banner17

Onlar 'tatil'siz çocuklar!

Kural: Her çocuğun tatil hakkı yoktur! Ayşegül tatilde, Ökkeş ise su satarak tatilini geçiriyor pazar yerinde.

Onlar 'tatil'siz çocuklar!

Tatilsiz/talihsiz bir oyunAğıt, tatilsiz çocukların söylediğidir

Tatilin icat olmadığı topraklar vardır; kurak, bozkır, çöle kesmiş, suya hasret, adamın adamı bir karık su için kırdığı topraklar…

O topraklarda göbek bağı bir taşla kesilen çocuklar, yağmura, kara, fırtınaya, açlığa, bereketini kesmiş topraklara, baba dayağına, ana azarına, ağanın zulmüne, hayalin öldürülüşüne dayanırlar da bir tek çocukluğun masum çağrısına dayanamazlar: oyun!

Oysa pis bir oyunda her zaman kaybeden olma rolünü aldıklarını her oyuna kalktıklarında unuturlar.

Sen çalışmalısın yavrum!

Hababam Sınıfı’nda çalışkan bir Ahmet vardır. Müstahdemin oğlu. Konyalı. Mahmut Hoca ona: “Ahmet, sen okumalısın!” demişti. O Ahmet’in tatil yapma hakkı yoktur! Ahmet’in durumunda olan çocukların da tatil yapma hakkı yoktur!

Ağıt, tatilsiz çocukların söylediğidirO çocuklar, okul bitmeden yaylaya gider, koyunlara çobanlık ederken birdenbire büyürler.

Okul bittiği gün uzak bir kentteki akrabalarının yanında inşaata amele olurlar.

Karnelerinin yanındaki onur belgesi için bir avuç akide şeker alamadan sanayideki köylülerinin yanında vidaları sıkmaya giderler.

Karnelerindeki kırıkları gören babaları kıçlarına bir tekme vurur, deniz kenarında bir gölgelikte meşrubat satan asker arkadaşının yanına terbiye olsun diye gönderilirler.

Ağıt, tatilsiz çocuklar makamıdır

Yaylada türkü çağırırılar; ağıt makamında.

Sanayide dert yanarlar; ağıt makamında.

İnşaattan gelip geçenleri seyrederler; allı yeşilli kızlar, briyantinli saçlarıyla delikanlılar, modifiye Murat 131’lere bakarlar; ağıt makamında.

Deniz kenarında iç geçirirler, bakmaya utandıkları insan üryanlarına; ağıt makamında, dayak yemiş, yüz kızartıcı suç işlemiş gibi.

Uzak şehirlerde kamyonların plakalarına bakarlar. Memleketlerinin kokusunu taşıyan plakaları gördüklerinde bir makama çıkarlar; adı: ağıt.

Tatilcileri bekleyenler

Uzaklara gidemeyenler ise köylerinde kalıp koyun, kuzu, bebek, tavuk, hindi güderlerken tatil yapanların kimler olduğunu görürler; izlenme malzemesi, hayvanat bahçesindeki maymunlar mesabesinde olduklarını düşünürler; ağıt makamında.

Ağıt, tatilsiz çocukların söylediğidir

Şehirden gelen bir akraba çocuğunun lisan kırarak konuşması, tatil için köye geldiklerini her lafın arasına sokuşturmaları; Almancı akrabaların çocuklarının cümleleri arasında “şıvayn, katze, hunt” gibi kelimelerle çağırılmaları… Önce komik gelse de daha sonraları birer hakaret sözcüğü olduğunu anladıklarında tatile çıkan çocukla, tatile gidemeyen çocuk arasındaki derin uçurumun simgeleri haline gelir bu kelimeler. ‘Kast sistemi’, diyen öğretmen gelir akıllarına, içlerindeki çocuk bağırır: “Hocam! Kast ettiğin kast sistemi Hindistan’da değil, köyümdeymiş!..”  Öyle ki “cennet gibiydi” diye tasvir edilen tatil beldelerini anlatan çocuklar hiç de cennetlik insanlar gibi mütevazı değil, aksine şımarık halleriyle “kast” dağının tepesinden bakarlar tatil kitabı dahi olmayan çocuklara.

