banner17

Ömrünü Hakk için halka hizmete adamış bir gönül eri: Sıddık Naci Eren

Adaleti, mütevazılığı ve kalbindeki Allah sevgisi ile mana âleminde bizzat Hz. Peygamber’in (sas) iltifatına mahzar olan Sıddık Naci Eren Efendi bu özellikleri ile Müslümanlara örnek bir şahsiyet. Deniz Demirdağ yazdı.

Ömrünü Hakk için halka hizmete adamış bir gönül eri: Sıddık Naci Eren

Balıkesir’de gözlerden uzak, sessiz mütevazı ve lakin insanlardan uzak olmayan bir hayat yaşanıyor. Bu hayat tarzında insanların faydasına işler yapılıyor ve gönüllere ışık tutuluyor. Yüceler yücesi Yaradan’ın rızasını kazanmak için halkalar halinde yayılan insan merkezli bir hareket bu. Tasavvuf ikliminde gelişen bu hareketin merkezinde ise Sıddık Naci Eren var. Uşsakî geleneğinin son halkalarından biri. Mevcudiyeti çevresindekiler için bir güven, şahsiyeti sığınılacak bir liman. Bu emin sığınak “Abide Şahsiyetler Belgeseli”nde öyle güzel anlatılmış ki, insan kendisini tanıyamadığı için gönlünde bir ağırlık hissediyor.

Sıddık Naci Eren 1925 yılında dünyaya geliyor Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edilmesinden tam 3 yıl sonra. Bu dönemde Ege’de, sonradan onun da dâhil olacağı, halkanın insanları din adına zor günler yaşıyor. Tasavvufun insanları kaynaştıran iklimi, birileri tarafından bir başka resmedilince ortaya yanlış anlaşılmalar ve yanlışlıklar çıkıyor. İşte böyle bir dönemde dünyaya gelen Naci Eren, Balıkesir’in Aktarma köyünde ilk adımlarını atıyor. Babası Hacı Hafız Ali Efendi annesi Hanife Hanım. Hafız Ali Efendi İstanbul’da eğitim görmüş ve çok iyi yetişmiş bir müderris aslında. Ancak devrin şartlarından dolayı bu özelliğine geçit verilmiyor. Ve o da bu özelliklerini bir kenara bırakarak çiftçiliğe başlıyor.

Sıddık Naci Eren Efendinin çocukluk dönemi çok ilginç; herhangi bir eğitim görmüyor. İslam ilimleri ve Kur’an eğitimiyle ilgili ilk derslerini babasından alıyor. Bu durum onun dünyevi bilgilerle fazla içli dışlı olmasını önlüyor. Adeta onu bir yere doğru hazırlıyor. Kalbe düşen Allah sevgisi bir lütuf ve o bundan kana kana içiyor.

İlk eğitimini babasından aldı

Sıddık Naci Eren çocukluğundan şöyle bahsediyor:“Yalnız 3. sınıfa kadar okumuşum o zamanın şartlarında 4. sınıfa geçmeden bıraktık. Fakat çocukluk devremde dahi Allah celle celalühü ve Resulullah’a karşı içerimden gelen kuvvetli bir arzu vardı. Hatta sokaklarda caddelerde yalnızlığı severdim ve kendi kendime Allah’a naz ederdim muhabbet ederdim. Kaside söylerdim, sena ederdim bazı da ağlardım.”

Bir noktadan sonra Aktarma köyü Sıddık Naci Eren Efendi’yi sıkıyor, dünyevilik adına yaşananlardan memnun değil.  Ancak askerlik ve sonrasını beklemesi gerekiyor.  Bir süre geçim derdiyle yapılan işlerin ardından 1944 yılında askere gidiyor. İşte onun için dönüm noktalarından birisi bu dönemde yaşanıyor. Tasavvufun manevi ikliminde kanatlanıyor bambaşka bir hale bürünüyor. Kalbi engin bir sevgi deryasında çırpınıyor. Adeta dünyevi eğitim için alınan yolun aksine manevi eğitimde alınan uçsuz bucaksız bir yol kat ediliyor.  Mürşidâne bir bakış kalbe işliyor. Zaten buna hazır olan kalpte maneviyat, bu bakışın ya da nazarın etkisiyle gelişiyor.

