandar. Fazıl’a soruyorum: “Bu Yetkin İlker Jandar, Atlılar’daki İlker Jandar mı?” Fazıl “Herhalde” diyor. İşte o zaman Jandar’ın “Hikaye yazabilecek miyim bilmiyorum” sözüyle, “Biz tanışmıştık” sözünü tekrar hatırladım. Hikaye yazmasa da İbnü’l Arabi’yle ilgili bir kitap yazmasından etkilenmiştim. Yıllar içinde aynı isme odaklanmamız ve okumalar yapmamız da etkileyiciydi. Tabii Jandar çok ileriye gitmişti; İbnü’l Arabî ve Ekberilik içinde, ismini duymadığım yüzlerce kitap ve mürşit vardı. Ben daha çok İbn Arabi’nin kitaplarını okumaya çalışmıştım, Jandar bununla yetinmemiş ve Ekberilik’in tarihine de yönelmişti. Anladım ki Jandar’la dergilerde yeniden karşılaşamasak bile zihinsel, içsel, düşünsel yolculuklarımızda birlikte hareket etmişiz, benzer yollardan geçmişiz ya da bazı kavşak noktalarında karşılaşıp halleşmişiz.

Asım Gültekin’le Beyazıt Camii’nin önünden geçerken biriyle karşılaşıyoruz. Asım Abi onunla ayak üstü konuşuyor. Ben o kişinin İlker Jandar olduğunu çıkarıyorum. Kilo almış. Saçları dökülmüş. Yine kolunda bir çanta. Bu sefer çanta sanırım siyahtı, bildiğimiz evrak çantasıydı. Yine sakin, kendinden emin ve arada sırada gülümseyen bir İlker Jandar. O, beni fark etmedi. Fakat kitabını gördüğüm gün, İlker Jandar’la karşılaşmamız, zihnimde mistik bir roman yazdıracak kadar çok anlam, olay ve diyalog uyandırmıştı.

İlker Jandar’ın Dünya Bizim’deki yazılarına bu yüzden sanırım benden daha çok sevinen olmamıştır. Sağ olsun, yazmayı bırakmadığı için. Birikim ve düşüncelerini Dünya Bizim’de değerlendirdiği için.

İlker Jandar’ın Dünya Bizim’deki yazıları ayrı bir yazının konusu olacak kadar iyi. Yine o akıcı dil, oturaklı üslup, ilgi çekici ibareler ve sıfatlar, yine o pırıl pırıl zeka.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 01 Temmuz 2013, 11:10
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13