Sen şıvaynsın ben lionAğıt, tatilsiz çocukların söylediğidir

Tatile gidemeyen çocuklar, televizyonda ve kitaplarda resimlerini gördükleri “şıvayn” kadar dahi hak edemezler tatili. Denizi kartpostaldan tanıyan çocuklar, denize düşmüş bir “hunt” gibi debelenirler keder denizlerinde.

Kışın gübre naylonu üzerine yatıp bayır aşağı karda kayarken bir parça mutlu olsalar da; karlı dağlarda kayak yaptığını anlatan akrabalarını dinlediklerinde tüm gübre çuvallarını delik deşik ederler “katze” tırnaklarıyla tatile gidemeyen çocuklar.

Tatile gidemeyen çocukların en iyi bildikleri türkü, “Bayram gelmiş evime, aman anam garibem” diye başlar, “kan damlar yüreğime…” diye devam eder. Zira bir yürekleri vardır. Tatile gidemeseler de, takdir edilmeseler de, görmezden gelinseler de, askerde şehit olsalar da, büyüdüklerinde “beyinleri çabukça ele geçirilen insanlar” olsalar da, “ellerine vurulup ekmekleri alınsa” da, “sövene dilsiz, vurana elsiz” olsalar da bir yürekleri vardır ve o Ağıt, tatilsiz çocukların söylediğidiryürek de dinlenmek diler. Bir gölgelikte. Bir deniz kenarında. Bir serin dağ başında. Bir uzak akrabanın yanında çalışmadan, gezerek, görerek, izleyerek…

Kamyonlar kavun yerine o çocukları taşısalar

Tatile gidemeyen çocuklar “güney’e inemezler!”; batı’yı haritadan bilirler; kuzey denildiğinde üşürler; doğu denildiğinde “işbaşı” yapmak gelir akıllarına güneşin doğuşuyla.

Ölene kadar çalışmak zorundadırlar; kendileri -ki büyükleri ‘istikbalin’- için demişlerdir; aileleri için, vatanları için adam olmak çalışmakla kaimdir! Tembellik yapma hakkı yoktur sözlüğüne tatil kelimesini yazmaya izin verilmeyen çocukların!Ağıt, tatilsiz çocukların söylediğidir

Tatile gidemeyen çocuklar, her nerede olurlarsa olsunlar, sadece yol kenarına durup, gelen-giden araçları seyrettiklerinde tatil yaparlar. O vakit hepsinin dilinde aynı türkü vardır: “Kamyonlar kavun taşır/ Ve ben hep seni düşünürüm…” Köyden şehre giden, köyden Almanyalara giden, köyden gelin gidenin ardı sıra bakıp, hayallerini araçların ardına teneke bağlar gibi bağlayan çocuklar; ne kadar da benzerler kuyruğuna teneke bağlanmış “katze”lere…  Ama bir türlü tatilin kuyruğunu yakalayamazlar.

 

Zeki Bulduk tatillere alışamadı

Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2010, 22:20
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
SELAMİ
SELAMİ - 8 yıl Önce

KARDEŞİM HEPİMİZ ÇALIŞTIK ÇOCUKKEN ÖYLE TATİL FİLAN DA YAPMADIK. BUNU BU KADAR ABARTMAYIN BİZ İSTANBULDAYIZ ÜSTELİK TATİLDE YAPMIYORUZ ÜSTELİK O ÇOCUKLAR GİBİ GENİŞ ALANLARDA KIRLARDA BAYIRLARDA KAFADA DİNLEMİYORUZ
BIRAKIN BU DOĞUYA AĞLAMA EDEBİYATINI

M.Yılmaz
M.Yılmaz - 8 yıl Önce

Selami'nin acilen tatile ihtiyacı var. İstanbul'da epey gerilmiş. Hem de yazıyı anlayamayacak kadar:)

banner8

banner19

banner20