Bu nazarın sahibi Uşakki Şeyhi Hacı Bekir Visali Hazretleri. Uşakkî geleneğinin son dönem en önemli mürşitlerinden birisi olan Hacı Bekir Visalî, İzmir’de yaşıyor ve her türlü zorluğa rağmen insanların gönüllerine sesleniyor.

Uşakkî Şeyhi Hacı Bekir Visalî Hazretleri hakkında Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç şu bilgileri verir:

“Bekir Sıtkı Visali, Visali onun şiirdeki mahlası. Kavuşmuş, kavuşan anlamına geliyor. Bekir Efendi, İstanbul’a gelerek zahiri ilimleri Fatih Medreseleri’nde okumuş bir âlim. O esnada yine Fatih Medreseleri’nde hocalık yapmakta olan Muzaffer Ozak Efendi’nin de ilk intisab ettiği kişilerden birisi olan Abdurrahman Sami Efendi,  Abdurrahman Sami Niyazi Saruhani isimli zata intisab ediyor. Bu zatların bağlı bulundukları yol Halvetiyye’ nin Uşşakiye denilen bir şubesi.

Uşşakilik geleneği Pir Seyyid Hasan Hüsameddin Uşşaki Hazretleri ile başlıyor. Şerif ve seyyid olan bu büyük zat Buhara’dan göç edip manevi olgunlaşmasını Anadolu’da gerçekleştiriyor. Önce Erzincan’da kalıp eğitimini tamamlıyor ve ardından Şeyhi tarafından irşada başlamak üzere Uşak’a gönderiliyor. Şeyhinin vefatının sonrasında da halveti halkası içerisinde şeyhinin postunda onun takipçisi oluyor. İşte bu andan itibaren gelecekte Osmanlıda ve özellikle sarayda etkin olacak bir hareketinde başlatıcısı oluyor. Sultan II. Selim’in vefatı üzerine tahta geçen III. Murat hocası ve mürşidi olan Seyyid Hasan Hüsameddin Uşşaki Hazretlerinin manevi himmetlerine erişebilmek için onu yakınlarında istiyor ve İstanbul’a getirtiyor. Seyyid Hasan Hüsameddin Uşşaki Hazretleri Kasımpaşa’da yapılan külliyeye yerleştiriliyor. “

Seyyid Kazım Efendi’yi asla terk etmedi

1962 yılında Bekir Visalî Hazretleri vefat edince posta Mehmet Ruhi Uşşakî Efendi geçiyor. O da yurtdışında geçirdiği kaza sonrasında vefat edince bu kez sıra Seyyid Kazım Kızılkanat Efendi’ye geliyor. Bu arada ayrılıklar yaşanıyor ancak Sıddık Naci Eren Seyyid Kazım Efendi’yi terk etmiyor ve bütün sevdikleriyle hizmetine koşuyor. Bir mesaj veriyor herkese… Birlik ve beraberlik adına aynı zamanda Peygamber torununa karşı saygısını ve muhabbetini gösteriyor.

Efendiler Efendisine (sav) olan sevgisi karşılıksız kalmıyor, mana âleminde bizzat Hz. Peygamber’in iltifatına mahzar oluyor Sıddık Naci Eren Efendi. Onun için artık gam ve keder yok bu yolda, zira en sevdiğinin sevdiğini seviyor ve ona saygıda kusur etmiyor. Peygamber torununun kalbini kıran peygamberinin kalbini kırmış gibi olur diyor. Ve bu konuda tavrını net bir şekilde ortaya koyuyor. Kazım Efendi vefat ediyor artık insanları toparlama sırası işaret olunduğu üzere Sıddık Naci Eren’de.

