O'nu çok sevdiğimizi söyler az hatırlarız!

‘Sevmenin, hayatın, imanın, zikrin müsebbibi olanı unutan kalp ne kadar yaşar?’ diye soruyor Zeki Bulduk..

O'nu çok sevdiğimizi söyler az hatırlarız!

 

İçimizden güzel ahlakı tamamlamak için pak ve ismetli gelene and olsun ki hüsrandayız!

Kim öğretti bize dosdoğru bir yol üzre olduğumuzu?

Kim gitti önce önümüzden Taif’te taşlanmaya?

Kim cesaret etti akrabalarını karşısına alıp gariplerle yola çıkmaya?

Kim minareyi yükseltmeden imanın yürekten gelen sesini arşa ulaştırdı?

Kimdi o efsane gibi anlattığımız, “bir eline ayı diğer eline güneşi tutuştursalar dahi yolundan vazgeçmeyecek” olan?

Kimdi gecenin koyultulmuşunda elinde bir avuç ateşle yüreklerdeki çerağı tutuşturmak için kendini tutuşturan?

Kimdi adı temiz olan ve hamdın en üst mertebesinde duran?

Sahi, kimdi anamızdan atamızdan çok sevip az hatırladığımız?Mukaddes Emanetler

Kimimizin aklında müşfik bir dede, kimimizin zihninde siyah elbisesiyle küfrün üzerine yürüyen adaletin kılıcı, kimimizin aklına düştüğünde bir gül rayihası olan, kimimiz onun evliliklerini konuşmaktan bıkmayan boşboğazlara dönerken; kimdi bir gece vakti anasının şehrini terk ederken “ey anamın şehri Mekke!” diye hüzünle ünleyen ve çöllere düşen?..

Sahi, kimdi anamızdan atamızdan çok sevip az hatırladığımız? Her hatırlamamızda hayatından bir parça alıp güncel bir tartışmanın ortasına o pak nefsinden attığımız?

Hatta hızını alamayıp adını başka adlarla kardeş kılan, kıyaslayan, yan yana getirenlerin sonra da “Habibullah’tır o” dediği.

Sahi, onlarca siyer kitabında adını her zikrettiğimizde “Allahın selamı onun üzerine olsun!” deyip elimizi kalbimize götürdüğümüz ve belki de kalbimizin en ücra yerinde tutup, kalbimizin kalbinde olduğu yalanını nefsimize söylediğimiz Allahın selamı-esenliği üzerine olan kimdi?

Yağmur dedik.

Gül dedik.

Rahmet peygamberi dedik.

Hamd edenlerin en büyüğü dedik.

Yetimlerin babası dedik.

Merhamet peygamberi dedik.

“Bir peygamber zırhını kuşandı mı savaşmadan geri dönmez” denildi… Dillimizde en ferah kelime belki de onun adıdır, Rahman’ın adlarından sonra. Ve onun adına ne çok rahmet okuttuk!

Sevmenin, hayatın, imanın, zikrin müsebbibi olanı unutan kalp ne kadar yaşar?

Mescid-i NebeviO, “Mekkeli, kuru et yiyen bir kadının oğluydu.”

Bir oğul, bir baba, bir dedeydi şüphesiz.

Seçilmiş bir insandı.

Kalbimizin seçip bir kenara bıraktığı “habibim sen olmasaydın…” hitabına mazhar olan âlemin sebebi.

“Sebebin gözü kör olsun!” diyenlerin dilleri lâl olmaz mı yıkılası dünyada, biraz derûnî gözle baksalar?!

Sevmenin, hayatın, imanın, zikrin müsebbibi olanı unutan kalp ne kadar yaşar? Hele ki “zikrimi çeken asamdır” demişken Şibli… Birer asadan öte değil canlar; yüreklerine Habibullah’ın sevgisi düşmemiş ise.

Torununu, damadını, kayınpederini, dedesini, pâk eşlerini, iffetli kızını, hicretini, cihadını bölüp bölüp koyduk muhabbet soframıza da yine eksilmedi bereketi sofraların, “asıl onu anmadığımız” halde. Onun gölgesinin değdiği ağacı dahi hatırladığında insanın yüreği inşirahla dolarken; onun adını bir kez muhabbetle anan dil ölesi değil!

“Ya Mustafa!..” Allah’ın selamı üzerinedir. Doğarken, sevenleri için ağlayan bir peygambere inanan nefsim adına yemin ederim ki; adını hicranla anmak hikmetin ve hakikatin kapısında durmaktır.

 

Zeki Bulduk, bir ismin yüreklerin paslı kilidini açacağını hatırladı

Šejla Kadić - Ya Mustafa

Güncelleme Tarihi: 12 Temmuz 2012, 14:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13