Kitapların dünyasında kendisini ümmi olarak telakki eden, ancak mana âleminde yaptığı sırlı yolculukların sonrasında kendisini yazmaya adayan Sıddık Naci Eren Efendi iznini de mürşidinden alıyor. Seyyid Kazım Efendiye gönlüne dolanların, doğanların etkisiyle kitap yazıp yazamayacağını soruyor.  Kazım Efendi de zaten ona verilen müjdeyi biliyor ve izni veriyor. İlk eseri de Peygamber Efendimiz adına oluyor.

Onun eserleri hakkında Prof. Dr. Mehmet Akkuş şunları söylüyor:

“Sadece tek yönlü bir eser değil bunlar. Öncelikle Cenab-ı  Hakk’ı tanıma, ona niyazda bulunma, müracaatta bulunma onu gerçekten kalbimize gönlümüze sindirme bakımından Cenab-ı  Hakk ile ilgili eserleri var. Müteessiflerinin ve ihvanının gönlüne Allah sevgisini, Allah korkusunu yerleştirmek için böyle eserleri var. Bir başka grupta da Peygamber Hazretlerini tanıtıcı onu sevdirici onun hadislerinden bize örnek olacak hayatından bir takım kesitleri ortaya koyan eserleri vardır. Bunun devamında da Sahabe-i İkramı bize anlatıyor. Hayatlarından bize örnekler sağlıyor.

Sıddık Naci Eren Efendi’nin kitap yazma yolculuğu hala devam ediyor. O bir taraftan sohbetleri diğer taraftan yazılarıyla insanlara sesleniyor onları irşad ediyor. Yazılarında sadeliğe önem veriyor herkes anlayabilsin diye. Şiirleri besteleniyor, ilahi formatında söyleniyor, tasavvuf yolu bu şiirlerde ortaya konuluyor. Şiirler bir kitapta toplanıyor ve ortaya divanı kebir çıkıyor. 1000 sayfalık ‘Sıddık Naci Eren Divanı’ insanlara ulaşıyor.”

Örnek bir insan modeli

Kitapların geneline baktığımızda bir insan modeli sunuluyor. Bu her türlü kötülükten arınmış kalbi gerçeğe, iyiliğe, Allah ve Peygamber sevgisine uyandırılmış topluma faydalı bir insan modeli. İşte bu noktada yazılan her bir kitap, müellifinin dışa yansıması ile oluyor. Nazımda da nesirde de bu görülüyor ve okuyanlar da bunun farkında.

Balıkesir’in sosyal hayatında Sıddık Naci Eren’in etkisi büyük. Her konuda muhataplarının problemlerini çözmeye çalışıyor. Manevi anlamda onlara yol gösteriyor bütün etkinliğine rağmen mütevazı kişiliği ile ön plana çıkmadan bunları gerçekleştirmesi herkesin dikkatini çekiyor. O, gece gündüz demeden rabbinin rızasını kazanmak için çalışırken görünmüyor ortalarda. Yaşanan her şeyin ardından iç fethini yapmış bir şekilde çekiliyor köşesine.

Hayatının son zamanlarında her türlü sosyal faaliyet içinde görüyoruz onu. Bazen bir düğünde bazen bir yardım faaliyetinde… Yön verdiği kişiler halkın arasına girip ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşuyor. Onun himmetini almak isteyenler ise eline sarılıp medet umuyorlar. Sıddık Naci Eren Efendi ise olanca mütevazılığı ile gülümsüyor herkese. İşte bu noktada insanlardan bir insan olup dünya adına her şeyi elinin tersi ile itmesi devreye giriyor. Kırmıyor hiç kimseyi. Onun işi kırmak değil yapmak çünkü… Din adına görülen kötü örneklere, yapılan yanlışlara rağmen gerçek İslam’ın yaşanabilirliğini ortaya koyuyor.

Efendiler Efendisine ve onun ehli beytine duyduğu sevgiyi dillendiriyor her zaman. Aşk derecesindeki bağlığını vurguluyor ve gösteriyor.  İnsanlar karşılıksız ve riyasız sevgiyi görüyor onda. Söyledikleri ve yaptıkları birbirini tutuyor ve üstelik bu konuda çok titiz. Bu yüzden bir dediği iki edilmiyor. Her sohbetinde Efendimizden örnekler veriyor.

O, kendisini sevenlere; geliştirin kendinizi diyor. Okuyun öğrenin ilgilenin çevrenize duyarlı, insanlara yardımcı olun, dua edin ve ibadetlerinizi aksatmayın diyor. Aynı zamanda güçlü bir Türkiye’nin birçok alanda örnek olabileceğinin de farkında. Bu yüzden istiyor ki, insanlar da Türkiye’nin gücünü fark etsin ve ona göre hareket etsin. 

Bir hac zamanı Mekke ve Medine hac emrini yerine getirmek için gelen yüzbinlerce Müslümanı ağırlıyor. Sıddık Naci Eren Efendi de yakınlarıyla birlikte oradadır. Bayramın birinci günü şeytan taşlamak isteyen Müslümanlar Mina’ya yürüyor. Bir insan seli var adeta yürümek ne mümkün. Yakınları Efendiyi uyarmak böylece şeytan taşlamayı sonraya bırakmak istiyor. Ancak Sıddık Naci Efendi kararlı, sonrası ise sırlı…

Yardım faaliyetlerini destekledi

Adaleti ile örnek bir duruş sergiliyor ve bu duruş çocukların bile dikkatini çekiyor; torunları arasında bile çözülemeyen problemlerin çözümü Sıddık Naci Eren oluyor. Evde fark edilen bir disiplin mevcut, her şey belli bir program ve düzen dâhilinde işliyor. 4 oğlu ve bir kızı bulunan Sıddık Naci Eren Efendi bütün çocuklarına ve torunların aynı mesafeden sesleniyor.  Hiç birini kırmadan hareket ediyor. Sessiz ancak neşeli bir aile hayat onunkisi. Ve bu hayatın ortasında mütevazılığı ile insanları irşad eden bir mürşiddir o.

Sıddık Naci Eren Efendi sevenlerine daha çok insana ulaşmayı ve yardım etmeyi tavsiye ediyor her daim. Bu amaçla birçok hayrın gerçekleşmesinde ön ayak oluyor. Mesela kurulan vakıflardan biri Pir Seyyid Hasan Hüsamettin Uşşaki adını taşıyor. Onlar benzerlerinde olduğu gibi hayır sahibi insanlarla ihtiyaç sahibi insanların arasında bir anlamda köprü görevini üstleniyorlar.

Mütevazı bir mürşidin yönlendirmeleriyle insanları kırmadan tasavvuf geleneği içerisinde Türkiye’nin bir gerçeği oluyor o. Osmanlı döneminde ön plana çıkan ve hatta Uşşakizadeler olarak nam salan bu geleneğin temsilcileri şimdilerde Sıddık Naci Eren Efendi ile birlikte yeni bir açılım gerçekleştiriyor. Onunla beraber olanlar insanların hizmetine koşuyor, kurumları ile sosyal barışa hizmet ediyorlar. Geleneksel kültüre de uzak kalmayıp bu alanda da çalışmalara talip oluyorlar. Sıddık Naci Eren Efendi ise bu çalışmaları destekliyor ve yön veren isim oluyor. Ta ki 24 Nisan 2018’de 93 yaşında vuslata erinceye kadar. Onun hizmet felsefesi Allah için cömert olma, adaleti sunma gönüllere seslenme, yüksek himmetiyle ve insanları fitneden uzaklaştırmaktı.

Tüm bunlara rağmen son derece tevazu sahibiydi. Bunu şu sözlerinden anlamak mümkün:

 “Kim evliyalık ilan ederse ben Allah dostuyum derse tehlikelidir. Biz bunlardan değiliz Tarikat-ı aliyeye gelen kişinin hali kapı eşiği gibi olmalı. Kapı bir eşiktir kapı eşiği gibi mütevazi olayım, toprak gibi alçak gönüllü olayım… Böyle kimsenin daima ümmeti Muhammet’e merhameti olacak dua edecektir.”

Deniz Demirdağ

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 12:38
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20